2013/06/29

Sorun

Bilimsel bilginin güvenilirliği, bilimsel metodun zayıflıkları gibi noktalarda pek çok tartışma var; ama her şeye rağmen elimizde bilgi edinmek için en güvenilir araçlardan birisi bilimsel yöntem. Bilimin epistemolojisindeki sorunlar benim açımdan bunu gölgelemiş değil. Kısaca eksik veya gedik de olsa, bir konuya akademik bir ilgi göstermenin o konuyu etraflıca anlamanın başlıca yollarından birisi olduğunu düşünüyorum.

Elimizdeki güvenilir araçlar kaliteli, tarafsız ve geniş açılı akademik çalışmalarken ve bilimin metodolojisi aşağı yukarı belliyken, bu perspektiften bakıldığında aslında insanların büyük çoğunluğu, vakitlerinin büyük çoğunluğunu ziyan ediyor. Çünkü günlük hayatta ve mesela medyada tartışılan pek çok şey, siyaset, sosyoloji, psikoloji, dilbilim gibi konularla ilgili ve bu akademik alanların gündelik hayatla ilgili söylediği çok fazla şey var. Ama nedense sağda solda tartışanların çok azının bu gibi akademik dallardan haberdar olduğunu görüyoruz. Çoğu, hayatlarını boş laf etmekten kazanmaya alışmış insanlar oluyor. Zaten bir ülkede ana akım medyanın neredeyse bütün köşe yazarları, hikayeden ve temelsiz gözlemlerden ibaret yazılar kurguluyorlarsa orada sorun olduğunu anlamak için fazla analiz yapmaya gerek yok.

Durumun benim için daha enteresan tarafı şu: Çevrede de bu yaratılan "sözde" gündemlere ilgi duyan pek çok insan var. Bunlar genelde boşboğazlıkla binlerce lira kazanan "gazeteci" adı altındaki kişilerin yazılarını paylaşıp, beraberinde inanılmaz ateşli veya nefret dolu yorumlar yapıyorlar. Önceleri bu insanların en azından bu konulara bir şekilde "ilgili" olduğunu düşünüp, yeterince iyi tartışıldığında ilerlenebileceği gibi bir düşünceye sahiptim. Çünkü bir konuyu tartışmak için ilgilisinden daha iyisi yoktur. Ama çok zaman geçmeden gördüm ki bu insanlar da, paylaştıkları yazarlar gibi, analizin boyu biraz derinleştikçe kaçan kişilerden ibaret. Oysa bir insan siyaset hakkında çok söz söylüyor ama hiç siyaset bilimiyle ilgilenmiyorsa, toplum hakkında eveleyip gevelerken sosyolojinin tanımını ve kapsamını dahi bilmiyor ve öğrenmek de istemiyorsa, benim için açıkça 'cahil' bir insandan fazlası etmiyor. Bu yaşam tarzına sonuna dek saygı gösteririm hatta konuşma hakkını da savunurum --fakat bu onları "ciddiye almak" zorunda olduğum manasına da gelmiyor. Çünkü tartışma metodları önce karşısındakini kendi seviyesine indirip, ondan sonra o seviyede yenmek olan bu insan tipiyle kaybedecek vaktim olduğuna inanmıyorum.

Kısaca toparlarsak: (1) Sorunlar hiçbir zaman 'uzmanları' tarafından değil, kendine "entelektüel" sıfatı biçmiş cahiller tarafından tartışılıyor, (2) Ülkedeki sorunların çözümünde -hesapta- "bilimsel bakış"ın uygulanmasını isteyen güruh dahil herkes farklı saflardaki bu cahillerin arkasında duruyor, (3) Kimse durduğu pozisyonla ilgili akademik çalışmaları okumuyor, (4) Günün birinde birisi bu insanlara bu akademik alanları işaret etse dahi, bu insanlar bir şey okumadığı gibi, bu durum temelsiz safsatalarını savunurken herhangi bir özgüven kaybına da sebep vermiyor.

Böyleyken böyle. Daha gidecek çok yolumuz olabilir (Fakat olmayabilir de).

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder