2014/11/11

Geçmiş ve gelecek

Gelecekle veya insanlarla ilgili öngörüler yaparken, geçmişe çok fazla bakıyoruz. Geçmişi, bize gelecekle ilgili veri verecek bir veriseti olarak değerlendiriyoruz. Üstelik, geçmişte yaşanan olaylardan kurallar çıkarmaya çalışıp, bunu geleceğe uydurmaya çalışıyoruz. Bu yaklaşımımızla ilgili iki temel problem var: İlki narrative fallacy, yani geçmişe hikaye uydurma hastalığımız. Buna göre, geçmişe baktığımızda objektif olarak verilerden hikaye çıkarmak yerine, hikayeleri verilere uyduruyoruz, geçmişte olan her şey bize bir hikaye içinde görünüyor. İkinci problem, aslında geçmişin gelecekle ilgili pek de bir şey söylememesi; ve burada açarak işleyeceğim asıl mesele bu.

Şu ana kadar az sayıda insan öldürmüş ama her 20 günde vaka sayısını ikiye katlayan Ebola hastalığını ele alalım. Geçmiş veriye bakıldığında Ebola, grip yanında önemsiz bir hastalık; çünkü gribin aldığı can çok daha fazla. Fakat, her 20 günde vaka sayısının ikiye katlanması çok ciddi bir dinamik. Bu durum, dinamik değişmezse, çok kısa süre içinde inanılmaz büyük sayılara ulaşılacağını haber veriyor. Yani geleceği belirleyen şey, geçmiş veri değil, 'drift'; verili bir andaki durum ve dinamik.

Daha insana yönelik başka bir örnek ise güven kavramı. Hepimiz insanlara güvenmek için, onlarla ilgili hislerimizi değerlendirmek için geçmişe bakarız. Geçmişte o insanın bize veya hayatındaki başka insanlara yaptıklarından, geleceğe o insanla ilgili bir projeksiyon çizmeye çalışırız. Bu açıdan bakıldığında güven, geçmişle ilgili bir kavram gibi görünebilir. Fakat durum aslında tam tersidir: Bir insanın, geçmişte tatsız şeyler yapmış olsa da, gelecekte asla o eylemleri tekrarlamayacağını bilseydik, o zaman güvenirdik... Çünkü güven bir insanın hareketlerini ne kadar öngörebildiğimiz ve o hareketlerin bizim anlayışımıza ne kadar uyduğuyla ilgili bir şey; yani gelecekle ilgili... Biz ise güven duygusunu geçmişe bakarak inşa ediyoruz. Oysa gelecekteki potansiyeli ölçmek için geçmiş veriye bakmak, fena halde sorunları olan bir yaklaşım.

İstatistiksel olarak da geçmiş verinin gelecek üstündeki etkisi çok az. Geçmiş veriden 'öğrenebilen' modellerin, gelecekteki öngörüleri oldukça kısıtlı, çoğu zaman yanlış. Bizim de öyle... Geçmişe fazla takılıp geleceği ihmal ediyoruz. Halbuki geçmiş veriyle öngörme yeteneğine sahip değiliz. Büyük bir belirsizliğin içinde yaşıyoruz ve belirsizlik içindeki hareket olanaklarımız (biz tersi yönde bir ilüzyona sahip olsak da) çok kısıtlı.

Peki bu belirsizlik ve bilinmezlik içinde nasıl hareket edilir? Geçmişi o kadar da ciddiye almazsak, geleceği nasıl öngörebilir, kararlarımızı neye göre alabilir, insanlara neye göre güvenebiliriz? İnsan davranışlarında ve sosyal sistem dinamiklerinde belirleyici olan 'geçmiş' değilse, nedir? Bunların hepsi doktora tezlik konular. Belki sırası geldikçe el atarız.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder