2015/04/13

Hatalar

Geçenlerde, geçen dönemde hayatın getirdikleri ve kendi kendime düşündüklerim sonucu, hayatımın büyük kısmında büyük hatalar yaparak yaşadığım kanısına vardım. Bir şeyleri yanlış anladığımın farkındaydım ama 'doğru' diye kendimi inandırdığım şeylerin bu denli yanlış çıkmasını da beklemiyordum; açıkçası.

Yok, akademiye dair görüşlerimden bahsetmiyorum; tam tersi onlar iyice kesinleştiler, herhangi bir hayat süresinin onları yanlışlayacağını sanmam.

Bahsettiğim şey 'insanın' ne olduğuna ve ne olması gerektiğine dair düşüncelerim.

Daha önceleri hep kendimi ve başkalarını bir takım olması gerekenler zincirine göre hareket etmeye zorlardım. Bir takım şeyleri yapmanın yolu belliydi. Kendi açımdan, mesela, X veya Y şeklinde çalışmalı, önüme dizdiğim onlarca kitaba çalışmalıydım, dizdiğim ötekileri de okumalıydım. Bunların yapmadığım zaman sıkıntı hisseder, kendimi sıkardım. Bu kendimi zorlama girişimlerimin hemen hepsi, istisnasız hepsi sonuçsuz kaldı. Bu süreçte çok fazla şey öğrenip çok fazla ilerlediysem de, bunların hiçbiri benim planladığım şeylere çalışarak olmadı. Doğal olarak şunu düşündüm: Evet güzel ilerliyorum ama şunları şöyle yapsam demek ki neler olacak... Halbuki bu düşünce tamamen yanlışmış, onu farkettim.

Halbuki serbest bırakıldığında, insanın vücudu, bir takım genel amaçlarına göre, kendini çok güzel ayarlıyor. Peşinden gitmen gereken şeyleri hissediyorsun. Kafayı durmadan taktığın şeyler bile belli şeylerin habercisi olarak geliyor. Kendi kendine ihtiyacın olan tüm bilgiyi bulabiliyorsun. Sıkılıp bırakılan şeylerin ezici çoğunluğunda bırakmak için yeterli sebep oluyor. İnsanın 'kendi' filtresi aslında çok güzel çalışıyor: Yalnız çok zor bir şart altında: Hiçbir zorlama olmadığı bir ortamda.

Ben bugüne kadar kendime şu veya bu yapılacak dediğim hiçbir işte, tamamen serbest bir motivasyonla giriştiğim işler kadar başarılı olamadım. İlginç. Sınavlar da aynı şekilde hep ters tepti. İyi notla geçtiğim dersler dahil (ki sayıları epeyce az) hiçbir dersi hakkıyla çalıştığımı söyleyemem. Doktora derslerindeki tüm sınavlara son gece çalışmak zorunda kaldım. Planlarımın hepsi çöktü. Kendi plansızlığıma kızdım, başkalarının plansızlığına kızdım, dünyaya kızdım; safi zarar yarattı bu durum.

Son dönemdeyse önüme gelen, pratik şeylerden çıkan ve böylece bir takım teorik şeyleri de öğrenme imkanı sunan şeylerle uğraşmaya başladım. 'Top-down' her şeyi bıraktım, canım sıkılınca okuduğum kitabı değiştirmeye başladım, sıkıldığım şeylerle uğraşmayı anında bıraktım, kendimi hapiste hissettirecek her şeyi hayatımdan sildim (girilmesi gereken sınav, okunması gereken kitap, gidilmesi gereken toplantı, yapılması 'gereken' işler), canımı sıkan şeylerin altına girmekten tereddütsüz vazgeçtim. Yapmaya zorunlu olduğum (neticede fabrikatör oğlu değilim) işleri seveceğim hale çevirerek (bu iş sanat istese de) yapma kararı aldım. Kendime olduğu kadar başkalarının da canının istediği şeyi yapma hakkına saygı göstermeye başladım: Okulu bırakmak, sabahtan akşama kadar bilgisayar oyunu oynamak, 1 ay yataktan çıkmadan dizi izlemek... Artık bunların hiçbirinin hatalı şeyler olduğunu düşünmüyorum (okulu bırakmanın hatalı olduğunu hiç düşünmedim gerçi). Kendime de koyduğum en büyük hedef amaçsız gezme özgürlüğüne sahip olmak. Eğer kafaya bir problem takıyorsam, onu oturup çözerim, yine olasılık çalışabilirim, elbette ki eğlendiğim için kod yazarım, bırakacağımı sanmam. Ama bunları yapmak zorunda olmayı istemem. Tek istediğim amaçsızca gezebileceğim bir hayata sahip olmak. Vücudumun istediği yere doğru gitmek: Bu istiyorsa sadece bilgisayar oyunu oynayıp, öyle yaşlanmak olsun. Niye bunu mutlu bir şekilde yapabiliyorken, çoğu dingilden hallice (en azından Türkiye'de) insanların hüküm sürdüğü bir meslekte var olmaya kassın ki insan? Bence mesela akademisyenlik ancak dünyevi ve metodolojik dertlerle uğraşmak zorundaysanız (bu problemleri düşünmeye mecbursanız -- başka türlüsü olmuyorsa) yapılabilecek bir meslek. Herhangi bir meslek de bu kategoride: Eğer vücudun seni spor yapmaya zorluyorsa mesela veya gitarını durmadan eline alıp duruyorsan, sporcu veya müzisyen olursun. Sabah akşam adaletsizliği düşünüyorsan siyasete girebilirsin, insanlığın geleceği hakkında endişeleniyorsan tarih kuramcısı olursun. Yoksa niye olasın ki? Hem bu işleri kolayca yapabilenler, hiçbir şey yapmak istemeyenlerden 'üstte' de değil; hiçbir şey yapmak istememek de gayet güzel. Sadece bunda sorun görmeyi bırakmak gerekiyordu. Fakat önceden de böyle düşünseymişim, en azından hem kendime hem de başkalarına çok daha az eziyet edermişim.

Hayata karşı küstah olunca insan, faturasını ağır ödüyor. Hayattan yolda aldığım dersler, hiç alacağımı beklediğim dersler değil. Tam da bu yüzden yaşamak çok yorucu. Ama güzel. Hep beklediğin şeyler olsaydı, zaten, sıkıntıdan ölmez miydin?