2014/09/28

Zihniyet ve siyaset

Zihniyet bir gerçeklik durumu karşısında, kendi adaptasyon sürecimizin sonucu olarak sergilediğimiz ‘doğal’ tarzımızda somutlaşır. Siyaset ise başkalarını da ilgilendiren bir konu ile ilgili etkileme çabamızı ifade eder. Her siyaset bir zihniyete gönderme yapar ama aralarında kategorik bir bağ yoktur. Diğer bir deyişle farklı zihniyetlere sahip iki kişi belirli bir somut durumda aynı siyasette buluşabilirler ama bunu meşrulaştırma zeminleri birbirinden farklıdır. Buna karşılık aynı zihniyetteki iki kişi de belirli bir somut durumda farklı siyasetlere kayabilirler. Çünkü zihniyet ille de belirli bir ideolojik konumu veya fikriyatı ima etmez, sadece o ideolojik konum veya fikriyatın nasıl temellendiğini açıklar. Yapılan en yaygın yanlışlardan biri fikir ile zihniyeti bire bir bağlantılı sanmaktır. Sanki demokrat zihniyette olanların hep aynı fikri savundukları düşünülür. O kadar ki ‘demokrat fikir’ diye bir şeyin varlığına inanılır. Oysa fikirler zihniyet açısından nötrdür. Zihniyet sadece sizin o fikri nasıl savunduğunuzla, zihninizde nasıl meşrulaştırdığınızla bağlantılıdır. Dolayısıyla örneğin demokrat zihniyette davranan bir insan belirli bir konuda hiç de insancıl gözükmeyen bir fikri savunabilir. Ama bunu diğer insanların fikirlerine değer vererek, katılımcı ve şeffaf bir tartışmayı destekleyerek, diğerlerini ikna ederek yapmaya çalışır. Buna karşılık örneğin otoriter zihniyette davranan biri de belirli bir konuda son derece özgürlükçü bir fikri savunabilir. Ama bunu kendi tercihini öne çıkararak, diğerlerini bastırarak, elindeki güç imkanlarını kullanarak yapar.

2014/09/18

Kendisiyle çelişmeyen insan ölmüş demektir

Babam fi tarihinde, EMO dergisine İTÜ'deki bir hocasıyla ilgili bir not göndermiş. 2012'de bu hocayı anmak için yapılan etkinlikler için hazırlanan rapora onun gönderdiği notu da koymuşlar. Güzel bir kıssa olduğu için buraya alayım dedim...
"Dilimizi çok iyi bilen, sözcükleri yerli yerinde kullanan, kitaplarında ya da ders notlarında düşünce sistemiyle ilgili hatalara yer vermeyen bir bilim adamıydı... Tüm öğrencilerine düşünmeyi o öğretmişti diyebilirim, terim, tanım, aksiyom, teorem, hüküm, hipotez... Tüm bu kavramları biz ondan öğrendik... Kendine güveni tam, ama aslında, düşünce yönünden eksik yetişmiş bir Anadolu çocuğu idim. Bir tartışma sırasında kendisine 'daha önce anlattıklarınızla çelişiyorsunuz hocam' dedim. 'Kendi kendisiyle çelişmeyen insan ölmüş demektir' diyerek bir anda sesimi kesti. Onun ders anlatma sistemini anlayabilmek için diyalektiği çok iyi bilmek gerekirdi..."

2014/09/06

İnsanlar ve kitaplar

Sohbeti bir kitaptan daha keyifsiz insanlarla dolaşmamak lazım. Ama, bir insanla sohbetten daha keyifsiz kitapları da okumamak lazım.
Genelde entelektüel olarak adlandırılan men of learning zevatı, insanlığın tüm bilgisinin kitaplarda olduğunu söylerler ve insani ilişkileri ikincil kılan bir perspektif çizerler. Onlara göre sohbet gevezelik, okumak ise her daim kategorik olarak üstte olan bir eylemdir. Halbuki bunun ne kadar yanlış olduğunu görebilmek için, psikiyatri denilen bilim dalına bakılması bile yeter... Zor zamanlar yaşayan insanlar, kitaplarda teselli bulabilirler; ama hiçbir kitap bir insan kadar kuşatıcı olamaz. Dolayısıyla psikoterapi denilen şey, aslında binlerce kitabın birlikte veremeyeceği kuşatıcılığı veren bir insanla sohbetten ibarettir. Bu gerçeği kişisel hayatlarımızdan hepimiz biliriz. Haliyle kitaplara değil de, belli bir bilgelik nüvesi taşıyan insanlara ihtiyaç duyarız.

O yüzden bir insanla sohbet ederken en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, belli kitaplardaki bilgilerin tekrarı değildir. Hepimiz böyle insanlarla sohbet ederken ölümüne sıkılırız. Mesela tartışılan bir konuyla ilgili tarihi bilgileri kronolojik sırayla veren insanlarla karşılaşmışızdır. Bu insanlar kuru bilgileri ezbere bir biçimde ortaya döker, tartışılan meseleyi iyice komplike hale getirirler; çünkü şimdi ortada dikkate alınması gereken çok ve kuru bilgi vardır. Ama bu bilgileri asla nedensel yorumlarla dile getirmezler, haliyle hiçbir gerçek düşünme eylemi gerçekleştirmemiş oldukları halde, bilgili görünürler. Bu insanları bilgili olarak niteleyen insanları da ayrıca not etmek gerekir tabii...

Bir insanla sohbet ederken ihtiyaç duyduğumuz şey, onun, tıpkı bizim gibi, maruz kaldığı sıradan hayat rutinleri karşısında, ince bir zekayla düşündükleridir. Çünkü zihnimiz günlük hayat rutinlerimizle fazlaca meşgul olur ve aşkın her şey aslında er ya da geç çevremizdeki ufak şeylerin yansımasıdır. Haliyle özgün düşünen ve düşünce üreten insanlar binlerce kitaptan daha kıymetli olabilirler. Çünkü hiçbir kitap ve yazarı tecrübe ettiğiniz gerçekliği karşınızdaki insan kadar iyi kavrayamaz. Hatta sizinkine benzer deneyimler yaşamışa benzeyen yazarların yazıları, bazen sizin farkedemediğiniz detaylar yüzünden yanıltıcı dahi olabilir.

Tabii ihtiyaç duyduğunuz türden insanları bulmak, gelin görün ki, öyle kolay iş değildir. O yüzden hepimiz kitaplarımıza sarılırız. Haddinden fazla ve dağınık okumanın tek müsebbibi iyi muhabbetin yokluğudur. Konuşamazsak da envai çeşit konuda yazarız, meğer ki iyi bir sohbetin akla getirdiği şeyleri yazmış olalım.