2012/03/18

Yargıçlar

Daha önce yazdığım "Doğrulamada Taraflılık" olarak adlandırdığım, insanların kendi düşüncelerini, inançlarını, şablonlarını doğrulama eğiliminde oldukları savı, bilişsel psikolojide confirmation bias olarak adlandırılıyor. Tekrarla, insanlar inandıkları şeyleri (diğer bir deyişle zihinsel şablonlarını) taraflı bir şekilde doğrulama eğilimindedirler. Yani bir şey hakkında, özel bir inanca sahip birisi, dış dünyadaki gözlemlerini objektif değil, inançlarını doğrulayacak şekilde yapar; zihinsel şablonlarına ters şeyleri ise görmeme eğiliminde olur...

Benim gözlemlediğim kadarıyla, bu yatkınlığın doğrudan bir sonucu, insanların büyük bir çoğunluğunun kendilerince yetişkin olduklarında, kendilerinden "çok emin" kişiler haline gelmeleri... Bu insanlar, yargıçlığa soyunuyor ve sizi yargılamaya kalkışıyorlar. Böyle kişilikler oluştukça da insanlar arasındaki iletişimin iyice tatsızlaşması, neredeyse her konuşmanın işkence haline gelmesi, kendini karşıdakine her açmanın büyük bir tıkanmışlıkla sonuçlanması kaçınılmaz hâle geliyor. Çünkü insanlar, kendilerinden böyle emin olduklarında, karşıdakinin düşüncelerini/planlarını aşağılamaktan çekinmiyorlar, ellerinde hiçbir doğru dürüst veri olmasa bile... Ünlü bir profesörün de, alelade bir kıraathanede günlerini geçiren bir sokak kabadayısının da aynı yargıçlık yanılsamasından ve bunun getirdiği çürümüşlükten nasibini alıyor olması, bu durumun ne denli ciddi boyutta olduğunu da gösteriyor. İnsanlar en ufak bir şüphe hissetmeden peşin hüküm kesiyor, iyilik görüntüsü altında şablonlarını dayatıyorlar. Bu da insanın iyi ve kötü kavramını iyice kaybetmesine sebep oluyor.

Diğer bir gözlem ise, bu kişiler eğer hayatlarında kayda değer başarılar elde ettilerse (ki kayda değerlik tartışma konusudur ama geçelim), bu başarıları doğrudan kendi zihinsel şablonlarına bağlıyorlar. Bu doğrulamada taraflılıktan daha başka bir duruma karşılık düşüyor. Dolayısıyla, bir kişi, elde ettiği başarıdan tamamen bağımsız bir alanda dahi söz söyleme ehliyetine sahip olabiliyor. Bu da hayatı tam anlamıyla ıskalamaktan başka bir şey değil.

Dahası, insanların kişilikleri büyük bir değişim gösterdiği için, insanların aynı hedefe ulaşmasının yolları dahi birbirinden inanılmaz farklılaşabiliyor. Fakat, bir hedefe bir kez ulaşmış bir insanlar, bulunduğu konumdan diğerleri hakkında ahkâm kesebiliyor, onları "işe yaramaz" ilan edebiliyor; bu işin yapılmasının "tek yolunun" kendi yolları olduğunu ciddi ciddi düşünebiliyorlar. Bunlar, öyle aptal insanların huyları ve hezeyanları değil, toplumun en zeki diye adlandırdığı kesimin neredeyse hepsi hastalık derecesindeki bu zihinsel yanılsamalarla yaşıyor...

Bunca saçmalığın arasında içinize kaldıramadığınız bir sıkıntı oturuyorsa, bilin ki bu boşuna değil... Dahası, muhtemelen siz de pek farkında olmadan yaptığınız hareketlerle, başkasının aynı sıkıntıyı çekmesine sebep oluyor olabilirsiniz. Biz hayatı ciddiye almasak da, bilinçli olarak ince düşünmesek de, bunların hepsi gün geliyor, bizi buluyor; kendimizi bizi neyin rahatsız ettiği üstüne uzun uzun düşünürken buluyoruz. Bunlarla savaşmanın yolları farklı farklı, herkes kendince bir yol bulabilir. Ama en önemli şeyin, bunları fark edip, başkasına da yapmamak olduğu su götürmez bir gerçek bence. Ezilmişlik konumundan bir adım yükseldiği anda, normatif yargıçlar haline gelen kişilerden biri olmanın hiçbir götürüsü yok elbet; bir kere başarıyı elde ettikten sonra yargıçlık "meşru" hale bile geliyor neredeyse...

Fakat, yanlışın nerede olduğuna kafaya takan biriyseniz, belki bunları da göz önüne almak biraz işe yarayabilir.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder