2012/12/28

Kategoriler

Tanıştığımız her insanı gözlüyor ve kafamızda belli kategorilere yerleştiriyoruz. Bize sadece kendimize bakmamızı söyleyen binlerce şahane özlü söz olsa da, bu huydan vazgeçmiyoruz. Doğru veya yanlış böyle yapıyoruz. Bu kategoriler kaskatı bir şekilde sabit kalmasalar da ana hatları her zaman sabit kalıyor. İnsanlarla ilgili gözlemlerimiz arttıkça bazı şeyleri doğruluyor, bazı şeyleri yanlışlıyoruz. Fakat benim sık sık değindiğim doğrulamada taraflılık olgusu uyarınca, ilk izlenimde edindiğimiz yanlış gözlemleri de doğrulamakta epey seçici davranabiliyoruz. Ayrıca, ilk izlenimi de büyük ölçüde yaratan kendi önyargılarımız. Yani önyargılar dolayısıyla inandığımız şeyleri de epey seçiçi bir şekilde doğrulayarak, aslında tanıştığımız insana dair edindiğimiz izlenimi gözlemlerden çok, kurgusal şeylere dayanarak oluşturuyoruz.

Bunun böyle olmasında problemler var kuşkusuz. Fakat her insanın düşünme şekline nizam vermek ve bunun doğrusunun ne olması gerektiğini söyleyebilmek de mümkün değil. Dört başı mamur bir düşünme sistemi yok. Her insanın kendi yargılarına dair bir miktar şüpheye sahip olması da sorunu çok fazla çözebilecek bir şey değil. Neticede her zaman yanlış yargılar ve çıkarımlar mevcut olacak. Bunlarla yaşamayı öğrenmek lazım.

Fakat kritik bir nokta var: Bu alelacele elde edilen çıkarımları muhatabına aktarmak en hafif tabirle saçmalık. Bence en büyük sorun bu. Birisi sizin hakkınızda elde ettiği rastgele gözlemlerle saçma sapan bir çıkarımda bulunuyor ve bunu söylemekte saniye tereddüt etmeyebiliyor. Bu tabii zaman zaman epey motivasyon kırıcı da olabiliyor. Çünkü insan ennihayetinde statik bir varlık değil, başkalarının insan hakkında ne düşündüğü, insanın kendi hakkındaki düşüncesini de epey etkileyebiliyor. Çünkü hepimize dışarıdan bize söylenenlerin kendi yargılarımızdan daha güvenilir olduğu, çünkü kendimizi kandırmaya çok teşne olduğumuz söyleniyor. Bunun doğruluk payı olsa da, bence son kertede bu da safsatadan ibaret: İnsanın kendisini, kendisinden iyi kimse bilemez.

Dolayısıyla yalan yanlış ve dikkatli gözleme dayanmayan yargılarını ve çıkarımlarını bir çırpıda söylemekten çekinmeyen saçma sapan insanlarla muhatap dahi olmamak lazım. Böyle şeyler sadece vakit kaybı değil: moral çöküntüsü, motivasyon kaybı. Bir kere yaşıyoruz. Bunlarla uğraşacak zaman yok.

2 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

s. dedi ki...

Genel olarak diyeceğim, yetiştirilmemiz de dışarıya odaklı ve geneli yargılama kurgulu. Nasıl? Öyle davranırsan, böyle derler senin için, şöyle yaparsan, böyle olursun bak... Hani çoğaltabilir, belirsiz yerleri doldurabiliriz. Diğer sorun, genele pay biçmek; bir çocuk eğer bir matematik problemini çözemiyorsa, aldığı yanıt, belki evden, belki okuldan, aptalsın sen? gibi bir şey oluyor. Noluyor, çocuk tek çözemediği ya da yeteneği olmadığı bir daldan hop tüm karakterini ve tüm yeteneklerini etkileyecek bir yargıyla karşılaşıyor. Öyledir ya hani; biz kızarsak, tek bir harekete değil, adamın kendine kızarız. Neyse lafı uzattım, yargılar ve onların bizdeki etkisi maalesef bize öğretilenlerle daha da katmerli oluyor bizde. Ama dediğin gibi(demek istediğin gibi ya da ;) ) bunları aşmanın da yolu var...

Deniz dedi ki...

Verdiğin eğitim örneği tam uyuyor. Benim eğitim sisteminden tiksinmem de bunları düşünmemden dolayı olmuştu. Sürekli bir etiketleme, sınırlama hali var. Halbuki insan dünyası çok karışık. Öyle hüküm kesilebilecek gibi değil. O matematiği yapamayan çocuk diğerlerinden daha çok sevdiği için çok iyi yapabilir bir hale gelebiliyor matematiği. Ama ne yazık ki çocuk yaşta insanın kendine savunma mekanizması oluşturması çok zor olduğu için, hepimiz sıradanlaşıyoruz.

Kurtulabilecek miyiz bakalım ennihayetinde. :)

Yorum Gönder