2014/08/03

Rastgele Anılar (6): Sürgün

2011 şubatında elimize üç kuruş fazladan para geçince biraz dış dünyayı görelim diye İtalya'ya gitmiştik. Aslında gittiğimiz günün ertesi günü Barcelona'ya gidecek ve iki-üç gün orada kaldıktan sonra İtalya'ya dönecektik (bileti bu şekilde almamızın sebebiyse Ryanair faktörüyle ucuza gelmiş olmasıydı). Her neyse, Milan'a indiğimiz gün işçilerin greve çıkacağı tutmuş. Dolayısıyla kalacağımız arkadaşın olduğu yere ulaşmak için buz gibi havada akşama kadar istasyonda süründük. Sonunda nereye gittiğini tam da bilmediğimiz bir trene atlayıp, durağı kaçırmamak için kulak kesildik. Neyse geç bir saatte ulaşabildik. Haliyle ertesi sabah zamanında uyanamadık ve Milan merkezine olan trenleri kaçırdık. Milan merkezine ulaştığımızda ise Barcelona uçağına gidecek vakti çoktan geçirmiştik.

Bari kahvaltı yapalım dedik. Fakat ne kesemize ne de damağımıza uygun bir yer bulamadık. Sonunda Türklerin işlettiği bir yer bulduk ve çorba içeriz diye girdik. Çorba henüz hazır değildi ve biz çorbayı beklerken içeriye orta yaşı geçkin birisi daha girdi. Kısaca selamlaştık. Neyse, derken muhabbet ilerledi ve bu amcayla aynı masaya oturduk. Kısa süre içerisinde öğrendik ki kendisi 12 Eylül döneminde ülkeden kaçan bir sosyalistmiş. O zamandan beri sürgün hayatı yaşamış. Tabii biz de Türkiye'deki insan haklarının durumundan ve kendisine yaşatılan şeyin vahşiliğinden yakınınca kayıp evlatlarını bulmuş gibi oldu. Belli ki ne zamandır siyaset üstüne konuşacak (hele ki Türkiye'den) birilerini bulmakta zorlanıyordu. Güncel siyasetle ilgili pek çok düşüncesini ve fikrini anlatmaya başladı. Elinde Hürriyet vardı. Benim illa ki katılmadığım yerler oldu - fakat karşımdakinin düşünceleri adına ödediği bedeli düşününce - hoşlanmadığım suratımdan belli olabilecek olsa da hiç itiraz etmedim. O da anlamadı galiba. Zaman zaman kendisine yaşatılanları anlatırken duygulandı, gözleri doldu.

Tek hayalinin köyüne dönmek olduğunu söyledi. Türkiye çok değişti, kimbilir belki yakın zamanda gelebilirsin dedik. İnşallah dedi. Gelmezsen vatandaşlıktan atacağız diye mektup yollamışlar. O da Alın başınıza çalın diye cevap atmış. Nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyordu.

Çorbacıdan sonra bize kahve ısmarladı. Internet kafe gibi bir yer arıyorduk, gösterdi sağolsun, yine paramızı ödedi. Ayrılırken de hiç bırakmak istemediğini ama işi olduğunu söyleyerek gitti.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder