2014/01/29

İnsan ve çevresi

Ben biraz insanın yanılabilirliği konusuna meraklıyım -- blogu takip edenler de farketmiştir. Yani insanın kendi kendini yanıltma ve kandırma, kendini bir şeye inandırmak için çevresinde gözlediği olayları seçiçi şekilde değerlendirme mekanizmalarını çok merak ediyorum. Bu merakımı körükleyen birkaç sebep var. Öncelikle kendi kendimi nasıl yanılttığımı ve bunun hayatımı nasıl değiştirdiğini merak ediyorum. İkincisi de, kendi yanılabilirliğimin, kendimi olmayan fakat inanmak istediğim bir şeye inandırmamın, yani bilişsel yanılabilirliğimin başkalarını nasıl kötü etkilediğini merak ediyorum. Eğer insanın bu defosu çevremdeki insanları incitmeme sebep veriyorsa, bunları olabildiğince azaltmak gibi bir amacım var. Bu blogda çeşitli şekillerde bu mekanizmaları inceledim veya referanslar, videolar paylaştım. Internette meraklısı için pek çok video, kaynak mevcut. Thinking Fast and Slow da çok iyi bir kitap bu konuda.

Bugün insanın kendi kendine veya başkalarının etkisiyle sahte anılar üretebileceğini konu alan şu videoyu izledim. Benim bu videodan çıkardığım ders, anılarıma sonsuz derecede güvenmemem, her zaman ciddi bir yanılgı payı bırakmam gerektiğiydi. Fakat, son zamanlarda bu tarz şeyler okuduğumda aklımda hemen şöyle bir düşünce beliriyor: Ben bunlara azami derecede dikkat etsem de, çevremdeki insanların bunları bırakın düşünmeyi, tartışmaya bile açmadığını görüyorum. Yani siz çeşitli bilişsel bilimcileri okuyarak, hem kendi hayatınızın hem de çevrenizdekilerin hayat kalitesini yükseltmeye ve saçma sapan sorunları azaltmaya çalışsanız dahi, etrafınızdaki insanlar bunları hiç umursamıyorsa, bu insanı daha iyi değil tam tersi daha kötü bir psikolojiye sokuyor. Çünkü siz bir insanla konuşurken, açıktan belli bile etmeden, önyargılarınızı çeşitli şekillerde törpülerken ve olabildiğince kendinizi eğitebildiğiniz konularda kendinizi düzeltmeye çalışırken, karşınızdaki insan aklına ilk gelen şeyleri rastgele söyleyebiliyor. Üstelik oluşturduğu yargıların üretilmiş anılara veya doğrulamada taraflılık gibi fenomenlere dayanabileceğini bir an için düşünmeyi bile denemiyor. Haliyle bu insanlara karşı nazik veya dikkatli olmanın hiçbir manası kalmıyor - çünkü karşılığını kesinlikle alamayacağınız bir durumda neden kendinizden ödün veresiniz ki? Bu gözü kapalı bir altruizmden başka bir şey değil.

İnsanın bu tarz yanılgılara düşmemesi için hassas bir terazi gibi davranması gerek. Çünkü insan beyninin kendini yanıltabilme gücüne karşı durmak olanaksız. Bu yanılgılara dikkat ederken bile, bunlardan kurtulmak mümkün değil - her zaman bir yanılma payı (hem de oldukça büyük bir pay) mevcut. Hal böyleyken, bu tarz düşüncelere hiç aşina olmayan, bunları hayatlarına ufak ufak serpiştirmeyi hiç denemeyen insanların çevresindekilerle nasıl saçma sapan şekillerde ilişki kurduğuna hep şahit oluyorum. Dolayısıyla, en azından bana kalırsa, doğru düzgün yaşamak isteyen bir insanın bunlara dikkat etmesi şart. Ama öte yandan, bu yazıda konu aldığım şey karşıda bir gerçek olarak duruyor: İnsanın çevresindekiler bu mevzuyla hiç ilgilenmiyorsa, insanın tek başına yapabileceği bir şey yok. Çünkü bir insan bu konulara dikkat ettiğinde, pek çok şeyden taviz veriyordur - kendi yanılabilirlik payını düşünerek. Ama hep taviz vererek, karşınızdakilerden hiçbir yanıt alamamak da sürdürülebilir bir şey değil. Sonuçta 'iyi' olduğunu düşünerek çok çeşitli şekillerde saçma davranan ve kendine dair düşüncesini hiç değiştirmeyen insanlara ne kadar katlanabilirsiniz ki?

Yapılabilecek iki şey var: Ya insan bu bilişsel yanılgılara meraklı olmamalı. Kendinin ve çevresindekilerin yanılabilirliğini göz önüne almamalı. Sıradan insanlar gibi hep kendinin haklılığını kendi kendine teyit etmeli ve diğerleriyle ilişkisini bir mecburiyet rejimine oturtmalı. Bunun saçma yol olduğu aşikar ama irrasyonel değil. İkincisi ise insanın tüm yakın çevresini kendi yanılabilirliğini göz önüne alma yönünde bir çaba içerisinde olan, tabir-i caizse demokrat insanlardan kurmalı. Birincisi imkansız, ikincisi ise çok zor - çünkü etrafta kaliteli insan yok. Olsa bile, muhtemelen hayat her zaman onlarla birlikte yürümenize izin vermez.

Bu problemle başka nasıl başa çıkılır bilmiyorum. Çünkü insanlara bunları anlatmayı denemenin -karşıdaki insan bu konuda düşünmeye hazır olmadıkça- manası yok. Bu da insanı çevresindekileri değiştirmekten çok, bu konuda hal-i hazırda düşünen insanlarla iletişim kurmaya, ötekileri değersiz görmeye itiyor. Bunun insanlara sağlıklı bir bakış açısı olup olmadığından emin değilim. Ama şimdilik elimden daha iyisi gelmiyor...

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder