2015/08/28

İyi İnsan - II

Çok önceki yazılarımdan birinde, iyi insan mevzusunu konu almış fakat orada iyi insanın ne olmadığını ancak söyleyebilmiştim. Geçenlerde düşünürken aklıma çok basit bir tanım geldi:
Yapmasa kimsenin 'niye yapmadın, ayıp etmişsin' demeyeceği şeyleri karşılık beklemeden yapabilen insan.
Bu geniş bir tanım. Öncelikle, her ne kadar platonik idealleştirmeler insanlara çok kolay gelse de, iyi insanın görece bir kavram olduğunu teslim etmek zorundayız. Haliyle, elbette, temel şeylere sadık kalınarak neyin iyi neyin kötü olduğunu yarattığınız sosyal ortam belirliyor. Tüm sosyal ortama rağmen değerleriniz farklı olabilir elbette -- ama yine de çevrenizle kısıtlısınız çünkü size 'iyi' veya 'kötü' diyen onlar neticede.

Yukardaki tanımın ima ettiği şeyler var: Ortalama insanın dahi, sırf ayıp olmasın diye, yapacağı iyilikler var. Bunlar az değiller ve toplumun kararlılığı için devam ettirilen şeyler, belki yüzyıllardır... Bu iyilikler değersiz olmasa da, yapan insanın iyi ve düşünceli olduğunu göstermiyorlar. Bu iyilikler kardeşiniz, yakınınız, sevdiğiniz insanlara yaptığınız herkesin kardeşine, sevgilisine yapmaya çalıştığı şeyler de değiller.

İnsanı bu konuda ayrıcalıklı hale getiren, kimsenin yapmayacağı, yapmasa kimsenin yadırgamayacağı, ince düşünen insanların dahi o da şöyle yapabilirdi demeyeceği noktalarda karşıdakinin yanında durması. Ne olursa olsun, çıkar veya karşılık veya sonunda bir 'ödül' beklemeden sabır etmesi. Bunu sadece karşıdakinin iyi olması için yapabilmesi, bundan başka hakiki bir dert gütmemesi.

Tabii insan hafızasızlığıyla ünlü bir yaratık. Daha doğrusu bilişsel yanılgılarıyla ünlü. Bir günde olan olayların, geçmişte yapılan tüm şeyleri silip süpürmesi hiç de az rastlanılan bir şey değil. Bu yüzden iyi biri olmaya çalışan birisinin, en başta kendi hafızası ve bilişsel yanılgılarına bakması, bunları yenemese de, farkında olmaya çalışması gerekiyordu zaten. Ondan bu blogda onca psikoloji yazısı var, hepsinin bir amacı var, spor olsun diye yazmamıştım.

Gerçekten iyi bir insan olmaya karar verecekseniz, şunları akılda tutmanızda fayda var: Kimsenin yapmayacağı şeyleri yapıp yardım ettiğiniz insanlar, gün gelecek sadece sizin onlara yapmadıklarınızı hatırlayacak ve sizden belki de nefret edebilecek. İyi insan olmak aynı zamanda bunu baştan öngörebilmek, bunun intikamının da peşinde koşmamak demek. Karşılıksız yapıyor olmanız, hatırlanmasını istemediğiniz anlamına gelmez. İstemeniz de karşılıksız yapılmadığı anlamına gelmez. Ama kimseye hiçbir şeyi hatırlatmanın da manası olmaz. İnsanları onları ele geçirmiş zihinleriyle baş başa bırakın, gerçeği bilmek bize yeter.

2015/08/21

Kuşlara uçmayı öğretmek

Üniversite eğitimi hakkında Nassim Taleb'in güzel bir metaforu var: Kuşlara uçmayı öğretmek (lecturing birds on how to fly) diye çevirebiliriz. Metafor şöyle:

Yeni doğmuş kuşları sınıflara dolduruyorsunuz, aerodinamik, kuş anatomisi hakkında dersler veriyorsunuz. Yıllarca işkence ediyorsunuz, bazıları derslerde uyuyor, bazıları derslere gelmiyor, kimisi uçmak böyle öğrenilmez ki diye diye okuyor; yoklama falan alınıyor, işler ciddi. Sonunda kuşlar uçuyor! Herkes mutlu oluyor, kepler atılıyor. Hocalar öğrencilere gururla bakıyor, emekleriyle uçan kuş yetiştirmiş olmaktan gurur duyuyorlar, gözleri nemleniyor. Mezuniyet töreninde kol kola giriliyor, fotoğraflar çekiliyor, bölüm kültürü pekiştiriliyor.

Aslında olan ne? O dersler olsa da olmasa da, kuşlar uçmaya programlı, yine uçacaktılar.

Bir fikri anlamaya çalışmak yerine hemen cevap yetiştiren baştan kaybetmişlerin sorusu hemen geliyor tabii: E o zaman niye lise mezunları da üniversite mezunları gibi işler çıkarmıyor?

Basit.

Bir, üniversite bize Montessori okullarının öğrenciye yaptıklarını yapıyor. Derslerin bir-ikisi dışında hepsi kariyerlerinin başında gişe memurluğu sınavı yerine yanlışlıkla araştırma görevlisi sınavına girmiş arkadaşlar tarafından verilse de, kütüphaneye girdiğinde aklına hayaline gelmeyecek konularda kitaplar buluyorsun, daldıkça dalıyorsun. + Internet. Aklına gelen her şeyi araştırabiliyorsun. Derse gitmeden, kütüphaneye gitmek serbest (yoklama alan dinozora denk gelmediysen). Mesela ben İTÜ'yü hiç sevmez ama kütüphanesiyle (ve kampüsüyle) aşk yaşardım. Hiç almadığım ama hep yerlerinde duran kitaplarım vardı, gidip gelip onları okurdum. Üniversiteler bir sürü imkan tanıyor, güneş arabası takımına girebiliyorsun, rüzgarla çalışan araç projesinde çalışmak isterim diyince girebiliyorsun, bir sürü değişik aktivite. Geriye baktığımda (küfretmeyin ama) İTÜ'nün bu konudaki çeşitliliğine şükrediyorum. İki, daha basitçesi, lise mezunları da bugün internet sayesinde pek çok şey başarabilirler aslında, fakat lise diplomasıyla hiçbir yerde işe başlayıp, kendini gösteremezsin. Yok öyle bir şey.

Üniversite eğitimi diyince aklıma, artık, kuşlara uçmayı öğretmekten başka bir şey gelmiyor. Araştırma bambaşka bir dünya. Araştırma grubu kurup orada öğrencileri eğitmek de başka bir şey (usta-çırak olabilecek sorumluluk duygusuna sahipsen). Ama temel olarak eskiden beri akademiyi şöyle böyle desem de hep devam eden 'hoca' olma isteğimin, neden şu anda sıfırlandığını çok daha iyi anlıyorum. Çünkü ilk sene gözleri ışıldayıp, son sene her şeyden nefret eden öğrenciler göreceğim ve dahası bunu kişisel olarak engellemekte hiçbir fonksiyonumun olmayacağı açık. Mükemmel bir ders hazırlasan bile diğer derslere küfretmekten her şeyden bıkmış insanlara, bir dönemde bir cümle aktarabilirsin belki. Kaç tane normalde meraklı ve yetenekli mühendis, girişimci, biliminsanı olacak insanın, üniversitede kendilerine gösterilen teknik içerikten tiksinip, pazarlamacılığa razı olduğunu gözlerimle gördüm. Yüksek lisans, doktora jürilerine gitsen istekli, parlak öğrencilerin, dingil dingil konuşan birkaç ego balonunun lafları altında ezildiğini göreceksin. Kavga çıkarsan, kavgacı olursun, hem öğrenciye bile zarar. Mecbur susacaksın.

Bu şekilde davranmak da mecburken, ülkeye ve dahası oraya çalışıp gelen öğrencilere büyük bir şaka olarak tasarlanan bu mekanizmaya ortak olmanın akıl karı bir tarafı yok diye düşünüyorum artık. İlerde olur da birileri bu yapıya el atıp, delik deşik ederse -ki umarım- sokağa çıkıp iş güvencesi için eylem yapanlara karşı -İTÜ Ar. Gör. eylemlerinde olduğu gibi- hiçbir sempatiyle bakmayacağım sanırım.