2014/07/16

Temizlik

Not defterime almisim, eskiden. Yine Mahcupyan.
Yaşamak kirlenmektir... Kimse doğduğu andaki saflığında ve temizliğinde kalmıyor. Ne kadar dikkatli olsanız da haksızlık yapmamanın imkânsız olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Olayların çok yönlülüğü ve kaçınılmaz muğlâklığı ise ahlaki açıdan temiz kalmayı zorlaştırıyor, çünkü taraf olmak zorundasınız ve desteklediğiniz tarafın tamamen temiz olmadığını biliyorsunuz. Dolayısıyla yaşamak, hangi kirliliği niçin savunduğunuzla ilgili kendinizi tatmin edecek bir cevaba sahip olduğunuz oranda taşınabilir hale geliyor. Bunun çok yadırganacak bir tarafı da yok, çünkü bir parça samimiyete sahipseniz kendi kirliliğinizin de farkındasınız... Öte yandan temiz kalmak da yaşamamak demek. Temiz kalma kaygısı çoğu zaman insanı hayatın dışına çekiyor ama bunu kabullenmek o denli kolay olmuyor. Dolayısıyla bu ‘temiz’ insanlar kendileri gibi diğer ‘temizlerle’ birarada küçük komünler kurup, çevrelerindeki kirliliğin nasıl ‘yanlış’ olduğunu konuşuyorlar. Oysa ‘yanlış’ dedikleri şey tam da ‘insani’ olan şey ve bunu farketmemek çok zor...

Hiçbir insan kendi gözünde gayrı insani olmayı kaldıramaz. Bu nedenle ‘temizlik’ kaygısı taşıyan komünlerde, bizatihi temizliğin yeniden insani bir nitelik olarak tanımlanması gerekiyor. İdeolojilerin entelektüel dünyadaki temel işlevlerinden biri bu... İdeolojiler dünyanın nasıl olması gerektiğini söyleyen öğretiler olduğu ölçüde, adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi kavramları ve bu arada ‘insanı’ da kendilerine göre tanımlarlar. Başlangıçta hiçbir ideoloji temiz kalmayı önermez. Aksine hayatın içine girmeyi, onu bir biçimde değiştirmeyi teşvik eder. Diğer bir deyişle ideolojilerin varlık nedeni hangi tür kirliliğin peşinden gideceğimiz konusunda bizi aydınlatmalarıdır. Yaşananları etkileyebilen ideolojilerin kendileri de yaşarlar ve doğal olarak kirlenirler. Örneğin tutarsızlıkları bilerek taşırlar, ahlaksızlıkla aralarına koydukları mesafeyi kaybederler, adaletsizliklerin bir bölümünü görmezden gelirler ve çoğu zaman mağduriyetleri kendi anlayışları doğrultusunda bir hiyerarşiye oturturlar.

Yaşananları etkileme gücünü kaybeden ideolojilerin takipçileri ise kendilerini yenik hissederler. Sanki başkaları gibi kirlenmek isteyip de kimsenin onun kirine önem vermediği bir çocuk gibi, evlerine kapanma eğilimi gösterirler. O andan itibaren kirlilik reddedilir, ideoloji artık sadece ‘temizliği’, temiz kalmayı önermeye başlar. Böylece doğanın kanunları bu ideolojik cemaati bir ‘entelektüel ölüm’ sürecine sokar. Hayattan dışlanmışlık ve yenilgi hissi, ‘temizlik’ teması etrafında yapay bir dünyada teselli aranmasına neden olur.

İşin ilginç yanı bazen bu hastalanma hali egemen sınıfın da başına gelebilir. Hatta büyük dönüşüm dönemlerinde küresel bir nitelik de alabilir. Bu durumun bariz tezahürlerinden biri insanlığı ideolojik olarak ikiye ayırmak ve kirlileri bir biçimde insandan saymamaktır. Gücü halen elinde tutuyor olmak bunu mümkün kılar... Böylece sadece temizlerden oluşan bir dünya varsayıp, kirliliği de onun ‘içinde’ yeniden tanımlar ve kendinizi kendi gözünüzde yeniden hayatın doğal parçası kılarsınız. Dışlanan kirliler ise insanlık dışı oldukları ölçüde meşru düşmanlara dönüşürler.

Ama hayatı yapay çerçevelere uzun süre hapsetmek mümkün değildir... Gerçek kirlilere dokunmayan, onları görmeyenler eninde sonunda kendilerinin hayatın dışında kalmış olduklarını, birer zombiye dönüştüklerini idrak etmek durumunda kalırlar.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder