2013/07/01

Anlamak

Bugünlerdeki gibi kutuplaşma yaşandığı zamanlarda, sosyal medyada iki genel tavırdan bahsetmek mümkün: İnsanlar (1) sevmediği / hoşlanmadığı şeyleri yazan kişileri takip etmeyi bırakıyor, (2) eğer buna rağmen bir şekilde hala hoşlanmadığı fikirler gözüne çarpıyorsa, 'AMA X de Y idi' tarzı kısa bir düşünce zinciriyle bu fikirleri mahkum ederek hayatına düşünsel evrenini hiç değiştirmeden, aynı fikirsel çapta devam ediyor.

İlk tavır, ikincisi gibi, elbette ki sorunlu bir tavır. Çünkü insanın bir yanlışını düzeltebilmesinin tek yolu kendisi gibi düşünmeyen, hatta bunu provokatif bir üslupla ve temiz bir açıksözlülükle yapan başka bir insandır. Bu sayede insan 'karşı cenahı' da anlama fırsatı bulabilir. Görebildiğim kadarıyla bizim toplumun gerçek manada bir 'toplum' olamamasının sebebi, bu tarz bir demokrat eğilimin yokluğu. Örneğin sosyal medyada takip etmek için herkes belli başlı kişileri buluyor, tam zıt fikirleri özellikle arayıp, bulup, kafa konforunu kaçıracak şekilde davranan pek yok. Oysa, sizinle aynı veya yakın fikirdeki insanların, sizinle farklı fikirde olan insanlara neler hissettirdiğini anlamak her insan için çok önemlidir. Yahut bir gözlemci olarak tartışan büyük toplumsal grupları anlamaya çalışmak da çok önemlidir. Çünkü kişisel olarak siz de, fikrinizi savunuş tarzınızla veya 'fikir' zannetiğiniz 'şeyin' bizatihi kendisiyle, bir şekilde insan haklarını ihlal ediyor olabilir, başka insanların canlarını yakıyor, midesini bulandırıyor, onarılmaz yaralar açıyor olabilirsiniz. Bu da ennihayetinde toplumun daha da gerilmesi, saçma sapan ayrışmaların olması ve sonunda herkesin zararına olacak gelişmelerin olmasıyla sonuçlanır. Sonuç odaklı olmak pragmatik bir tavırdır - daha önemlisi başka insanları kırıp döküyorken, siyasi tavırlar aldığını zannetmenin manasızlığıdır. Yani bu tip bir duruş ahlaki olmadığı gibi, pratikte bir fayda da getirmez.

İkinci hareket tarzı, yani hüküm kesme aceleciliği, altında biraz bilmişlik yatan bir tavır. Acele hüküm kesen bir insan, yani okuduğu bir şeyi iki saniye içerisinde çöpe atan/kabul eden bir insan aslında ezberlediği şeyleri reddediyordur veya kabul ediyordur. Dolayısıyla aslında sadece vakit kaybediyordur. Böyle insanların hayatı boyunca kitap okusa bile bir şeyler öğrenmediğine çok şahit oluyoruz, olduk. Saçma sapan tonla sosyal bilimci, köşe yazarı böyle ürüyor. Böyle durumlarda biraz mütereddit durmak, ihtimamla fikirleri analiz etmek lazım. Özellikle karşıdaki iyi niyetle ve belli bir özenle bir şeyler yazmışsa, bu kişinin motivasyonlarını ve fikir dünyasını anlamaya çalışmak çoğu zaman inanılmaz faydalı.

Daha derinde, böyle tavırlar 'iyi niyet' ekseninde bir bakışı gerektiriyor. Yani fikirlerini ifade etmeye çalışan ve bunda görece ölçülü bir tavır alan her insanı iyi niyetle anlamaya çalışmak gerekiyor. Zaten herkesin kendince iyi olan şeyi yaptığı (bazı ahlak yoksunlarını saymazsak) o kadar ortada ki, bu kadar kötü niyet varsayımı -bir zihin hastalığı değilse- nereden geliyor merak etmemek mümkün değil.

Tüm bu sebeplerden, ben açıkçası son Gezi olaylarında 'polis şiddeti' konusu dışında net bir taraf tutmadığımı açıklıkla söyleyebilirim. Hem benim de yazdığım demokrasi tartışmaları; hem barış sürecine etkisi; hem (haklı bir tepki olarak ilk gün dışında) hareketin bir komploya dönüştüğü hem de tersi yöndeki fikirler konusunda 'mantıklı' birçok yazı okudum. Henüz büyük resmi kafamda oluşturabilmiş değilim- acelesi de yok. Ayrıca iktidarın aldığı tavırların (kızsam da kızmasam da) neden öyle olduğunu da sakinleşip soğukkanlılıkla anlamaya çalıştım. Çünkü iktidar ben değilim, ben sade bir insan olarak onlardan çok farklı bir düşünce dünyasındayım. Tahammül edemediğim, anlamaya çalışmadığım ve beni çileden çıkaran tek şey polis şiddeti ve her türlü taciz oldu -- ki bunların anlanacak, tahammül edilecek bir tarafı yok!

Ama bu tip tavırların aksine, son süreçte hitap ettiği insanları mide bulandıran bir ayrımcılıkla aşağılayan çok fazla insan gördüm. 'Siyaset nasıl yapılmaz' konusunda ibretlik örneklerle dolu sosyal medya. Hala da örnekler yağmaya devam ediyor. İyi niyetle 'karşıdakine' hitap eden çok az sayıdaki yazının dahi, karşıdakini zerre anlamadığını belli eden gizli aşağılamalarla, üstü örtülü itham yağmuruyla dolu olması, bu ufak alanda dahi bir iletişim ortamının oluşmasını engellemiş durumda. Şunu not etmek lazım ki, kim daha çok 'gaza geldiyse', bu yanlışlıkları da en çok o kişiler yaptı. Neticede başta olduğumuzdan daha kötü bir yere geldik.

Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da tek sorunumuz 'efektif' bir iletişimin, iyi niyetli ve saygılı bir diyalogun yokluğu olacak. Bu tarz bir iletişimsizliğin de iyi bir sonuç vermesini beklemek zor. 

4 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

onur güngör dedi ki...

O zaman samimiyetine güvenip şunu hatırlatmak istiyorum..

Daha önce tamamen yanlış bilgilere dayanarak yazdığın bir blog yazısına yaptığım eleştiride provokatif olmuştum, sadece sosyal devlet kavramını nasıl bu kadar "garip" bir yönden ele aldığını anlamak için..

Sen de bu olaydan sonra nedense Twitter'da beni bloklamıştın, hani öyle unfollow etmek falan da değil.

Tam da dediğin gibi benim gibi düşünmeyenleri de takip etmek isteyen biri olduğum için bu hareketin beni kısıtlamıştı.

Buna ne diyorsun? Öyleydi böyleydi, hakaret ettin falan diyeceksen peşinen söyleyeyim bloklamayı açıklamıyor bunlar. Ki sert ve provokatif eleştiri muhatabı tarafından hakaret olarak algılanbilir zaten.

http://www.konsepteaykiri.org/2012/12/sigorta-ve-sosyal-devlet.html

Deniz dedi ki...

Haklısın (blocklamak konusunda). Yalnız bir nokta var kendi açımdan: O yorumlarda bana üstü kapalı 'dingil' demeye çalışmış olmandı tüm o tepkiye sebep (ki bunun provokatif bir üslupla tartışmak değil - küfürleşmek olduğunu düşünüyorum). Yoksa istiyorsan hiçbir şey bilmediğimi, bilgi yanlışlarıyla dolu yazı yazdığımı istediğin kadar söyleyebilirsin, ki buna karşı hiçbir zaman tartışmaya girmekten kaçınmış birisi değilim. Kaçınacak olsam öyle bir yazı yazmam.

Eğer birisi 'bilgi yanlışıyla yazmışsın' gibi bir ifadeyi veya bilgi yanlışını açıkça gösteren bir cevabı (üslup provokatif de olsa, havadan nem kapıp) hakaret olarak algılıyorsa burada problem kişinin kendindedir (yani hakaret öyle oraya buraya sakız gibi çekilen bir kavram değil). Fakat yukarıda da dediğim gibi bir küfürleşmeye doğru giden bir tartışmanın da manası olmaz.

O tepki o an içerisinde verilmiş bir şeydi - ama yatıştıktan sonra da çok yanlış bir şey yaptığım kanısında olmadım. Çünkü benim açımdan sorun fikirlerin ve söyleyiş üslubun değildi, ima ettiğin çirkin bir laftı (ki ben kendim onu sosyal medyada bambaşka bir insan tipi için kullanmışım - o da ayrı mesele).

(Blocku geçenlerde kaldırmıştım bu arada)

onur güngör dedi ki...

Ben sana 'dingil' demeye çalışmadım. Sen birçok insana zaten 'dingil' demiştin, ben de bu üslubunu eleştirmek için kendi sorunu sana yöneltmiştim. (https://twitter.com/deniz5667/status/283897297581002752)

Neyse, benim o sırada üzüldüğüm ikinci şey, üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek olarak nitelenebilecek bir şekilde 'ama dingil dedin' noktasında kalıp, sosyal devlet hakkında doğru hiçbir şey söylemediğin iddiamı hep görmezden gelmen oldu.

Neyse boş ver istersen eski bir tartışma konusunu açmaya hiç niyetim yok. Keyfini kaçırdıysam da kusura bakma, nasıl olduysa senin Tumblr sayfandan bir görsel düşmüştü önüme de oradan geldim.

Kendine iyi bak.

Deniz dedi ki...

Hadi 'dingil' meselesi bir tarafa, "sosyal devlet hakkında doğru hiçbir şey söylemediği[m] iddia"sı konusunda da söylenecek pek bir şey yok. Yazıyı farklı kelimelerle tekrar mı yazmalıydım? 'Bu yazdığın yazının bana kalırsa iler tutar hiçbir yanı yok.' gibi bir yoruma nasıl cevap verilir, bilemiyorum açıkçası. Genelde bir yazıya eleştiri getirilirken, yazının argümanları incelenir benim bildiğim. Örneğin bir köşe yazarını ben şöyle eleştirmişim:

Ece Temelkuran'ın Çatlama Teorisi

Yazıda 'sert' üslup yok mu; var. Ama neye itiraz ettiğimi de uzun uzun yazmışım. 'Örnek' olsun diye değil, fakat en azından benim tartışabileceğim bir cevap en iyi ihtimalle bu formatta olur. Ben o yazıyı bir satır olarak 'bu köşe yazarı bugün saçmalamış' deseydim, neye itiraz ettiğimi kimse anlamazdı.

Her neyse: Görüşürüz.

Yorum Gönder