2012/10/24

İyimserlik

Bir soruna dair görüş bildirmek veya tespit yapmak o sorunla ilgili sosyal algının inşasına katkıda bulunur. Yani yaptığımız her tespit, sahip olduğumuz medya gücü oranında (Twitter'da takipçi sayısı, bir gazete köşesi vb.) ortadaki sorunun gerçeklik algısını çarpıtır. Birçok kişinin katıldığı bu süreçlerin sonunda, sorunun kendisine dair genel algılar oluşur: Bu algılar tüm bu paylaşımların ve tartışmaların ortaya çıkardığı ortalama bir algıdan başka bir şey değildir.

Dolayısıyla bir sorunun çözümüne yönelik tartışırken, sürekli samimiyetsizliklere, zorluklara, kötü taraflara vurgu yapmak -haklı olarak dahi olsa- çözümsüzlüğe bir katkıdır. Çünkü hiçbir insan, kişi, kuruluş tümden samimiyetsiz veya şeytan değildir; aksine herkes (evet herkes) diyaloga açıktır ve her zaman her şey için umut vardır - sadece gerekli arkaplanın oluşması gerekir. Sürekli negatif şeyleri öne çıkarmak, samimiyet testi yapmak, bir sorunun neden çözülemeyeceğini durmadan anlatmak; tarihsel arkaplanı ve verili olan her bilgiyi bu yönde veri olarak kullanmak olası bir çözüme verilebilecek en büyük zarardır.

Fakat herkes genelde böyle yapmaz. Her zaman bir sorunun çözümü tartışılırken, bir grup insan 'iyimserlik' ile itham edilir. Bu insanlar, genelde, sorunun çözümündeki zorlukları görmemekle itham edilirler, oysa gerçek bununla yakından uzaktan ilişkili değildir. Aksine, bu 'iyimserler' de bahsedilen zorlukları ve problemleri herkes kadar iyi görürler. Fakat, bu insanların aldıkları tutum, her ne koşulda olursa olsun çözüme giden yolu açık tutmaya çalışmaktır. Örneğin çözüm için bir muhatabınız varsa ve siz ona bir şekilde muhtaç iseniz, yapabileceğiniz en iyi şey, bu muhatabınızın tüm 'kötü' taraflarına rağmen onunla diyalog yolunu açık tutabilecek bir tutum izlemenizdir. Bu tutum da açıktır ki bir nefret dili kullanmaktan çok başka bir şeydir. Bu insanlar bir duvarın yıkılması için uğraşan ve zorla bir çatlak yaratıp, daha sonra var güçleriyle o çatlağı büyütmeye çalışan insanlara benzetilebilirler. Diğerlerinin yaptığı şey ise duvarın nasıl yıkılmayacağını anlatmaktan ibarettir. Bu durumda saflıkla suçlanan insanlar genelde tabuları en çok yıkıp, karşıdakine en cesur şekilde elini uzatmaya çalışan insanlardır denilebilir. Elleri boş dahi kalsa, çözüme 'karamsarlardan' daha çok uğraş vermiş oldukları kesindir.

Elbette ki bu muhatabınızın her özelliğini kabul edip, göz yumacağınız veya 'hoş göreceğiniz' anlamına gelmez. Problem olan şeylerin açıksözlülükle tartışılması gerekir. Buradaki temel fark, bu sorunların nasıl tartışılacağıdır. Aslında insanlar içkin olarak nasıl tartışmak gerektiğinin farkındadırlar: Mesela insanlar ergenlik yaşına gelmiş çocuklarıyla sorunlar yaşadıklarında genelde onlara bunu pozitif bir yolla anlatmayı denerler. Çünkü çocuğa nasıl bir aptal olduğunu söylemek veya ne kadar berbat bir insan olduğunu söyleyerek hakaret etmek sorunu çözmeyeceği gibi, çocuğun herhangi bir çözüme aklının yatmasını ve uyum sağlamasını da imkansızlaştırır. Üstelik, çocuğun karakteri hakkında konuşmak da saçmadır, özünde -mesela- karaktersizlik olarak adlandırılan şey, yanlış bilgiler, cehalet veya farkındasızlıktan ibaret olabilir - ki bu durum çocuklar için geçerli olduğu kadar tüm insanlar için de geçerlidir.

İşte bir sorunun çözümü hakkında yorum veya tespit yaparken böyle bir perspektif benimseyen insanlar, sorunun çözümüne katkı yapan insanlardır; o sorun da muhtemelen böyle insanlar sayesinde çözülür. Ötekiler kendi köşelerinden herkese nasıl samimiyetsiz olduklarını bildiren şeyler söylerler veya sorunun çözümüne nasıl 'inançları' kalmadığını anlatırlar. Genelde böyle insanlar sorunun çözümünden veya çözülmemesinden doğrudan etkilenmeyen insanlar olurlar. Çünkü sorunun çözümsüz kalmasının ne büyük bir kabus olduğunu genelde yalnızca sorunun doğrudan muhatapları bilir...

Siyaset dünyamıza ve medyaya baktığınızda, baskın tipler birbirlerini suçlayan, nefret dilini kullanan insanlar. İyimserler oldukça küçük bir azınlık durumunda. Bu durum ülkenin sorunlarının çözülmesini imkansızlaştırıyor. Bu durum, bir insanın çözümleri veya insan haklarını ne kadar savunduğunu önemsizleştirip, onu nasıl bir üslupla yaptığını önemli kılıyor. Ve açık ki, en demokratlarımız dahi nasıl bir üslupla konuşacakları hakkında hiçbir fikre sahip değil.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder