2014/08/20

Yalnızlık

Geçen yazıda varoluşsal yalıtılmışlıktan ve yalnızlıktan bahsetmiştim. Tekrarla:
Hepimiz yalnızız. Ve ötekilerden yalıtılmış haldeyiz. Bilişsel ve sosyal duvarlar herşeyi sınırlıyor ve limitliyor. Karşımızdakinin bilinç süreçlerine karşı tamamen pasifiz. Hepimiz kendi gemimizdeyiz ve en zor sorunlardaki cevaplarımız çevremizdekilerde değil. İnsanlarla bazı yerlerde buluşuruz, bazı kritik alışverişlerimizi yaparız, iyileşiriz, iyileştiririz, bu bir ömür de sürebilir; fakat bu kadar. Eninde sonunda yan yana dahi olsak, yalnızlık ebedi ve değişmez olandır.
demiştim. Devamında bu yalnızlığın kabulünün kötüye değil, iyiye işaret olabileceğini yazmıştım.

Yalnız olduğumuzu kabul etmediğimizi, insan yalnızdır diyenlere burun kıvırdığımızı ve dünyanın bu kadar 'acımasız' olmadığına inandığımızı varsayalım. Bizi 'anlayanlar' olacağını düşünürüz. Ailemiz, sevgilimiz, eşimiz, arkadaşlarımız... Fakat insanların ezici çoğunluğunun başına gelen şey, gün gelip de bizim de başımıza gelecektir: Kimsenin bizi anlamadığı, yardım eli uzatamadığı ve uzatamayacağı bir duruma düşeriz. Çevremize umut bağlarsak daha diplere gideriz. Çünkü aslında kendi yolumuzu bulmak bile değil, yaratmak zorundayızdır ve çevremizdeki insanların ezici çoğunluğu bu noktada yol gösterebilecek yeterlilikte değildir.

Yukardaki gibi yalnız olmadığımızı düşünmek insanın çaba sarfetme isteğini azaltıp, edilgenliğe iter. Çünkü dünyanın ne kadar zorlu bir yer olduğuna eğer en baştan hazır değilsek, o zaman yol kazalarını çok büyütürüz. Yol kazaları geçici ve normal olan şeyler değil de, dünyanın 'acımasızlığını' simgeleyen, gereksiz ölçüde dramatik öğeler halini alırlar. Haliyle karamsarlığa sürükleniriz. Çünkü herşey iyi olmalıymıştı halbuki. Ama değil. Ne olacak?

Ama yalnızız. Kendi kendimize ayağa kalktığımız gibi, derdimizi de anlatacağız. Çünkü insanlar anlamaz. Hadi diyelim ki, belli bir noktaya kadar anlamazlar. Bu yüzden insanların anlamasını bekleyerek yarım ağız birkaç kelime etmek yerine, sofistike yollardan kendimizi anlamak ve anlatmak zorundayız. Elbette bu tek taraflı bir şey değil, anlaşılabilmek için insanların da sizi anlamak için sofistike yolları kullanması gerekir, şurada anlattım: [1], [2]. Kallavi insanlar bunlara dikkat ediyorlar, kendi sorumluluklarını alıyorlar, kararlarını veriyorlar, yalnızlıklarını kabul ediyorlar ve kuştüyü gibi hissettiriyorlar. Bu tarz kişilerle 'yalıtılmışlık' ciddi şekilde aşılabiliyor. Ötekiler ise geçen yazıda bahsettiğim şekilde, ağır bir yük olarak hissediliyorlar. Bu insanlar içinse kim olduklarına bağlı olarak daha anlaşılır olmaya çalışmak, yaranıza tuz basmak, sıkıntı çekmek veya karşıdaki ne olduğunu anlamadan manipüle etmek gibi opsiyonlar mevcut.

İnsanın yalnız olduğunu kabul etmesi daha temelde de insanın dünyaya bakışını ve eylemlerini ciddi ölçüde değiştiriyor. İnsan eğer yalnızsa ve çevresindeki insanlar hakkında limitli bir anlayışa sahipse, bu iki temel düşünceye yer açar. İlki, insanın diğer insanlara karşı daha mütevazı hale gelmesi ve haddini bilmesidir. Çünkü karşıdakini anlamıyoruz, onun zihin ve düşünce dünyasına yabancıyız. Sadece yabancı da değil, ne kadar anlatsa da her zaman ciddi bir şekilde anlayamayacağımız kısımlar kalacak... Haliyle amaçlı olmadığı sürece kibirli ve ukala olmamak gerek. İkincisi, insan kendini yalnızca insanda tanır düsturunca, yalnızlığın farkındalığı sebebiyle daha çok sosyalleşmesi gerektiğidir. Çünkü cevapları bilmiyoruz, kendimizinkiler sadece bizim için geçerli, çünkü yalnız yaratıklarız. Haliyle daha stabil ve mutlu yaşamak istiyorsak, diğer insanları olabildiğinde araştırmak zorundayız, bizi ciddi şeylere hazırlayacak tek şey bu. Bunlar Etyen'in sık sık Kant ve Hume'a referansla kavramsallaştırdığı siyaset felsefesiyle paralel olarak da düşünülebilir. İnsanın limitli bir anlayışının olduğunun kabulü, hayatı insanın kendisini ancak diğer insanlarda bulabileceği bir serüven haline getirir. Sosyalleşmenin 'iyi hissetme'ye pek çok çalışmayla linklenmiş olması boşuna olmasa gerek. Bu sadece bir hormon meselesi değil, mantıklı da.

Baştan 'kötü' gibi gelen şeylerin üstüne giderek daha 'sağlam' olmak gerekiyor. Sağlam olmak lazım ki dünyada hedeflediğimiz pek çok şeyi başarabilelim. Mesela haketmedikleri şekilde haketmedikleri konumlara gelenleri inmeye mecbur etmek gibi. Gereksiz gibi görünen kavgalar çıkarıp, onları kimsenin anlamadığı şekilde küçük krallıkları sarsan şeylere dönüştürmek gibi... Hayaller çeşit çeşit tabii.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder