2013/05/30

Gezi Parkı

Taksim gezi parkı'nın ağaçlarının kesilmesi ve parkın -bir şekilde- yok edilmesine karşı olan insanların 2-3 gündür parkta direndiğini haberlerden duymuşsunuzdur. Onu duymadıysanız, direnişin sembolü haline gelen şu fotoğrafı görmüşsünüzdür.

Şimdi burada kim, neye direniyor diye biraz düşünmek lazım. Çünkü siyasiler her zamanki gibi bu direnişi de 'her şeye itirazı olan insanlar'a indirgemeye çalışıyor - ki insanlarımızın kafasında yerleşik böyle bir insan stereotipi var (Bunun cehaletle, okumuşlukla hiç ilgisi yok - baya ciddi okullarda okumuş insanlardan bile 'sen de her şeye itiraz ediyorsun' lafını o kadar çok duyuyorum ki, bunu toplumun bir grubuna mal etmek zor).

İstanbul'un şehircilik açısından nasıl büyük bir başarısızlık örneği olduğu, ne kadar yaşanmaz bir yer olduğu konusunda sanırım herkes hemfikirdir. Bu işin refah boyutu bile kalmamış - şehrin en lüks ve en gelişmiş yerleri ile en kuytu-köşe gecekondu mahalleleri neredeyse eşdeğer yaşanmazlığa sahip. Sokaklar biçimsiz, kaldırım yok, evler çürük ve şekilsiz, sakin yerler, şehirde nefes alabileceğiniz alanlar yok - nefes alabileceğiniz ufacık alanlara haftasonları yüzbinler (sigaralarıyla) yığılıyor, insan evden çıkmak istemez hale geliyor. Çirkin yapılaşma almış başını gitmiş, sokaklarında yürürken her şeyiyle midenizi bulandıran bir şehir burası (Elinize sağlık cumhuriyetin belediyeleri ve hükümetleri!).

İşte bu parkın da sudan sebeplerle yok edilip, yerine bir taklit bina dikiliyor olması artık insanların kanına dokunuyor sanırım. Bu kadar leş bir şehirde bir parkın genişletilmesi yerine yok ediliyor olması, yerine bildiğimiz betondan, hiçbir işe yaramayacak bir AVM dikilecek olması nereden baksanız insanca yaşamak isteyen herkesin şöyle veya böyle karşısında durmak zorunda olduğu bir durum.

Başbakan ve bir grup bakanın ilginç bir açıklamaları var: "Kestiğimiz ağaçların yerine yenilerini dikiyoruz" diyorlar. İyi de nereye? Bu şuna benziyor: İstanbul'da bahçeli bir eviniz var ama bahçesi Ankara'da! Yani demek istiyorum ki, o ağaçların şehrin içinde olmasının bir amacı var. Şehri yaşanır bir yer haline getirmek. Yoksa istiyorsanız Orta Anadolu'ya Amazon ormanları dikin ve büyütün. Bu itiraz edenlere karşı bir argüman değil (Ayrıca bu ahlak anlayışına lüks mü kaçıyor bilmiyorum ama canlı yaşamına saygı diye bir şey de var!).

Her şeyi tektipleştirip, 'her şeye itiraz edenler' çantasına atmak kolay. Nasılsa insanların kafasındaki stereotipe çat diye oturuyor, bir anda bu insanları marjinal hale getiriyorsunuz. Fakat bu sefer orada karşı çıkılan şey üç tane ağaç kesilmesin gibi bir şey değil. En azından olmamalı. İstanbul'da yaşayıp da şehrin betonundan tiksinen, çarpık yapılaşmadan, hava kirliliğinden, toz cenneti olmasından bıkmış olan herkes bu harekete destek vermeli. Orada olan insanlar belli bir siyasi görüşe sahip insanlardan çok, şehircilik politikasına isyan eden insanlardan oluşmalı. Bu hareket eğer büyürse, hedefleri ve yönü bu şekilde olmalı. Bu durumda az da olsa tabanın -oldukça- genişlemesi ihtimali var.

Öteki türlü, polisin aşırı gücüyle bu insanlar dağıtılacak ve kimseye bu mesaj aktarılamadan, oradaki insanlar 'her şeye itiraz edenler'  olarak yaftalanacak. Ve biz bu korkunç şehrin daha da korkunç bir yer haline gelmesini izlemeye devam edeceğiz.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder