2014/07/12

Anlamak ve değiştirmek

Geçenlerde bir arkadaşımla siyaset konuşurken niye siyasetle ilgilendiğini ve insanlarla tartıştığını sordum. Buna cevap olarak arkadaşım kendi görüşlerini insanlara aktarmak ve onları o görüşe çekmek için siyaset tartıştığını söyledi. Bunun üzerine tartışmamız başka bir yere kaydı. Ben başkalarını değiştirmenin tartışmanın tek amacı olamayacağını çünkü herkesin böyle yapması durumunda tartışmanın bir anlamı olmayacağını söyledim. Fakat niyeyse geri adım atmadı. Bence 'değiştirmek' için tartışmakta biraz problem var. Tartışmanın ana amaçlarından biri de anlamak ve değişmek olmalı -- çünkü dünyayı kendi olduğun yere çekmek nasıl bir ihtiyaçsa, 'gitmen gereken' bir yere gitmek de en az o kadar önemli bir ihtiyaç ve bunun için de insanlara ihtiyacımız var.

Bu mesele siyasetten daha genel olsa da, siyaset güzel bir örneklem zemini sunuyor. Örneğin siyaset tartışacağınız zaman amacınız sadece 'değiştirmek' ise amacınız değiştirmek üzere siyaset yapmaktır. 'Değiştirmek üzere' siyaset yapıyorsanız da soracağınız sorular ve söyleyeceğiniz sözler, 'anlamak' eyleminden daha farklıdır. Siyaset yapmak veya genel manada 'değiştirmek' manipülatif bir tutum almayı gerektirir. Bu ise karşıdakini peşinen aşağı ve yanlış yere koymayı, karşıdakinin 'yanlış' olduğunu başlangıç noktası olarak seçmeyi ve ona göre değiştirme stratejisi uygulamayı gerektirir. Buna paralel olarak şöyle bir tutum görürüz: "Sen çok akıllı bir insansın ama buna niye inanıyorsun anlamadım." Bu tutum bu lafın söylendiği insanda bir çeşit hakaret olarak yankılanır - eğer bu laftan etkilenecek kadar kolay lokma değilse... Halbuki soruları anlamak için soruyor ve değişmeye açık bir tutum alıyorsanız, o zaman soracağınız sorular ve üslubunuz epey farklı olacaktır. Mesela şöyle dersiniz: "Sen çok akıllı bir insansın, bunda ne görebildiğini ve benim ne göremediğimi merak ediyorum." Böylece tartışma kapanmak yerine açılır. Bu süreç sonunda ikna olabilir veya olmayabilir - veya 'anlayıp', ikna olmayabilir, şerhlerinizi koymaya devam edebilirsiniz. Ama ennihayetinde 'anlamak' tutumuyla karşınızdaki insandan alacağınız muhteviyat, 'değiştirmek' tutumuyla alacağınızdan çok daha farklı ve zengindir.

Anlamak ve değiştirmek ikileminin farkı geleceği öngörmekte de ortaya çıkar. Eğer siyasete anlamaktan çok değiştirmek güdüsüyle bakıyorsak, seçimlerde büyük hezimetler yaşayabiliriz (veya şanslıysak yaşamayabiliriz de). Çünkü değiştirme güdüsüyle siyasete bakmak algıları kapatır, söylenen sözleri değiştirir ve görülen gerçekleri çarpıtır. Dolayısıyla 'öngörü' yeteneği sıfıra iner. Her tartıştığınız insanı bir şeye ikna etmeye çalışır ve edemediğinizi bile farketmezsiniz. Tıpkı Türkiye'de son dönemde epey büyük bir grup insanın içinde düştüğü durum gibi... Buna karşılık siyasi görüşümüzden bağımsız olarak 'anlamak' gibi bir derdimiz varsa, sonucun ne olacağını çok rahat öngörebiliriz. Sadece kendi dünyamızdan bakmadığımızda insanların eğilimlerini ve sebeplerini kavrayabilir ve 'gerçeği' olduğu gibi kabul edebiliriz. Dolayısıyla dünyada genellikle 'anlamak' temelli bir zihinsel atmosferde kalmak, değiştirmekten çok daha güvenli ve sağlıklıdır.

Peki o zaman anlamak ile değiştirmek arasındaki ilişki nedir? Ya da dünyayı hiç değiştirmeyecek miyiz? Sadece sorunların sebeplerini tahlil edip duracak mıyız, beklentilerimizi düşürüp elimizi kolumuzu bağlayacak mıyız? Elbette hayır. Ama ne yazık ki anlamak ile değiştirmek arasındaki ilişki o kadar da 'düz' değildir. Yani her anladığınız şeyi değiştiremezsiniz. Burada insan Marx'ın ünlü "Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir" sözünü anımsamadan edemiyor. Fakat bu söz bana her zaman çelişkili gelmiştir. Çünkü iyice anlamadığınız şeyi değiştiremezsiniz ve anlamak dört köşesi belli, çizgileri kesin bir mefhum da değildir. Anladığınızı zannettiğiniz fakat anlayamadığınız şeyleri (mesela toplumu) değiştirmeye kalkmanın, nelere sebep olabileceğini toplum mühendisliği denemelerinin sonuçları çok açık söylüyor. Dolayısıyla anlama çabasının nerede biteceği ve değişimin nerede başlaması gerektiğine dair bir yol haritası da tesis etmek mümkün değildir ve bu yüzden mümkün olacağını iddia edenleri de alay konusu ederiz.

Elbette ki dünyayı değiştirmek önemlidir. Hatta aslolandır. Ama 'nasıl' olacağı mevzusuna gelince şimdilik söyleyecek fazla bir şeyim yok.

PS: Yazıyı bitirdikten sonra Büşra şöyle bir makale yolladı. İçeriğinden değil ama başlığından aklıma başka bir şey geldi. Machine learning'de de, exploration vs. exploitation diye bir problemler kümesi mevcut. Hepsi paralel gibi görünüyor.

2 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Büşra dedi ki...

Cok guzel bir bakis acisi, cunku cozumu kendi icinde gizli. Her dusuncede oldugu gibi biraz ideal gozukse de, bu dusunce tarziyla hareket eden kimse basta kendini degisime aciyor demektir. Yani karsindakini degistirmeye calismak yerine bu tutumu benimsersen ve bunu seninle birlikte baskalari da yaparsa, istenilen degisim kacinilmaz olur.

Deniz dedi ki...

Evet iki tutum ideal bir dünyada aynı şey aslında - doğru gerçekten. Ne yazık ki öyle olamayacağından yola çıkarak, illa ki bu ikilemin varolacağını varsayabiliriz. Bunu varsaydığımızda da 'anlama'yı bir yerde kesip, değiştirme tutumuna geçmemiz gerekecektir.

Yorum Gönder