2014/01/17

Erteleme ve doğallık

Hepimizin yaşadığı bir sorun var: Erteleme, ağırdan alma, gavurcasıyla: procrastination. Bu sorun o kadar yaygın ve evrensel ki, kimi zaman çok başarılı olduğunu düşündüğümüz insanların da bloglarında bu sorundan şikayet ettiklerini görebiliyoruz (ve yalnız değilmişiz diye seviniyoruz). Haliyle, bu sorunun 'nedeni' üzerine birçok şey yazıp çiziliyor.

Öncelikle bu sorunun nedeninin tembellik olmadığı malum. En azından benim için. Çünkü merak ettiğim şeyler için oturup çalışmak gibi bir 'çaba' bile göstermiyorum, her şey kendiliğinden oluyor. Dolayısıyla, ertelediğim şeylerin başka bir motivasyonu olmalı.

Şöyle ki, bir şey sırf merak için oturup yapıldığında, bunu saatlerce sürdürmenin hiçbir sıkıntısının yaşanmadığını herkes farketmiştir. Bu 'şey', uğraştığım projedeki kodun bir kısmı olabilir veya tamamen alakasız bir şey olabilir, blog yazısı yazmak olabilir, bir teorem ispatlamak olabilir, felsefe okumak olabilir vesaire. İçten bir merakla başlanılan bir işin 'saatlerce' sürmesi diye bir şey yok, her şey kendiliğinden oluyor. Peki buna erinmeyen insan neden önüne konulan işleri sürekli erteleyebiliyor?

Bunun sebebi şu: gerçek dünyada 'içten gelen' şeylerle, 'yapılması gereken' şeyler her zaman aynı değil. Dolayısıyla kucağınızda çalışılması gereken bir şey, proje, görev olarak yazılması gereken bir kod bulursanız, işi ertelemeye bağlayabiliyorsunuz. Çünkü, o anda size verilen işi aslında merak etseniz ve öğrenmeye niyetiniz olsa dahi, öğrenme süreci size 'doğal' gelmiyor. Atıyorum: İlgili konuyu merak ettiğinizde kendinize çok daha kolay gelebilecek yollar seçecekken, size dayatılan yolla o işi yapmak bunaltıcı olabiliyor. Çünkü -mesela benim için- nadiren gösterilen eğitim yolu faydalı olabiliyor - genelde iyi öğrendiğim şeylerin hepsini çeşitli kaynakları, önceden bilinmesi mümkün olmayan karışık sıralarda ve tekrarla okuyarak öğrenebiliyorum. Bu kişinin temeline ve çalışma şekline göre değişen bir şey sonuçta.

Kısacası, gerçek dünyada karşımıza çıkan pek çok iş, beklediğimizden ve idealize ettiğimizden çok daha dar ve konsantre bir öğrenme süreci gerektiriyor. Biz mükemmelliyetçi insanlar ise, 'olması gereken şöyleydi' diyerek veya bu sürecin 'doğal' hissettirmemesinden yola çıkarak, kendimizi bir anlamda demotive ediyor ve 'gerçek öğrenme' işini sonraya bırakıyoruz. Bu sonraya bırakma kararı da yapılan işe hakiki bir ilgi göstermeyi engellediğinden bir ertelemeyi getiriyor. Buna alternatif bakış açısı, önünde ne varsa onu olduğu gibi kabul edip, herhangi bir seviye ve ideal belirlemeden onu atlatmak. Çoğumuz 'idealist' olsak bile, örneğin sınav veya proje teslim tarihi öncesi idealistliğimizi bir kenara bırakıyor, ezberlenmesi gereken şeyleri ezberliyor, yarım-yamalak yapılması elzem olmuş şeyleri yamalayarak bitiriyor ve teslim ediyoruz. Öteki türlü hayatta kalamazdık. İronik ama, tam olarak bu şekilde iş yapmak içine sinmediği için akademiyi bırakan çok sayıda insan da mevcut.

Ben bu 'bakış açılarından' hangisini benimsemek lazım emin değilim. Kimileri idealist olmamayı ve önünde ne varsa onunla ilgilenmeyi öneriyor. Bu kısa vadede -ve belki uzun vadede- başarıyı garantileyen bir yaklaşım. Ama biliyoruz ki, insanın içine sinmeyen bir şeyi sürdürmesi imkansız. Öte yandan, insan idealist ve mükemmelliyetçi olmazsa, yaptığı işte bir kaliteyi ve hedefi tutturamıyor - genel bir resim çizmeye de uğraşmıyor. Böyle insanlara örnek tonla etrafta. 'Çok iyi' akademisyen olmuş, epsilon kadar bir alanda tonla yayın çıkarmış ama öte taraftan genel bir kalite anlayışı olmayan, çok teknik detaylar dışında çalıştığı şeyi dahi genel olarak bilmeyen insanlar bolca var etrafta. Bunlardan olmanın bir çeşit karınca olmaktan çok farkı var mıdır emin değilim açıkçası. İdealist olmanın vakit kaybı getirdiği çoğu yer olsa da, bir şekilde iyi yönetildiğinde ortalamada her zaman daha iyi bir yere çıkması gerekir gibi bir kanım var.

Son olarak, buradan pratik bir ders çıkarmak gerekirse, bir proje yöneticisinin veya ders veren bir öğretmenin iyi yapması gereken şey, sorumlu olduğu insanlara yönelik öğrenme sürecini 'doğal' hale getirmek olmalı. Bunun en iyi yolunun ufak dokunuşlar dışında hiçbir şey dikte etmemek olduğu bilinse de, gerçek dünya şartlarında mümkün olmayan bu ideale olabildiğince yaklaşılmalı. Belki akademide bunu göz önüne almayan yöneticilerin zararı çok görülmüyordur -- neticede öğrenci demotive oluyorsa bundan sorumlu tutulan kimse olmuyor, bir başarısızlık kriteri yok. Ama gerçek dünyada bu tarz yaklaşım farkı gösteren yöneticilerin bir fark yarattığı durumlar olmalı diye düşünüyorum. Tabii bu konuda elini kirletmişler ne düşünür bilmem.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder