2012/06/27

İyi İnsan

İnsanlar genelde bir takım değerler sistemi üzerinden düşüncelerini temellendirirler. Herkes böyle bir sistem inşa etmez bilinçli olarak - fakat genel olarak böyledir. Yani herkese bir konudaki fikri sorulduğunda, genelde kendi içinde (bilgi yanlışlarından vs. ayrı olarak) "tutarlı" bir cevap almamız olasıdır. Elbette açıkça "yanlışlar" da bu düşünce sistemi içerisinde barınabilir. Yanlış bilgilerden sorumlu olan insanın kendisidir - ve aslında temel olan şey de olabildiğince bunlardan kurtulmaktır.

Beklenti, kendi düşünceleri üstünde çalışan, netleştiren ve "ayıklayan" insanların daha tutarlı davranmasıdır. Elbette tutarlılık tanımları üzerine konuşulabilir fakat bazı şeylerin sonuçları "herkesin malumu" olacak kadar nettir. Sözgelimi, insan hakları konusunda duyarlı olan - olduğunu söyleyen - ve bu konuda açıkça tavır almaktan çekinmeyen birisinin, kişisel hayatında veya otorite sahibi olduğu alanlarda da empatik davranması ve insanları olabildiğince dikkate alması beklenir. Fakat böyle insanların kişisel ilişkilerde saçma sapan şeyler yapması, karşıdakini hiç dikkate almadan (veya aldığını zannederek ama almayarak) hareket etmesi - işine geldiği gibi karşısındakine suçlama yöneltmesi ve kendi "ideal" dünyasında karşısındaki insana acımasızca hüküm kesmesi hiç de az karşılaşılan bir durum değildir. Bu durumda, bu insanın hangi kritere göre "iyi" bir insan varsayılacağı oldukça şüphelidir. Duruş olarak insan haklarından yana bir insan olsa da, otorite sahibi olduğu küçük alanda pek çok insan hakkını ihlal ettiği söylenebilecek bu insanlar -işin kötüsü- kendilerini hümanist olarak görerek hayatlarına devam ederler. Bu durumda kendilerini içine soktukları kalıp aslında tamamen safsatadan ibarettir - fakat gelin görün ki bunu küçük bir insan grubu dışında kimse farkedemez.

Dolayısıyla, "iyi bir insan" olmak, aslında insanın ne tip ideallere sahip olduğundan tamamen bağımsız bir konu haline gelebilir - hatta çoğu zaman gelmektedir de... İyi insan, büyük idealler ve süslü lafların arkasına sığınıp, bir yandan da terör estirmek yerine, kendi yanılabilirliği üstüne giden ve bu yolla daha mütevazı (ve dolayısıyla daha empatik) bir insan olmaya çabalayan insandır denilebilir. Yani çıkarımlarından hiçbir zaman emin olmayan, şüpheci, her şeyi yanlış algıladığını (veya en baştan yanlış algılayabileceği bir düşünce sistemine sahip olduğunu) kabul eden birisi, karşısındakine "her zaman" ve neredeyse "her koşulda" baştan bir şans verecek bir ruh halinde olur. Bu da, bir kez ihmal edilen veya kendini küçük düşmüş hisseden bir insanın, kısa süre içinde geri kazanılacağı manasına gelir. Bu durumda, yani otorite sahibi bir insanın bu mütevazılığa sahip olduğu bir durumda, insanların hayatları kararmaz - çünkü insanlar araya giren aptalca çıkarımların ördüğü duvarların arkasında boğulmazlar.

"Dünyadaki sorunlar nelerdir" sorsanız, size anlayışsızlıktan, empati yoksunluğundan, sistemden, açlıktan, ırkçılıktan, bilimsel ahlaksızlıktan, öğrencilerin tembelliğinden, dolandırıcılıktan, rüşvetten, otoriteden, silahlardan veya envai çeşit "sorundan" bahsetmeye hazır insanların çoğu aslında yukarıda kısaca anlattığım şekilde davranıyor. Kalıp sabit: Sözde hümanist, ilgili, bilgili, mütevazı - fakat insanlara davranışlarında tam anlamıyla bir fiyasko. Bu da -açıkçası- herkesi bir parça samimiyetsiz ve yalan kavramlar üstüne kurulu kişilikler haline getiriyor. Çünkü tek gerçek olan şey, birbirimize hissettirdiklerimiz - bundan ötesi sadece soyutlama. Ve karşısındakine kendini sinek gibi hissettiren veya onun zayıflıklarının üstüne gidip aciz duruma düşmesini izleyen veya en basitinden sadece sohbet etmesi bile sıkıntı yaratan insanların, dünyanın en yüce ideallerinin peşinden gitseler de, "iyi" birer insan sayılamayacakları gerçeği değişmiyor...