2013/03/05

Kavrayış

Kavrayıştaki her adım bir önceki aşamaya yeniden dönmeyi zorunlu kılar. Tamamen anladığımızı düşündüğümüz şey daha önce dikkatimizden kaçan yeni soru işaretleri demektir. Bu süreç hiçbir zaman sona ermez ama süreç içinde çok şey kazanabiliriz.
sosyolojik düşünmek, zygmunt bauman, sf. 28.

2013/03/01

Hak Etmek

Hepimiz kendimize dair bir algıya, dolayısıyla neyi hak edip hak etmediğimize dair görüşlere sahibiz. Bu çeşitli şekillerde olabilir. Bazı insanlar ellerinde olan şeyleri hak etmediklerini düşünüp bir tür vicdan azabı yaşarken, bazı insanlarsa ellerinde olmayan şeylere uzaktan bakıp aslında onları hak edenlerin kendileri olduğunu düşünürler. Genele bakıldığında ikincisinin daha yaygın olduğu söylenebilir.

Fakat böyle bir kavramı düşünebilmek için çok iyi tanımlanmış kurallar olması gerekir. Oysa dünyada böyle kurallar yok. Yani kimin neyi hak ettiği konusu insandan insana değişebilen, subjektif bir konu. Dolayısıyla, otoriteye sahip, güçlü olan insanların bu konudaki görüşleri toplumda normlara dönüşüyor. Çünkü bir şeyi (konum, ödül vs.) hak etmeniz için yapmanız gereken bir dizi eylem sonucunda, bu otoriteler tarafından bir şeye layık olup olmadığınız belirleniyor. Bunun sonucunda da bir şeyi 'hak etmek' için yapılacak en rasyonel hareket, bu otoritelerin görüşlerine uygun hareket etmek haline geliyor. Bu durum çok çirkin davranışlara sebep verebilse dahi toplumda 'pek yapacak bir şey yok' sloganıyla normalleştiriliyor.

Öte yandan pek çok insan ahlaki bağlamda bir şeyi hak etmek kavramını irdelemiyor. Mesela, tamamen soyut bir örnek olarak şunu verebiliriz: Bir bilim ödülü almak için belli başlı evrensel kriterler vardır. Bu kriterlerden bazıları yüksek kalitede bilimsel çalışma yapmak veya iyi öğrenciler yetiştirmek gibi şeyler olabilir. Fakat bir bilim insanı, bir takım otoritelerin bir ödülü neye göre verdiğini izleyip, o hareketleri yaparak ödülü alabilir. Haliyle, bu otoriteler eğer yüksek kriterlere göre değerlendirme yapmıyorsa, ortada bir tutarsızlık olduğu düşünülür. Fakat temel sorun bu paragrafın ilk cümlesindeki durum: İnsanlar otoritelerin normlarından bağımsız değer yargıları geliştirmediğinde, otoritelerin görüşleri, hak etmek kavramının yerine geçiyor. Dolayısıyla, bize ahlaksızlık olarak görünen durumlarda dahi o aslında hak etmemişti diyecek insan sayısı çok az sayıda oluyor.

Bu sebepten dolayı, insanın, hem kendisi hem de başkasının hak ettiği şeyler hakkında düşünürken, otoritelerin veya başkalarının ne düşündüğünden olabildiğince bağımsızlaşması gerek.

Bu yukarıda örneğini verdiğim haksızlıkların yanı sıra, aynı zamanda insanın kendine dair bir şey. Birisi, bir şeyi elde etmeniz için bir dizi eylem yapmanız gerektiğini düşünüyorsa, fakat siz tam tersine bu eylemlerin elde edeceğiniz şeyin ruhuna ters olduğunu düşünüyorsanız, kendinizi dinleyin. Bedeli ne olursa olsun. Sizin kendinizi neye layık gördüğünüz önemlidir, başkasının (hatta sizden çok daha güçlü, prestijli başkalarının) sizi neye layık gördüğü değil. Aynı şekilde birisinin bir şeyi hak edip hak etmediğine karar vermeniz gerektiğinde, A veya B kurumunun, kişisinin ne dediği değil; sizin kendi ahlaki kriterlerinize göre ne görebildiğiniz önemli olmalı.

Böyle yapmadıkça ruhumuza uymayan durumların içine düşmemiz veya esasında düşüncelerimiz ile hiç ilgisi olmayan şeylere sebebiyet vermemiz çok yüksek olasılık. Ki zaten öyle yapıyoruz, sonra aslında kendi sebep olduğumuz karmaşayı protesto ediyoruz. Pek çok akıllı ve hatta ahlaklı insan bir araya gelse de, bu insanlar yeterince kafa yormadığı için saçmalıklarla dolu düzen aynen devam ediyor; herkes şikayetçi olduğu halde. Çünkü şikayet etmenin gereğini yapıp düşünceleri yeterince inceltmiyoruz.

Bu işler epey zor bence.