2015/08/21

Kuşlara uçmayı öğretmek

Üniversite eğitimi hakkında Nassim Taleb'in güzel bir metaforu var: Kuşlara uçmayı öğretmek (lecturing birds on how to fly) diye çevirebiliriz. Metafor şöyle:

Yeni doğmuş kuşları sınıflara dolduruyorsunuz, aerodinamik, kuş anatomisi hakkında dersler veriyorsunuz. Yıllarca işkence ediyorsunuz, bazıları derslerde uyuyor, bazıları derslere gelmiyor, kimisi uçmak böyle öğrenilmez ki diye diye okuyor; yoklama falan alınıyor, işler ciddi. Sonunda kuşlar uçuyor! Herkes mutlu oluyor, kepler atılıyor. Hocalar öğrencilere gururla bakıyor, emekleriyle uçan kuş yetiştirmiş olmaktan gurur duyuyorlar, gözleri nemleniyor. Mezuniyet töreninde kol kola giriliyor, fotoğraflar çekiliyor, bölüm kültürü pekiştiriliyor.

Aslında olan ne? O dersler olsa da olmasa da, kuşlar uçmaya programlı, yine uçacaktılar.

Bir fikri anlamaya çalışmak yerine hemen cevap yetiştiren baştan kaybetmişlerin sorusu hemen geliyor tabii: E o zaman niye lise mezunları da üniversite mezunları gibi işler çıkarmıyor?

Basit.

Bir, üniversite bize Montessori okullarının öğrenciye yaptıklarını yapıyor. Derslerin bir-ikisi dışında hepsi kariyerlerinin başında gişe memurluğu sınavı yerine yanlışlıkla araştırma görevlisi sınavına girmiş arkadaşlar tarafından verilse de, kütüphaneye girdiğinde aklına hayaline gelmeyecek konularda kitaplar buluyorsun, daldıkça dalıyorsun. + Internet. Aklına gelen her şeyi araştırabiliyorsun. Derse gitmeden, kütüphaneye gitmek serbest (yoklama alan dinozora denk gelmediysen). Mesela ben İTÜ'yü hiç sevmez ama kütüphanesiyle (ve kampüsüyle) aşk yaşardım. Hiç almadığım ama hep yerlerinde duran kitaplarım vardı, gidip gelip onları okurdum. Üniversiteler bir sürü imkan tanıyor, güneş arabası takımına girebiliyorsun, rüzgarla çalışan araç projesinde çalışmak isterim diyince girebiliyorsun, bir sürü değişik aktivite. Geriye baktığımda (küfretmeyin ama) İTÜ'nün bu konudaki çeşitliliğine şükrediyorum. İki, daha basitçesi, lise mezunları da bugün internet sayesinde pek çok şey başarabilirler aslında, fakat lise diplomasıyla hiçbir yerde işe başlayıp, kendini gösteremezsin. Yok öyle bir şey.

Üniversite eğitimi diyince aklıma, artık, kuşlara uçmayı öğretmekten başka bir şey gelmiyor. Araştırma bambaşka bir dünya. Araştırma grubu kurup orada öğrencileri eğitmek de başka bir şey (usta-çırak olabilecek sorumluluk duygusuna sahipsen). Ama temel olarak eskiden beri akademiyi şöyle böyle desem de hep devam eden 'hoca' olma isteğimin, neden şu anda sıfırlandığını çok daha iyi anlıyorum. Çünkü ilk sene gözleri ışıldayıp, son sene her şeyden nefret eden öğrenciler göreceğim ve dahası bunu kişisel olarak engellemekte hiçbir fonksiyonumun olmayacağı açık. Mükemmel bir ders hazırlasan bile diğer derslere küfretmekten her şeyden bıkmış insanlara, bir dönemde bir cümle aktarabilirsin belki. Kaç tane normalde meraklı ve yetenekli mühendis, girişimci, biliminsanı olacak insanın, üniversitede kendilerine gösterilen teknik içerikten tiksinip, pazarlamacılığa razı olduğunu gözlerimle gördüm. Yüksek lisans, doktora jürilerine gitsen istekli, parlak öğrencilerin, dingil dingil konuşan birkaç ego balonunun lafları altında ezildiğini göreceksin. Kavga çıkarsan, kavgacı olursun, hem öğrenciye bile zarar. Mecbur susacaksın.

Bu şekilde davranmak da mecburken, ülkeye ve dahası oraya çalışıp gelen öğrencilere büyük bir şaka olarak tasarlanan bu mekanizmaya ortak olmanın akıl karı bir tarafı yok diye düşünüyorum artık. İlerde olur da birileri bu yapıya el atıp, delik deşik ederse -ki umarım- sokağa çıkıp iş güvencesi için eylem yapanlara karşı -İTÜ Ar. Gör. eylemlerinde olduğu gibi- hiçbir sempatiyle bakmayacağım sanırım.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder