2012/09/22

Demokratlık

Demokrat zihniyetin dış gerçeklik karşısındaki duruşu, Kant'ın epistemolojik varsayımını çağrıştırır. Hume'un nedenselliği bir alışkanlığa indirgeyen güçlü argümanı karşısında insan zihninin işlevselliğini korumak isteyen Kant, insan zihninin kendine has içsel kategorilere sahip olduğunu ve bunlar üzerinden/sayesinde dış gerçekliği 'anladığını' savundu. Buna göre nedensellik, gereklilik, sınırlılık, karşıtlık gibi kategoriler bizim zihnimizde varlar ama dış gerçeklikte var olup olmadıklarını bilmiyoruz. Ama zihnimizin kategorilerini kullanarak dış gerçekliğe tekabül eden bir düzenek hayali yaratabiliyoruz. Dolayısıyla insan zihninin olası namütenahi zihinlerden sadece biri olduğunu ve dış gerçekliği bu zihnin içinden algılamaya mahkûm olduğumuzu kabul etmek durumundayız. Zihnimiz dış gerçekliği ancak kendince anlayabilir ve bu da dış gerçekliğin çarpıtılmasını zorunlu kılar. Başka bir ifadeyle zihin, aksi halde anlayamayacağımız gerçekliği çarpıtarak kendi kategorilerine uyumlu kılar ve 'bizim için' anlaşılır hale getirir... Ancak bunu yaparken gerçekliği hangi yönde ve ne kadar çarpıttığını bilemeyiz. 
Bu çıkış noktası bize iki temel önerme sunar: Birincisi, dış gerçekliğin gerçek doğasını hiçbir zaman 'dışımızda var olduğu şekliyle' anlayamayacağız. Dolayısıyla madde/ruh ikilemi insan için tümüyle spekülatif olup bir inanma meselesidir. İkincisi, zihnimiz gerçekliği çarpıtarak anlaşılır kıldığına göre, gerçekliğin az veya çok bizim anladığımız haliyle var olduğunu da iddia edemeyiz. Üstelik ne kadar iyi anladığımıza dair nesnel bir araca da sahip değiliz ve hiçbir zaman da sahip olamayacağız. Öte yandan yapılan icatlar, çalışan makineler, çeşitli öngörülerimizin tutması, dışımızdaki gerçekliği bir biçimde 'doğru' anladığımızı da kanıtlar. Demek ki gerçekliğin bizatihi kendisini anlama olanağımızın olmamasına karşın, zihnimiz o gerçekliği anlaşılır kılan bir mekanizmaya sahiptir. Sonuç, gerçeklikle zihnimizdeki kurgu arasında bir mütekabiliyet ilişkisinin olduğudur. Ancak bu, zihnimizdeki her kurgunun dış gerçekliğe tekabül ettiğini göstermez... Dahası aynı durum karşısında farklı kişiler farklı 'doğrular' öne sürebilmektedir. Soru, böyle bir durumda doğru tutumun ne olduğudur... 
Demokratlık, kimsenin doğruyu güvenilir biçimde bilemeyeceği bir dünyada, 'doğru' toplumsal kararların nasıl alınabileceğine ilişkin bir cevaptır. Bir toplumun bütün üyeleri aynı kanaatte olsalar bile, bu üzerinde anlaştıkları sonucun 'doğru' olduğunu kanıtlamaz. Çünkü hepsi de aynı yanılgının içinde düşünüyor olabilirler. Dolayısıyla azınlık görüşleri son derece kıymetlidir ve olası bir çoğunlukçu yanlışı düzeltebilmenin tek referansıdır. Öte yandan herhangi bir doğruda anlaşıldığı takdirde, bunun hükmü ancak geçici olabilir, çünkü hem kişiler fikir değiştirebilirler, hem de o topluma yeni gelenlerin farklı fikirleri olabilir. Sonuç olarak demokratlık, kendi toplumsal yapımızı da içeren bir biçimde, dış gerçekliğe ilişkin olarak ancak öznel ve geçici 'doğrular' üretebileceğimizin bilincine varılmasıdır. Diğer bir deyişle gerçeklik karşısında haddini bilmenin içselleştirilmesini ifade eder...

2012/09/07

İyilik ve Kötülük

Sosyal psikolojinin onde gelen isimlerinden Philip Zimbardo'dan cok guzel bir konusma.