2014/06/08

ukalalık hayat kurtarır

Ara sıra azıcık anarşist, ukala vs. olduğum için epey kalay yiyorum yakın arkadaşlarımdan. Daha uslu olmaya karar vermiş olsam da, umarsız ukalalığın hayatımı kurtardığı bir anımı anlatmadan olmaz. Böylece benim de durduk yere böyle olmadığım anlaşılmış olur. :) (bunu buralarda daha önce anlatmıştım galiba ama sonra blog mlog değişirken uçmuş gitmiş olmalı).

2010 senesinde basit bir alerji rahatsızlığıyla doktora gittiğimde, doktorun bilgisayarlı tomografi (BT) istemesi sonucu ciddi bir rahatsızlığım olduğu ortaya çıktı. Öyle ki, beyin duvarımın önünde, alın kemiğimin arkasındaki sinüslerimde kemik tümörü vardı. O zamanlar liseden tanıdığım, İstanbul’daki en yüksek puanlı (adını vermeden) tıp fakültesinde okuyan bir arkadaşımla bağlantıya geçtim. Onun aracılığıyla, bölümün ‘en iyi’ doktoruna gidip filmimi gösterdim. O da bana ameliyat önerdi ve tarih verdi. O tarihten bir hafta önce gittiğimde ise, şöyle şeyler söyledi:

"Alın kemiğini kıracağız, sonra metal plakalarla geri oluşturacağız, elbette onlar sabit kalmaz, yüzünde deformasyon olacak, sonra ilerde de çökme yapabilir."

Bunları söylerken hiçbir şey hissetmediğimi hatırlıyorum. Sadece adamı derinlemesine süzüyor, ‘arka tarafı’ görmeye çalışıyor, işinin ehli olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Bir süre sonra pek güvenilemeyeceğinden emin olmuştum. 50 küsür yıllık, en iyi hastanenin en iyi profesörü, bilmemkaçyüz tane makalesi var… Fakat gözüm tutmamıştı işte. Dededen kalma pratikleri icra eden biri gibi geldi bana.

Benim aklıma yatmadığı sürece de hiçbir şeyin önemi yoktu. En çok uyuz olunan özelliğim!

Herkes bana patladı tabii. Daha lisanstan mezun olmamış bir mühendislik öğrencisi, bilmemkaçyıllık profesörü yargılıyor. Sağlığın için gerekliyse ol dediler, olman lazım dediler. “Yok" diye kestirip attım. "Olmaz”. Fakat boş durmadım ama ikinci doktora gitmedim. Benim neyim eksik diyerek ilgili tıp literatürünü enine boyuna taradım. Pek çok şeyi öğrendim. Kendi aklıma güvenebileceğim noktaya gelince, benim hastalığımla ilgili titizce yazılmış bir makalede ismini gördüğüm, İstanbul’da bir hastanede çalışan bir doktora email yazdım. Onunla görüştük. Bambaşka bir ameliyat tekniği anlattı. Neredeyse dokuya hiçbir zarar vermeyen ve üstelik fiziksel hiçbir iz bırakmayan (en azından saç altında bırakan) bir teknik. İçime sindi. Başka bir ünlü doktora da gidip, bu tekniği onaylatınca ‘tamam’ dedim. Oldukça zorlu bir süreçten sonra, sağ sağlim bu pislikten kurtulmayı başardım (Daha pek çok detayı var da, sıkıcı olur).

Neymiş o zaman: Umarsız ukalalık, bilgiçlik, sadece kendi aklını ve yargılarını takip etmek ve ona güvenmek o kadar da kötü değilmiş. Çünkü ben bu kadar şüpheci, huysuz, tartışılmaz otoriteler karşısında dahi kendi aklından başkasına güvenmeyen, ukala, arıza bir insan olmasaydım, şimdi her şey bambaşka olacaktı. Kurtardığım şeyin büyüklüğüne bakılınca, bu saatten sonra değişik bir insan olmam zor gibi geliyor. Daha uslu numarası yaparım ama, ona diyecek bir şey yok…

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder