2016/03/24

Hayatın İçinden (7): Başvuru

14 Aralık'ta Londra'ya indim. 15 Aralık'ta hocayla konuşunca yaptığım ilk iş, hocaya 'buraya gelmek istiyorum' demek oldu. Önce biraz tereddüt etti, para bulabilir miyiz, sen istediğine emin misin, burada hayat zordur vb. Ben İstanbul'da yaşadım sorun olmaz dedim. İkna ettim. Başvuru belgelerine baktım bir yandan. Her şey tamam, ama dil eksik. Kolay diye düşünüyorum. Başvuru son tarihi 31 Ocak. Bir buçuk aydan fazla var. Ne olur, ne olmaz diyip, TOEFL için yer bakmaya başladım. Madrid'de en erken 30 Ocak. İstanbul? 30 Ocak. Adana? Yok. Ankara? Yok. İzmir'e, Antep'e bile baktım. Yok! Okula sordum, 31 Ocak'tan sonra başvurabilirsin ama burs ve kalacak yer için yardımcı olamayız, muhtemelen çok zor olur dediler. TOEFL yoksa IELTS vardır, Madrid, İstanbul, Ankara, Adana, en erken 15 Ocak. Yok, yok, yok! Bir yandan Olmaz diyorum. Bu şekilde bitemez.

İki gün sonra jeton düştü. Londra'da yok mudur?

17 Aralık günü, 19 Aralık'ta TOEFL için yer buldum. Maps'ten hızlıca adrese baktım, merkez Londra'da bir yer çıktı, kolay! 200 dolar + 40 dolar üç günden yakın başvurduğun için. Ne olacak? Aldım gitti. Fakat onay e-postası gelince gözlerime inanamadım: Çünkü şehir yerinde Londra değil, Luton yazıyordu! Önceki adres yanlışmış, isim benzerliği. Kısa bir süre ben tamamen yanlış görerek aldım herhalde diye düşündüm. Neyse, azıcık araştırınca gördüm ki Luton, Londra'nın 50 km dışında bir yermiş. E nasıl gideceğim? Tren var, 1 saatten fazla sürüyor. Sınav sabahın köründe. Erken gitmem lazım, kaybolma ihtimalime karşı.

Gece uyuyamadım, kırk türlü tilki dönüyor, zor zamanlar. Sanırım 2 idi daldığımda. Sabah 5'te uyandım. Etraf zifiri karanlık. Metroya binip tren istasyonuna gittim. Kimsecikler yok, girişler açık. Ama bendeki kart geçmez eminim, çıkamam öteki taraftan, bir yerden bilet almam lazım, gişeler kapalı. Birine sordum, gösterdi makinaları, bileti almayı başardım. Trene, tam emin olmadan, bindim. 5 durak sonra koca kompartımanda sadece ben kaldım, eski püskü tren sallana sallana ülkenin ortasına doğru gidiyoruz hissiyatındayım. Dışarısı hala zifiri karanlık. Tren eski olduğundan, haliyle duraklar sesli okunmuyor. Sürekli tetikteyim. Luton! -- Bizim Leganes'e benziyor, her yer kapalıdır, açık yer de yoktur, kahvaltı da edemem herhalde, felaket uykum var, başım ağrıyor allah kahretsin, kahve bulsam toprağı öperim diye düşünüyorum. Tren istasyonundan çıktım ve karanlıkta en anlamlı logoyu gördüm: Starbucks! Hakkaten toprağı öpecektim az kalsın. Solo söyledim, Americano içersem sınavda tuvaletim gelir falan, nemelazım. Kız paraları karıştırmama güldü (50 sent, 1 pounddan büyük çünkü!) Welcome to UK, this is just beginning! dedi, bir şey diyemedim sadece gülümsedim.

Sınavdaki tek sıkıntı yanımdaki kızla aynı anda konuşma kısmına başlayıp, sürekli aynı sorularda tesadüf sürekli ters argümanları savunmamız oldu. Ara ara o beni, ara ara ben onu kitledim sanırım. 3. roundda 1 saniye önde olduğumu farkettim, makineli tüfek gibi konuşmaya çalıştım. Notlandıranlar ne olduğunu anlayamamıştır, o bölümden 23 vermişler o yüzden. Ama 109 aldım, paçayı epey güzel şekilde yırttım.

Sonuç çok optimal bir zamanda elime ulaştı. Her şeyi toparladım ve başvurdum. Ve 1 aylık bekleme süreci başladı. İçimdeki optimist ile pesimistin kavgasına sahne oldu bu süreç. Bir tarafım olmazsa hiç şaşırma diyor. Klasik. Zaten bir önceki sene başvurularla geçmiş: Max Planck'a başvurmuşum, grup lideri almak istemiş, uğraşmış, ama enstitü başkanına takılmışım. Ecole Normale Superieure'de bir pozisyona başvurmuşum, sadece diğer bir adayla shortliste kalmışım, olmak üzereyken olmamış. Geri dönüş bile alamadığım sayısız başka başvuru... Olmayabilir diyorum, bir şeye takılıverirler. Mülakattı, hır gürdü, fonlar azmış, çok başvuru gelmişmiş (hadi ya!) falan derken, oluverdi. Hem de bursu okuldan almayı başardım, yani hocanın kendi fonlarını taşımasına ısrar etmeme gerek kalmadı!

Bu blog benim akademik maceramın dökümü gibi, buraya yazdığım her zehir zemberek yazı Türkiye'deki okullarda uğradığım gerizekalılıkların sonucu. O yüzden mutlu sonu da buraya yazmak lazım. İnsan tabii gitmeden emin olamıyor. Oldu mu gerçekten? diye. Londra'ya ayak bastığımda tekrar yazarım buraya. Şimdilik sadece kabul edildim! diyeyim, böyle kalsın.