2014/08/19

Sorumluluklar

Hepimizin hayat olduğu gibi aktığı için sahip olduğu bazı sorumluluklar var. Bunlar ailevi olabileceği gibi, sonradan da kazanılabilecek ciddi sorumluluklar olabilir. Örneğin hali vakti iyi bir ailenin tek çocuğu isek ailemizin yapısına bağlı olarak hayatta çok zorlanmamış ve sorumluluğu az, rahat bir insan olabiliriz. Yahut çocuk yaşta ebeveynlerini kaybetmiş ve bizden küçük kardeşlerimize bakmak için okumayı bırakıp çalışan, hayatı boyunca dev bir sorumluluk altında koşuşturmuş insanlardan birisi de olabiliriz. Kaç kişinin fiziksel veya ruhsal sağlığından sorumlu hissedeceğimizi böyle pratik şartlar kadar, bizim seçimlerimiz de belirler. Fakat ennihayetinde bir grup insanın bize doğrudan bağlı olduğu bir durum içine düşeriz. Yapacağımız şeyler kadar, yapmayacağımız şeylerin de yakıcı olabileceğini biliriz. Yardım isteyenler veya yardıma ihtiyaç duyduğunu hissettiklerimiz aklımıza takılıp durur. Bizden zamanında şifreli mesajlarla yardım istenmiştir, çok da etmemişizdir, bir şey olmuştur -- ikincisi olsun istemeyiz. Bazı şeyler ötekileri hatırlatır, kaygılanırız. Herkesin zihin yapısını kavramak, onları olabildiğince dikensiz yollardan götürmek zorunda hissederiz. Ama yapabileceklerimiz sınırlıdır. Kardeşinizle öyle bir ilişkiniz olmamıştır, o arkadaşınızla konuşmalarınızda bu konular açılmaz, bazıları tartışmaya yanaşmaz ama sizi başka yollardan zorlar, anlattığınız laf boşa gider; çeşitli nontrivial durumlar içine düşülür ve çıkış bulunamaz.

Bize yakınlaşacak ve dolayısıyla belirli bir yük oluşturabilecek insanların sayısını azaltabiliriz ama sıfıra indiremeyiz. Örneğin ennihayetinde sorumlu bir kişi konumundaysanız, aileniz her daim size bilişsel yüktür. Bir arkadaşım, ailesi dışında yakınına 'yük' olabilecek kimseyi almama kararı almış. İlk duyduğumda niye olduğunu anlamıştım. Süreç aşağı yukarı şöyleydi muhtemelen: Her yakınlaştığı insan tüm yüküyle, olduğu gibi üstüne çöküyordu. O da 'sorumlu' bir insan olarak, tüm bunları kafasına enine boyuna takıyor, 'uğraşmak' zorunda kalıyordu. Sonuçta bir kişinin ötekini bilebilmesi hiçbir yolla mümkün olmadığı için (varoluşsal yalıtım) - içine düştüğü çukurlardan çıkmaya çalışır durumda kalıyordu. Bunu romantik bir ilişki olarak da, dost olduğunuz bir insanın dengesizliği olarak da görebilirsiniz. Örneğin ben 14 yaşındayken, yazlıkta bir arkadaşımın aşık olduğu bir kız yüzünden önce bolca içki içip denize atlaması sonra da zorla götürdüğüm evinde intihar etmeye kalkması, benim yakın arkadaşım olması sebebiyle, günlerce beni peşinde koşturması gibi... İlişkimi hızlıca kesmiştim. Çünkü her ne sebeple olursa olsun, dengesizlik sevmem.

Bir insanın ötekini kaldırması, ne olursa olsun, mümkün değildir. Tamamen hareketsiz bir kişinin, ikinci bir kişi tarafından harekete geçirilmesi mümkün değildir. Tıpkı bir takım tatsız işlere bulaşan kardeşlere tonla laf anlatmanın sadece eğer iyi bir nüve varsa işe yaraması gibi, bir insanın tüm sorunların çaresi olması, sorunlara çare olacak herşeyi söylemesi mümkün değildir. Hepimiz yalnızız. Ve ötekilerden yalıtılmış haldeyiz. Bilişsel ve sosyal duvarlar herşeyi sınırlıyor ve limitliyor. Karşımızdakinin bilinç süreçlerine karşı tamamen pasifiz. Hepimiz kendi gemimizdeyiz ve en zor sorunlardaki cevaplarımız çevremizdekilerde değil. İnsanlarla bazı yerlerde buluşuruz, bazı kritik alışverişlerimizi yaparız, iyileşiriz, iyileştiririz, bu bir ömür de sürebilir; fakat bu kadar. Eninde sonunda yan yana dahi olsak, yalnızlık ebedi ve değişmez olandır. Tüm bu yalnızlığın (1) enine boyuna kabul edilmesi, (2) içselleştirilerek pozitif duygularla ilişkilendirilmesi, (3) bunun sonucu olarak insanlarla iletişime daha açık olunmakla birlikte, temel 'anlaşmazlığın' hep orada duracağının farkedilmesi, (4) bu yolla bazı tatsızlıkların, tatsızlıklar değil 'normal olan' olarak görülmesi, (5) bu 'yalıtılmışlığın' ancak daha fazla iletişimle kapatılabileceği fakat ne olursa olsun yine de yalnız olacağımızı, bunun da iyi bir şey olabileceğinin bilinmesi gerekiyor. Ancak bu tarz düşünce zincirleri (algoritmalar!) içselleştirildiğinde, çoğu insanda umutsuzluk olarak yankılanan yalnızlık ve yalıtılmışlığın, aslında 'güzel' de olabildiğini farketmek mümkün olabiliyor. Neticede, evet: "insandan insana şükür ki fark var".

Mevzu çok daha geniş, yazdıkça devam edesim geldi. Bir yere bağlamadan bitirsem daha iyi. Belki sonra artık.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder