2016/08/09

İsmail

İsmail'in kardeşi onu anmak için bir site açmış. Onu görünce, burada başladığım ama bir türlü bitiremediğim İsmail yazısı geldi aklıma. Uzun zamandır ne yazmaya çalıştıysam sildim. Silbaştan yenisini yazdım.

Onu burada anmak özellikle yerinde çünkü biz İsmail ile aslında bu blogda tanıştık. Blogu yeterince gezerseniz mutlaka bir yazıda yorumuna denk gelirsiniz. Benim İTÜ'de olduğum zamanlar burayı takip eder, yorum yazar, ben de onun blogunu takip ederdim. Boğaziçi'ne geçince, bir süre buradan tanıştığımızı çaktırmadım. Ama eğitim ve bilim gibi konularla hakikice ilgilenen insanlar olarak uzunca muhabbetlere dalmamız uzun sürmedi. Bir gün ettiğimiz muhabbetlerin de etkisiyle ışık yanmış, 'Deniz konsepte aykırı mı lan yoksa?' diye. Gece gece Barış'ı aramış. Ertesi gün yanımda Schopenhauer'le dalga geçiyorlardı, dayanamadım lafa girdim, öylece dediler 'ne diye söylemiyorsun oğlum?' diye, resmileştirmiş olduk.

İsmail'i bilen biliyor, cana yakın, hevesli, gülümsemesini hatırlamamanın mümkün olmadığı birisiydi. Bir şeyler anlatmanın güzel olduğu insanlardan birisiydi. Ettiğim bazı laflara inanmaz, tahtaya götürür türettirirdi. Sosyal içerikli konularda, her samimi arkadaş gibi, sık sık ayrı düştüğümüz olurdu. Ben hiç eksik olmayan en radikal fikirlerimi ve eleştirilerimi İsmail'e gayet normal şeylermiş gibi açardım, şöyle kafasını geriye atıp 'Oğlum amma acayip adamsın ha!' diye samimice söylenirdi.

Bir keresinde, bölüm kapısından çıkıp çay içmeye gidiyorken aniden 'böyle blog yazıyoruz, Türkçe içerik oluşturuyoruz ama hiçbir kıymeti yok. Yarın başka birisi Amerika'da doktora yapmış diye, bizden çok daha kıymet verip, onlara öncelik verecekler' diyiverdi. Bu duygu diğerlerinden farklı işler yapan her insanda belirgindir, insan bazen her şeyden şüphe eder, ben bunları yapıyorum da ne oluyor duygusu iyice üste çıkar. Teselli edip, o blogdakileri değerli yapanın neye kıymet vereceğini bilmeyen insanların verip/vermediği değer olmadığını söylemiştim. Lafı böyle karıştırdım mı emin değilim (muhtemelen) ama ikna olmuştu, 'haklısın!' demişti. Eğer hayal ettiği gibi Türkiye'de hoca olabilseydi bu işte fark yaratacak, parmakla gösterilebilecek çok az sayıda insandan birisi olacaktı muhtemelen.

Stackoverflow tutkunuydu, oturup oradan insanların sorularını cevaplardı. Hatta bir keresinde Stackoverflow'da iyi bir profile sahip olmanın kendisi için pek çok şeyden daha motive edici olacağını söylemişti. Benim anlayamadığım bir şekilde yardım etmekten haz alıyor, aldığı ve öğrendiği her bilgiyi nasıl paylaşabileceğini düşünüyordu. Bu yüzden görselleştirme araçlarını araştırıyor, blogunun tasarımına dikkat ediyor, kullandığı görselleri özenle tasarlıyordu. Bazen beni bilgisayarı başına çağırıp blogunun sağ köşesinde şu noktada bu not çıksa insanlar daha mı iyi anlar diye bana soruyor, uzun uzun uğraşıyordu. Onun kadar bu işe düşkün birisini tanımadım. Bu yüzden çok çok iyi bir öğretmen olacaktı şüphesiz.

Ardından hepimiz ikilem içinde kaldık, anlayamadık. Sevdiklerimize sarılıp ağrımızı hafifletmeye çalıştık. Tabii o zamanlar dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair çok daha az bilgim vardı. Sebepler düşündüm, kendi içimde bir sürü şeyi suçladım. Ama sonuçta bir sebebi de yoktu sanırım. Yaşadığı 30 yıl içinde bu kadar çok insanın hakkında o kadar güzel şey söyleyebildiği, tanıdığım tek insandı. Şimdi adına yaz okulları düzenleniyor, onun mutlu olacağı gibi insanlar onun adına bilgilerini birbirleriyle paylaşıyor ve muhtemelen ilerde daha güzel şeyler de yapılacak. Hakikice verdiği emeği boşa gitmedi, hep istediği gibi insanlara ilham veriyor. En azından onu görmek güzel.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder