2016/01/26

Adam Olmak

Çevrende herkes şaşırsa,
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden.
Döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada yitirsen bile,
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu.
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen dayanabilirsen tek.
Herkesle düşüp kalkar, erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken,
dost da düşman da incitemezse seni,
ne küçümser, ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir,
üstelik oğlum, adam oldun demektir…
Rupyard Kipling

2016/01/19

Rastgele Anılar (7): Düşünmek

Bizim ortaokulda, okulun bahçesinde yuvarlak, etrafı taş ve içinde ağaçlar olan yerler vardı. Uzunca yazmaya gerek yok, ağaç dikmişler, etrafını sarmışlar işte. İnsanlar bu taşlara otururlar, etrafı seyrederlerdi. Bense tenefüslerde bu taşlara ters bir şekilde oturur (yani yüzüm dışarı değil, ağaca doğru bakarak), kafamı bacaklarımın arasına alır, uzun uzun düşünürdüm. 12 yaşında bir çocuk neden böyle olur? Kimbilir?

O zaman sınıfta aşık olduğum bir kız vardı, tabii ki sınıfın en çalışkanı ve tabii ki benimle ilgilenmiyordu. Bir keresinde yine ben bu şekilde otururken, en yakın arkadaşıyla birlikte yanıma geldiler. Yanıma oturup benimle konuştular. Bana böyle yapmaları çok garip gelmişti, niye ki? acaba beni seviyor mu? demiştim, mutlu falan olmuştum. Şimdi düşündüğümde, herkesin alabildiğine acımasız olduğu o yaşlarda, bunu yapmaları ince bir hareketmiş diye düşünüyorum.

Bugün, nedense, bu anı aklıma geldi; kantinde bölümün sekreterini gördüm kahvaltı alırken, selamlaştık, başka yere oturmak ayıp olur, ama yanlarına gitmek istemedim, düşünmem lazımdı, evet düşünmeliydim ve sonuçta en kuytu köşede ve dışarı bakıp dalabileceğim başka bir yere oturdum. Ben kantinden çıkarken sekreter görüşürüz deniz diye seslendi, dönüp görüşürüz derken belli belirsiz yukardaki olayı hatırladım. İnsan neden olduğunu bilmeden hisseder, sekreter de benim için belli belirsiz endişeleniyor gibiydi. Zaten uzun bir süredir benim yapmam gereken işleri, bana söylemeden, benim için hallediyormuş. Son birkaç günde, birkaç yerden onun işi bu değil, senin yapman lazım dediler. Bense bunun farkında bile değilim, habire kapısını çalıp şu işi halletmemiz lazım diyorum. Benim için form dolduruyor, getiriyor, imzalatıyor; halbuki o formu benim bulup, imzalayıp, gereken yere vermem gerekiyormuş! Allahtan Adana'dan dönerken ona bir kutu lokum getirmeyi ihmal etmemiştim.