2014/04/17

Yitang Zhang'ın hikayesi

Geçen yıl bu zamanlar sayı teorisinde epey önemli bir makale çıktı, daha önce matematik camiasında hiç tanınmayan yazarı da epey ünlü oldu. Açıkçası ben sayı teorisinden anlamam (matematiğin çoğundan anlamadığım gibi) -- fakat burada problemi anlayabildim. Problem, aralarında 2 fark olan asal sayıların (ikiz asallar) sonsuz tane olup olmadığıyla ilgili. Makalenin yazarı Zhang, bu aralarında 2 fark olan sayıların sonsuz tane olduğunu gösteremese de, aralarında N tane fark olan asal sayıların sonsuz tane olduğunu gösterdi ve N < 70 milyon dedi. Sonra matematikçiler kolektif bir çabayla Zhang'ın makalesi üstüne çalışarak bu üst sınırı azaltmaya giriştiler, bilinen en son üst sınır bu yazının yazıldığı gün itibariyle 246 galiba. Hedef elbette 2'ye eşit olduğunu göstermek... Bu problem anlaşılan ilgili alanda çalışılan matematikçiler için çok büyük bir problem ve çocuk dahi olarak adlandırılan tonla matematikçi bu problemi çözememiş. Dahası, mevcut yöntemlerle bu problemin çözülemeyeceğine dair bir kanı oluşmuş olduğu da yazıyor sağda solda.

Bu yazıyı yazma sebebim ise, bu keşifi yapıp ardından en prestijli matematik ödüllerini toplayan Yitang Zhang'ın hikayesi. Bu mevzuda benim için keşfin kendisinden daha ilginç olduğu kesin. Zhang Çin'de aldığı eğitimden sonra, ABD'de Purdue Üniversitesi'nde doktora yapmış. Doktorasını lisans mezuniyetinden 9 yıl sonra almış. Daha sonra bir daha danışmanının yanına uğramamış. Akademide iş bulamamış. Yazılanlara göre 8 yıl boyunca muhasebeci, kurye, otel görevlisi olarak çalışmış, Subway'de sandviç satmış... 8 yıl sonra akademiye (99 yılında) bugün Türkiye'de "öğretim görevlisi" denilen kadroya benzeyen, tek amacı ders vermek olan bir kadroyla dönmüş. Aradan geçen 15 yılda da boş durmamış. Elbette makaleyi yazdığı alanda kendisini kimse tanımıyor çünkü neredeyse o alanda hiç makalesi yok. Üstünde en 'afilli' dahilerin çalıştığı bu problemi, hiç tanınmayan ve 50 yaşını geçmiş (çoğu insan için 'bitmiş olmaya' yeterli bir profil) Zhang çözmüş.

Hikayeyi 'motive edici' olsun diye anlatmıyorum. Bu hikaye motive edici değil. Zhang, anlaşılan hayatını bu işe adamış ve sandviç satarken de geceleri matematik çalışmış. Bu hepimizin güzel görebileceği bir hayat tarzı değil - kendisi de geçen yıllardan pişman mıdır bilinmez, ama ben bu konuları düşündüğünü pek sanmıyorum. Bu hikayeyi anlatma amacım, insanların istediği şeyler yönünde ilerlerken, sürekli sağdan soldan demotive edici lafları sallamaması gerektiğini göstermek. İnsan çoğu koşulda imkansız görünen şeyi başarabiliyor. Neticede Mecidiyeköy'de sizi ezmesine ramak kalan bir kuryenin, dünyanın en kallavi matematikçilerinin çözemediği bir problemi çözeceğini düşünmek zor... Ama olan aşağı yukarı bu (Zhang kimseyi ezmeye çalıştı mı bilmiyoruz tabii). Fakat hayat herkesi eşit noktalardan başlatmadığı için, herkes farklı bedeller ödeyebiliyor. Dolayısıyla, bir hedeften 'yapılamayacağı' için vazgeçmek mantıklı değil -- insanın kendine dürüst olup, gerektirdiği bedelleri sırtlanamayacağını itiraf etmesi daha mantıklı. Elbette herkes aynı yerden başlamadığı için, herkesin ödediği bedeller farklı olacak, ama gerçekçi olunduğunda bu konuda yapılacak fazla bir şey yok. En azından her şeyin bir 'tercih' olduğu anlaşıldığında, yaşanan pişmanlık çok daha az olur.

Dikkatimi çeken diğer bir şey, Zhang'ın akademinin sıkıntısını bariz bir şekilde çekmiş olmasına rağmen, bu konuda hiç konuşmamış olması. Oysa mesela Perelman, kendi çalışmasının bir kısmının 'üstüne konmaya' çalışanlara sert çıkmıştı. Zhang'dan da böyle bir çıkış beklenebilirdi ama adamın hakkaten umursamıyor olması çok muhtemel.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder