2012/01/06

Hayatın İçinden (4): Yolda Sigara İçenler

Her sabahki standart işkence... Zorla uyanıp, hazırlanıp, okula gidiyorken maruz kalıyorum bu tiplere. Her taraftalar ve korkunç yaygınlar. Yolda, hiçbir mahsuru yokmuşcasına, ağızlarından çıkan ve inanılmaz rahatsız edici dumanın kime gittiğinin hiçbir önemi olmadığını düşünerek yürüyorlar. Baca gibi etrafa epey hacimli dumanlar yayıyor, sabah sabah daha uyanmadan insanı dünyadan soğutuyorlar. Bu bana her gün oluyor. Her gün.

Sigara kapalı alanlarda yasaklandığında, çıkan itirazların tam bir gerizekalılık hâli olduğunu düşünmüştüm. Ben ki, sokakta dahi önümde sigara içen birisi yürüdüğünde, durmadan o iğrenç dumanı soluyup, dünyadan daha fazla soğumamak için ya duruyor ya da önümdekini geçmek için hızlanıyorken, aynı işkencenin çok daha büyük halini kapalı yerlerde çekmemek için dışarda bir yerde oturmaz olmuştum. Yasak o kadar iyi geldi ki, o günleri hatırlamak bile istemiyorum. Akşam Beyoğlu'nda bir yerde oturmak demek, atletime kadar sigara kokmak demekti benim için. Saçlarımın kokusundan dolayı, duş almadan yatamazdım. Şimdi en azından rahatça "içeride" oturabiliyorum.

Şimdiyse, sigara içmenin halka açık her yerde yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. Açık ve net. Bu durumu açıkça ifade etmekten de hiç çekinmiyorum. Ben nasıl yolda tanımadığım birini ağzımın kokusuna maruz bırakma hakkına sahip değilsem, kimse de yolda, otobüs durağında, yaya geçidinde beklerken bana bunu yapma hakkına sahip değil.

Üstelik olay sadece "yol" ile sınırlı da değil. Bu tipler sizi, İstanbul'da sahilde şehrin berbat sokaklarından, ortalama nobranlığından kaçabileceğiniz deniz kenarındaki yerlerde de yalnız bırakmıyorlar. Mesela, hasbelkader oturmaya gittiğim yerlerde bir takım adamlar ve kadınlar yan masaya oturuyor, "açık havada" olmanın verdiği güvenle sigara dumanını olduğu gibi üstünüze üfleyebiliyorlar. Üstelik dumanın bizim masalara doğru geldiğini farketseler de istiflerini pek bozmuyorlar. Genelde, bu insanlar oturduktan sonra, kalkmalarını bekleyemeden ben kalkıyorum. Bu tipler, genelde yan masadaki insanın kendilerinden rahatsız olup kalktığını anlayacak zeka seviyesine sahip olmuyorlar. Veya nadiren bu zeka seviyesinde insanlarla karşılaşırsam da, bundan ahlaki bir kaygı duymayacak kadar yüzsüz oluyorlar. (Zaten dünyanın sorunu da budur. Genelde zeka olmaz. O varsa ahlak olmaz. Çoğunlukla ikisi de olmaz. (Bir tane arkadaşım var, sürekli takıldığım ve aşırı sigara içen. Adamda rahatsız ettiğini anlayacak zeka ve bu durumdan rahatsız olacak kadar da ahlak var. Sigarasını kıyıda köşede içiyor, yolda yürürken içmiyor. Aynı masada oturuyorsak, yüzümüze gelmemesi için akrobatik hareketlere kalkışıyor mecburen. Olur da dumanı yutarsam, neler yaptığımı yazmak istemiyorum.))

Bir gün Batıda veya Doğuda "ileri" bir medeniyet kurulacaksa, ölçütü bu insanlara yapılan muamele olmalı bence. İnsanların "hepsinin", ortalık yerde sigara içmeyi ayıp gördüğü, bu eylemin sigara içmeyen insanlara ne büyük bir zulüm olduğunu anladığı bir yer, gerçekten ileri bir medeniyet sayılabilir. Böyle yerlerde, Türkiye'de gördüğümüz tipten sorunların hiçbiri yaşanmaz. Günlük hayatta bu kadar hassas olabilen insanlar, siyasi açıdan bunca vahşetin yaşanmasına -mesela- izin vermezler. Böyle bir toplumda, ortalık yerde sigara içenler horlanır ve dışlanırlar.

Pek de güzel olur.

20 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Adsız dedi ki...

Yazılarınızın genel uslubuna uymayan çok duygusal bir yazı olduğunu düşünüyorum. Şöyleki yazınızda bir çözüm üretmemekle birlikte sigara bağımlısı olan insanları aşalıyorsunuz. Şikayetçi olduğunuz noktaların tamamına yakını toplumun genelini değil de bir sigara içmeyen kısmını daha fala ilgilendiren "öteki" bir bakış açısına sahip. Yazılarınızı beğenerek okuyorum. İyi çalışmalar.

Deniz dedi ki...

Duygusal bir yazı olduğu muhakkak, katılıyorum. Çözüm önermediğime katılmıyorum ama, çözüm belli, son paragrafta söylüyorum. Yasakla falan olacak işler değil bunlar pek, biraz hassasiyet gerekiyor sigara içenlerden.

Bununla birlikte, kendi bakış açımdan yazdım elbette. Ama sadece toplumun bir kesimini ilgilendirmiyor yazı bence. Sigara içen kişileri daha çok ilgilendiriyor bilhassa. Şahsen ben sigara içen biri olsam ve birileri benden böylesine rahatsızlık duysa, kendimi kötü hissederdim.

Son olarak, elbette sigara bağımlılarını aşağılamıyorum. Sigara bağımlısı olup, sigara içmeyenlere böyle bir zulüm uygulayacak şekilde her yerde kontrolsüz bir şekilde insanları rahatsız eden kişileri aşağılıyorum. Evet, biraz ayıp bu yaptığım. Ama bu kişilerin yaptığı kadar değil.

Teşekkürler yorum için.

Adsız dedi ki...

khfkaejegi<efjm.<çlnjfip<wifeils

s. dedi ki...

Aslında gerçekten sigara içenler tarafından, senin de dediğin gibi "artık açık havada içiyoruz daha ne yapalım ki" kıvamında bizi aşağılayan cevaplar almamız kuvvetle ihtimal. Kapalı yerde içilme yasağının gelmesi bile yeterince olay olmuştu. Tek "keyif"leri de bu olunca hani... Bir başkasına saygı konusu o kadar fazla ki, hangi birini yazasın. Sadece sabahları gördüğüm çok küçük bir şey:

Bir dolmuş sürücüsü sırf müşteri toplamak için, ki bunu yadırgamıyorum, tam da ışıklara gelip durup kornaya basıp, arkasında küçük bir araç kuyruğu oluşmasına rağmen eyleminde devam edebiliyor. Her sabah aynı adama denk gelmiyorum hani bir de o var. Hepsi aynı şeyi yapıyor ve ben bir kere gördüm oradan o dolmuşa binen birini. Zira az ilerde bekliyorlar zaten insanlar o dolmuşu. Arkadaki otobüste işine gecikenler ya da bir yere yetişmek zorunda olanlar, en kötüsü yeşil ışıkta geçecebilecekken onun yüzünden geçememiş olanlar o kadar da umurunda değil adamın. Ben yaya halimle geriliyorum o durumda...

Kişinin gözünün önünü kapatan bir duvar varsa (bencillik), bir şekilde o düşüncesizliği yapacak. Her yerde, bir şekilde...

Deniz dedi ki...

Aynen. Böyle binlerce detay görüyorum ben de. Tek gören olmadığımı bilmek sevindirici. Bu sigara özelini aşan, gerçekten çok berbat bir sorun. Mesela ufak bir gözlem de benden gelsin, gözlem ufaldıkça verdiği bilgi artıyor çünkü:

Metroya bindiğimizde her sabah, her binen olduğu yerde duruyor ve etrafına bakınıyor oturacak yer bulmak için. O sırada arkadan kapı kapanmadan binmeye çalışanlar endişe ediyor mecburen. İlginç olan, her binenin bunu yapmaya devam etmesi, bir adım öncesinde mağdur, sonraysa mağrur olmak gibi.

Yolda sigara içmeyi geçtim, yürümek dahi başlı başına büyük bir problem. Kaldırıma çıkan motosikletler mi ararsın, burnunun dibinde buluyorsun bir anda.

Eh işte, bu genel eğilimle mücadele etmek imkânsız olacağı için, örnek seçip anlatmayı deniyoruz.

Çözüm sigara içilmemesi değil, çok daha büyük çaplı bir zihniyet değişimi. Onun da yakın zamanda olacak gibi bir hâli de yok...

Adsız dedi ki...

Küçük burjuvayı binlerce insanı öldüren bombalardan çok taksi şoförünün kabalığı etkiler.

Deniz dedi ki...

Son Adsıza: Aynı zamanda, hayatını beylik laflarla idame ettiren "solcu" lafları da etkilemez.

Adsız dedi ki...

Bu konsepte aykırı değil. Ya yanlış blogdayım, ya da bir kişi daha biat etti.

Deniz dedi ki...

Bu son yorumla, bir önceki "Adsız" da aynı kişi mi bilemiyorum ama hiçbir şey söylemeyen yorumları onaylasam da daha fazla cevap vermeyeceğim.

Eleştirilen tam olarak neyse, argümanlar yazılırsa daha iyi olur. Hepi topu, toplum içinde nasıl davranacağını dahi bilmeyen, benim gibi sigara dumanı yuttuğunda epey kötü hisseden insanlara her gün, her tarafta işkence eden kişileri eleştirmişim. En klişe tabirle, "sizin özgürlüğünüz benim özgürlüğümün başladığı yerde bitmeli" gibi bir mesaj veriyorum yazıda. Gerisi de sinirle yazılmış birkaç laf.

Cin fikirli birisi bunu küçük burjuvalığa bağlıyor, beylik laflar kopyalayıp yapıştırarak. Öteki (veya aynı kişi) biat etmeye bağlıyor, ne ile, nasıl alakası varsa artık?

Bilemiyorum bunun arkasındaki motivasyon nedir... Buraya gelip yorum yapıyorsunuz. İki dakika daha uğraşın da, neyi neden kastettiğinizi herkes anlasın. Veya susun.

Adsız dedi ki...

Ohoo şimdide internet serious business havalarına girdik. Bence biraz rahatlaman lazım. İnternette olduğunu unutuyorsun. Özgürlüğün başlama bitme mevzusu o kadar da basit değil. Sokakta sigara içen, içki içen ya da başka bir şey içen adam ya da kadın, kendinden başka hiç kimseyi bağlamayan bir iş yapıyordur. Takım elbiseli insanlar da benim midemi bulandırıyor mesela o zaman sokakta takım elbise yasaklansın. İsteyen evinde giysin. Ya da cep telefonları radyasyon yayıyor, kanser olmak istemiyorum, yasaklansın hepsi. Şu kadın çok açık giyinmiş, beni tahrik etti, hemen kırbaçlayalım. Oldu mu şimdi ?

Sen bana sokakta nasıl davranacağımı nasıl giyineceğimi dikte etmek istiyorsan işte o zaman "biat etmiş" olursun. Neye biat etmiş olursun, Türkiye'nin politik sahnesine. Türk islam sentezli, ordu soslu, iktiadar muhalefet kardeşliğine. Konseptin en alasına yani. Daha konsepti çözememişsin, aykırıyım diyorsun. Ne takip edeyim ben bu blogu o vakit. Hadi uğurlar olsun sana hayat yolculuğunda.

Deniz dedi ki...

Kendine göre tanımladıktan sonra, insanları içine sokmakta hiçbir beis görmediğin "Türkiye politik sistemi", bence, benim gibi değil de senin gibi insanlar üretiyor. Üretilen ne? Lojik ilişki çıkarsayamayan, tartışma adabından bihaber, "Argümanlar yazılsın" gibi bir yoruma, "Ohoo şimdide internet serious business havalarına girdik." diyebilecek kadar kıraathane ağızlı insanlar. Sigara içme özgürlüğü konusunu, Türkiye'de pek çok siyasi tartışmanın iklimine uygun şekilde giyim-kuşam özgürlüğüne, ilericilik-gericilik eksenine getiren de ben değilim neyse ki... Konuyu özgürlükler ve sınırları temelli bir yola oturtacağına, aklına ilk gelen örnekleri, zihninin hiçbir kontrol filtresine tabi olmayan şekliyle ortaya döken de sensin. Acaba ilişkili mi, mantıklı mı yazdıkların?

Politik sistemin tanımını da bu seviyedeki bir arkadaştan öğreniyoruz.

Üslubun cevap verilmeyi hak etmiyor bence Mr. F. Yine de internetteyiz. Anonim olunca böyle bir hakkının olduğunu düşünüyorsundur. Cevap vereyim.

Toplumdaki kültür, ortak yaşam alanları vb. sosyal inşalardır (Social constructivism). Dolayısıyla, toplumdaki her birey bu inşalara katkıda bulunur, sonuçta ortaya bir iklim çıkar. Genel kabul gören davranışlar bir takım konsensüsler üzerine kurulur. Fakat bir yandan, bir takım temel haklar da vardır, en azından bana göre... İlk söylediğim konsensüsler mesela, ırkçılık boyutuna gelirse, "toplum böyle istiyor" diye ırkçılığı hoş görmeyiz, normalleştirmeyiz. Dolayısıyla, seninle tartışmamızın özü, esasında "sigara içmenin" bu haklar kapsamında olup olmadığıdır, gerçi seviye biraz yüksek kalabilir, ama olsun.

Yanımda içki içen bir insan, beni rahatsız etmediği sürece, elbette içki içmekte özgürdür. Hatta sigara içen de öyle... Banane? Fakat aynı şeyi sözgelimi sana hakaret eden bir insan için söyleyemezsin. Dönüp, sana hakaret etmeye hakkı olmadığını söyleyebilirsin, çünkü böyle düşünürsün. Çünkü bu herkesin anlayabileceği bir rahatsızlıktır. Böyle düşündüğün için aklı başında kimse de sana "O zaman mini eteği de yasaklayalım?" şeklinde bir goygoy yapmaz. Şimdi şunu düşün: Birisi veya birçok kişi, yolun ortasında senin nefesini kesen, muhtemelen bir rahatsızlıktan dolayı, seni bir an için içinde bulunduğun tüm ruh hallerinden çıkaran, inanılmaz bir rahatsızlık yaratan şeyler yapsaydı, her gün ve her gün, acaba bir kez olsun dahi bunu yaşamamanın bir "hak" olduğunu, insanların nasıl bu kadar küstahlaşabildiğini düşünmez miydin? Düşünürdün. Hatta ileri toplumlarda, sigara içen insanlar dahi bu işkenceyi yaşamamanın senin en doğal hakkın olduğunu kabul edebilirler, sadece toplumun nasıl bir şey inşa ettiğine bağlı. Demokrat bir iklimdeysen her şey olabilir farz-ı misal... Ben bunu kabul eden ve yürüyerek sigara içmeyen birkaç arkadaş biliyorum. Onlar da mı biat etmişler peki? Yoksa daha hassas bir "insan" olmayı mı seçmişler?

Böyle bir argümantasyon yapıp, laf kalabalığı yapmak pek kolay. Sana sokakta nasıl davranacağını dikte etmiyorum. Sana haklarımdan bahsediyorum. Senin özgürlük alanın, benimkini geçemez. Yani evet, sen istesen de, istemesen de sınırlısın; ben de senin özgürlük alanını ihlal edemem, bunu toplum kuralları, asayiş kuralları vb. olmasa da yapamam, etik olarak buna hakkım yok.

Benim iddiam, sigara içmeyenlerin soluyacağı şekilde, kalabalık yerlerde, otobüs duraklarında sigara içmenin de etik olarak yapılmaması gereken şeyler kategorisinde olduğu yönünde. Yanlış olabilir. Efendi gibi itiraz da edilebilir.

Fakat galiba, önce efendi olmak lazım.

BTW, gerçekten bu blogu okumanın bir anlamı yok. Gerçekten.

İsmail dedi ki...

Maalesef şimdi kapalı alanlarda da sigara yasağı delinmiş durumda. Sigara içmememe rağmen çamaşır makinesine attığım çoğu kıyafetim leş gibi sigara kokuyor. Yemekte rica ediyorum; arkadaşlar şunu kapının önünde içseniz ne olur diye, dikkate alan yok. Camı açalım n'olur diyorum, üşüyorlar...

Şu anda insanlar geçmişe bakıp "Aa eskiden minibüslerde, trende falan sigara içiliyormuş. Hatta hastane koridorlarında bile!" diyorlar ve bunun ne kadar saçma olduğunu düşünüyorlar. "İyi ki buralarda artık sigara içilmiyor" diyorlar. Tam daha da güzel adımlar atılmış diye düşünürken ve bununla iftihar ederken şimdi sil baştan...

Deniz dedi ki...

Ben de geçen gün Beşiktaş'ta bir kapalı bir kafeye girdim, oturacakken baya sigara içildiğini farkedip, kalkıp çıktım. Bazı yerlerde yasak deliniyor gerçekten, ve işin kötüsü, bu yukarıdaki cin fikirli arkadaşın yansıttığı gibi bir "muhalefet", "isyankarlık", "aykırılık" gibi düşünülüyor...

Yasaklarla bir şey halletmek tabii ki hoş değil. Fakat, Türkiye'deki insanların hassasiyetlerine bakıldığında, bu yasağın bence doğru dürüst uygulanması gerekiyor.

Dediğin şeyi ben de zaman zaman düşünüyorum. Otobüs yolculuklarında, hastanelerde, koridorlarda sigara içilmesi kimbilir ne büyük bir kabustu. Benim birkaç tanıdığım, sırf bu dumanın yarattığı işkenceden kurtulmak için sigaraya başladıklarını söylüyorlar mesela... Başladıktan sonra eskisi kadar rahatsız olmuyorlarmış.

Özgürlükmüş içmek... Ne büyük özgürlük.

Adsız dedi ki...

Adsiz arkadas baska soze yer birakmamis. (http://www.konsepteaykiri.org/2012/01/hayatn-icinden-4-yolda-sigara-icenler.html?showComment=1326497098253#c3424592017446190564)

Herkese acik alanda ozgurlugun sinirlarini sen belirleyemezsin.

Deniz dedi ki...

Adsiz toplulugu,

Bana "Herkese acik alanda ozgurlugun sinirlarini sen belirleyemezsin." diyorken, ozgurlugun sinirlarini kendinizin belirledigini goremiyor gibisiniz. Soylediginiz laflari olcemiyorsunuz galiba.

Ben "Bu yapilmamali" derken, ozgurlukleri "belirlemis" oluyorum... Ama siz "Bu ozgurluktur" derken, ozgurlukler ustune tanim yapmamis, onu "belirlememis" oluyorsunuz oyle mi? Cidden mi?

Adsız olmayı da seçebilir herkes. dedi ki...

Öncelikle söyleyeyim, adsızların hepsi ben değilim.

"internet serious business" sahiden de kıraathane ağzı olmuş. Kağıt oynayan amcaların sürekli kullandığı bir deyimdir zaten :) Neyse sadede geleyim,

Kendime göre tanımladığım politik düzeni, elbette kendime göre tanımlayacağım. Afedersin de kime ya da neye göre tanımlamam gerekiyor ? Türkiye'nin politik düzeninin tanımlama yetkisi kime ait ? Var mı böyle bir merci ? Ayrıca tanımı beğenmemiş olabilirsin. Ama neresini beğenmediğini ya da neresini yanlış bulduğunu söylemiyor sadece geçiştiriyorsun. Bak ben senin sosyal alan ve sigara tüketimi konusundaki argümanına sebeplerle itiraz ettim. Sokak ortak alan diyorsun ve ortak alanda yapılan bir eylemden bahsediyorsun. Benim verdiğim örnekler de ortak yaşam alanlarında yapılan (ki bu konu da başlı başına bir tartışma konusu, neresi ortak yaşam alanı, neresi değil) ve insanların kendilerini ilgilendiren, başkaları tarafından da görülebilen, tecrübe edilebilen, tanımlanabilen eylemler, tıpkı sigara içmek gibi. Ama bunları "politik" diye beğenmiyorsun. Elbette politik. Sosyal alandaki insan ilişkilerini belirleyen her türlü kural kanun, bunların hepsi de politiktir. Politika'nın kelime anlamını biliyorsun öyle değil mi ?

Bir de "ilerici gerici ekseni" diye önceki yazımda "var olmayan" bir başka argümanı bana yapıştırmak sureti ile "safsata" örneği de veriyorsun.

Anonim olmamı da suçlar gibisin anladığım kadarı ile. Sorayım madem, burada tartışan isimler mi yoksa fikirler mi ? Üslubumu da beğenmiyor "cevap verilmeyi hak etmiyor" diyerek, sadece yergi içeren, kabul belki biraz da alaycı olan, ama hakaret ya da saygısızlık içermeyen kişisel tercihim olan iletişim şeklimi de elinin tersi ile itiyorsun. "Bu seviyedeki bir arkadaş." demişsin. Tebrikler. SBS'den de çaktık galiba :) Bi dahakine çalışıp da gireriz. "Efendi olmak" derken ne kastettiğini de anlamış değilim. Efendi kim ? Ne ben kimsenin efendisiyim, ne de sen benim.

Sigara içki ve hakaret :) Tekrar tebrikler. Muhteşem bir bağlantı var aralarında çünkü. İkisi içe diğeri dışa yönelik eylemler. Elmalar ve armut. Hesabı yapmayı sana ve okuyan arkadaşlara bırakıyorum.

Hassas olmayı seçen arkadaşlarından bahsetmişsin. Hassaslık yasa ile dayatılamaz. Aynen söylediğin gibi bu bir seçimdir. Ve tabanında kültür ve hayat tecrübesi ve hatta biraz da genetik faktörler vardır. Buradan hareketle yazından bir alıntı yapacağım:

"Şimdiyse, sigara içmenin halka açık her yerde yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. Açık ve net."

İstediğin sosyal dayatma mı yoksa hassaslık mı ? Hassaslığı yasa ile mi dayatalım ?

Sevgili dostum. Bundan daha iyi olmalısın. Bu yazdıklarımı blogunda paylaşmayabilirsin. Önemli değil. Sadece cevap vermek istedim.

Deniz dedi ki...

"İstediğin sosyal dayatma mı yoksa hassaslık mı ? Hassaslığı yasa ile mi dayatalım ?"

Celiski var gibi gorunuyor degil mi? Oysa, mesela kadinlarin siddet gormesi konusunda yasa cikarmak da ayni kategoride. Yasakla mi dayak onlenir? Aslinda hayir. Ama yasak gerekiyor mu, evet. Neden? Cunku o insanlar "insan" olana kadar, dayaga goz yumacak degiliz.

"Sigara içki ve hakaret :) Tekrar tebrikler. Muhteşem bir bağlantı var aralarında çünkü. İkisi içe diğeri dışa yönelik eylemler."

Kendine gore tanim yapmaktan kastim, politik kisim icin de aynisi gecerli, tam olarak bu. Anlatmaya calistigim sey, zaten sigaranin iddia ettigin gibi "ice donuk" bir sey olmadigi. Sen yanimda icki iciyorken, benim rahatsiz olmam icin bir sebep yok. Sarhos olup taskinlik yapsan, bunu en fazla senin kisiligine baglarim. Fakat, insanlarin epey onemli bir kismi tarafindan yapilan -herkese acik alanlarda- sigara icme eylemi icin ayni sey gecerli mi sence? Biri yanimda sigara ictiginde, inanilmaz bir rahatsizlik duydugumu soyleyerek yola cikiyorum zaten yazilarda. Nasil iceri donuk bir eylem olabiliyor bu?

Bu noktadan hareketle, mesela nefret suclari ornegini ele alalim. Diyorsun ki sen, "X ozgurluktur, eger X'i yasaklayacaksak, Y'nin yasaklanmasini nasil engelleriz?" - "Şu kadın çok açık giyinmiş, beni tahrik etti, hemen kırbaçlayalım. Oldu mu şimdi ?" (ilericilik-gericilik ekseni burada bu arada). Peki benim sahsen tanimlanmasindan yana oldugum nefret suclari hakkinda ne dusunuyorsun? Nefret soylemi yapmak cezalandirilirsa ifade ozgurlugune halel gelmez mi aslinda? Yarin bir gun insan haklarini savunmanin da yasaklanabilecegini sorar misin, nefret suclarinin tanimlanmasini isteyen birine? Karsi cikar misin, bu ozgurlukler ustune set cekmektir diye? Birakalim nefret soylemi yapsinlar mi dersin?

Demek istiyorum ki, argumanlarin bir simetrizasyon iceriyor, esit olmayan seyleri esitliyor. Konunun baglami bu degil, "X yasaklanirsa, Y de yasaklanir" lafi, "X topluluguna anadilde egitim hakki verilirse, Y de ister" gibi bir arguman (Baglami ayni degil, sekli semali ayni).

Ayrica sunu da demek istiyorum, ozgurluk alanlarimiz -bana soylediginiz gibi- hic de kesin degil. O yuzden, "sigara icmek ice donuktur, kimseyi ilgilendirmez" denemez.

Anonim olmani suclamiyorum, bence epey temel bir insan hakkidir. Benim rahatsizligim, anonimlerin onemli bir kisminin, anonim kalmanin rahatligiyla, ukalaca ve ozensiz yorumlar yapiyor olmasi. O kisimda anonimlige karsi gibi gorunmusum, tabii ki oyle degil.

Konu bir sure once cereyan eden, liberalizm-demokratlik tartismasi cercevesinde ele alinabilir. Bir blog yazisi yazdim da, oturup yayinlar miyim bilmiyorum.

Son olarak uslup meselesine gelelim. Kafana gore politik sistem tanimi yapiyorsun demek, evet, kendi kafana gore yapiyorsun ama bundan da suphe duymuyorsun demek. Gordugun seyle zihninde bir sey insa etmissin, insanlari bir esikten geciriyor, biat etmis/etmemis tanimlarini yapiyorsun. Dunya bu kadar 0/1 mantigiyla islemiyor. Efendi olmaktan kastim, genel kullanim icinde 'kurtlar vadisi' konseptinde bir sey degil elbette. Sadece, kotu niyet hissettirmeden, fikir paylasma amaciyla bir seyler yazmayi kastettim, "efendi gibi itiraz etmek" deyimiyle. Son olarak uslubun agresif ve anlayamadigim bir sekilde reaksiyoner idi, sonraki yorumda benim de uslubumu etkiledi bu durum. E baskasi beklenemezdi zaten bence.

Neticede, ustune kimsenin tanim yapamayacagi bir sey hakkinda konusuyoruz, oyle degil mi? Sokak ortasinda, icmeyenlerin de soluyacagi sekilde sigara icmek ozgurluk mudur? Aslinda burada biz de "insaya" katkida bulunuyoruz ve yarin bu tanimin yapilmasina giden yolu -kendimizce- olusturuyoruz. Sorunun cevabi, milyonlarca insanin bu sekilde dusunup, tasinip, verdikleri cevapla olusacak. Biz ne dersek diyelim.

Eski şüphecilerden kim kaldı... dedi ki...

Nefret söylemi de bir yere kadar gayet de ifade özgürlüğü kapsamına girebilir. Hakaret içermiyorsa herkesi istediği her şeyden nefret edebilir ve bunu ifade edebilir. Fakat şu ifade özgürlüğü denen şey, özellikle yaşadığım ülke için o kadar elzem bir şey ki. Bak ben başka ülke göremedim. Belki sen görmüşsündür. Ama dünyayı takip ederim, en çok da kültürlere meraklıyım. Hangi ülke ne kadar özgür, kim iki satır yazı yazdı diye, umuma açık yerde konuştu diye mahkemelerde süründürülüyor, sokak ortasında vuruluyor, kim insan haklarına ne kadar değer veriyor. Bu değer bilimsel ve sosyal gelişmeyi, refahı ne kadar etkiliyor filan. Ben bu ülkede yaşıyorum. Gidebilecek başka bir yerim yok malesef. Bu ülke hali hazırda, özgürlükleri geçtim, en doğal insan haklarının bile hukuk önünde "zoraki" tanındığı bir yer hala. Avrupa insan hakları mahkemesinde en çok dava alan ülkelerden biriyiz. en çok ceza alanlar arasındayız belki de (emin değilim). Hala daha "konuştu" diye insan öldürüyoruz. Üstüne bir de gururla poz veriyoruz (yazarken utanıyorum). Kadın dövüyoruz, baskılıyoruz, en sözüm ona "modern" kentimizin en "modern" kurumları bile aynı kafada. Kadınlarımız zaten içine doğdukları sosyal düzende "birey" bile olamıyorlar benlik olarak. Hep bi eziklik var. Hissediyorum. Zaten kadın olmak yasak. Kadınca düşünmek yasak. Erkek gibi olursan para ediyorsun. Çocuklarımızı içine saldığımız sosyal düzen berbat halde. Tilki olmayan, hinlik yapmayan yaşayamıyor neredeyse. İnsanlar kendilerini paçavra gibi görüyor yahu. Konu sigara madem, hiç düşünüyor muyuz, neden sigara içiyor bu insanlar ? Bazen benim bile bi tane yakasım geliyor ki nefret ederim (askerde sıkıntıdan yaktım, ölüyordum az daha :). Her taraftan baskı, sürekli reddedilme, sürekli aşağılanma, adam yerine konulmama, çalışmak için köleliği kabul etmeye zorlanma, çemberin içine girmezsen öl daha iyi, hiç yaşama. "Biat etmek" derken neyi kastettiğimi anladın mı şimdi ? Her türlü dogmadan, sınıfan, kulüpten bağımsız, tarihe ve bilime dayalı özgür düşünce benim için en değerli şey. Şu anda yaşadığım ülke bir fabrikaya dönüştürülmeye çalışılıyor. Herkeste aynı üniforma ve askeri hiyerarşi. Paşa paşa işini yaparsan üst kata çıkıyor ofise giriyorsun. Konsept.

Her şeyden bezmiş sadece yaşamak isteyen, "bitse de gitsek" diyen bir insan sürüsü ve onların evlatları da aynı bezginlikle gelecek elbette. İsteksiz, vurdumduymaz, neredeyse yaşamaktan sıkılmış insanlar (ani dürtü ile işlenen cinayetlerin çok olması buna bağlanabilir biraz da, ne dersin ?) Zoraki evleniyor, sırf sevişmek için, karısına zaten sormamışlar bile, ya da hadi diyelim sözüm ona "modern" aile. Kız üniversite okumuş olsun. Fark yok, televizyonda izlediği bütün diziler filmler evlilikle bitiyor, eli mahkum. İlk ilişkisi zaten üniversitede olmuş, hüsran, ikincisi ile yangından mal kaçırır gibi evleniyor hemen. Amaç yok, sırf yapmış olmak için. Sevgi var mı, var, romantik komedilerden aşırılmış iki "im"le biten çocuk ağzı sözler. Çocuklar yapılıyor, amaçsızca, sonra pişmanlık. Sürekli bir şeyler olacak diye beklemek. Hepsi bu muydu diye aval aval bakmak. Çocuk şanslıysa iyi, ama şanssızsa evde dayak, okulda dayak (bullying), askerde dayak, "devlet baba"dan dayak (copla)...

İyice raydan çıktım farkındayım. Fakat "özgürlük" konu oldu mu benim bu konuya bakışım budur üstadım. Özgürlük gibi bir konuyu "geniiiiiiiiş" ölçüde ele almak lazım. Bana sorarsan bu ülkeye yasak lazım değil. Bundan adım gibi eminim. Bu ülkeye tek bir yasak lazım, o da yasak koyuculara yasak.

Kısaca biz kendimizi sevmeden, kendimize değer vermeden sigarayı bırakamayacağız. Bırak adam rahat rahat sigarasını içsin. Onu da elinden alırsan yaşama sebebini unutacak. Özeti budur.

Deniz dedi ki...

Ülkeye dair görüşlerini yazmışsın. Onlara fazla diyecek bir şeyim yok. Zira fazla iddialı ve yer yer duygusal sosyolojik tahliller var, doğru da olabilir, yanlış da, sebepleri ve sonuçları apayrı bir tartışma konusudur.

Hukuk, insanların yüzyıllardır üstüne kafa yorduğu bir konu. Oldukça hassas felsefi temelleri olan bir konu. Yasalar gitsin diye bir şey taraftarı değilim. Yasaların olmadığı toplumda, "gelenekler" olur, mesela İngilizlerin siyaseti düzenleyen yasaları yok, ama "gelenekleri" var. Dolayısıyla, hukuk, yazılı olmasa dahi varolmak zorundadır, "inşa edilmek" zorundadır.

Gelelim, biat etme meselesine... "Nefret söylemi de bir yere kadar gayet de ifade özgürlüğü kapsamına girebilir." demişsin. Nefret söylemi zaten o "bir yer"den ilerisi için kullanılan bir tabir. Mesela Hrant Dink'in, Emin Çölaşan tarafından hedef gösterilmesiyle, ölümüne kadar geçen sürede maruz kaldığı şey, nefret söylemidir. İfade özgürlüğü değildir. Eğer, Hrant Dink'i koruyabilecek, nefret söylemine karşı yasalarımız olsaydı, biraz olsun mücadele edecek hukuksal temel olsaydı, belki kurtaramaz mıydık? (Bonus: Yeni anayasaya neden bu kadar ihtiyaç duyuyoruz?).

Sigara yasağı da benzer bir şeydir. Nefret söylemi, nasıl herkesin "hakkı" olmadığı için yasalarla cezalandırılmalıysa, otobüs durağında sigara içen adam da aynı sebepten cezai işleme tabi olmalıdır. Eğer bu toplumun hassas gelenekleri olsa, gelenekten kastım mesela insanların birbirlerine empati yapmaya yönelik bir eğilimleri olsa, bu yasaya ihtiyaç duymazdık. Ama duyuyoruz. Zaten yasalar da toplumun geçmişten taşıyamadığı doğru dürüst gelenekleri oranında belirleniyor... İşkence suçu diyoruz mesela. İşkence yapacak adam olmasa, "suç" tanımlanabilir mi? İşkence yapan var, dolayısıyla suçunu tanımladık. İnsan gibi, benim sağlığıma kastetmeden, hayatımın tadını kaçırmadan sigara içemeyenler var, dolayısıyla bu konuda da hukuksal düzenleme şart.

Sigara sebebiyle kanser olanların diyelim ki %10'u dahi pasif içicilikten buna yakalanıyorsa kimin insanlara bunu yaşatmaya hakkı olabilir?

Kısacası, senin bakış açınla "egemenlerin isteğini" yapmak, bir şeye bakarken hukuksal arayışlara girmek ve empati vurgusu ile görüşlerini savunmak yerine, her şeyi sistem içi/sistem dışı ikiliğine indirgemek ve dolayısıyla konsepte aykırı olmak adına tüm yasaklara steril bir şekilde karşı çıkmaktır.

Eğer bu ülkede sigara içen insanlar, hemen yanlarında duran insanlar hakkında "rahatsız etmeyeyim" diyecek kadar ince düşünseydi, zaten bahsettiğin olayların hiçbiri gerçekleşiyor olmazdı. Sigara içmeyenler için de aynısı geçerli elbette... Kısacası bu ülkede bir "empati kültürü" olsaydı, ben de bu yazıyı yazmamış olurdum, çünkü insanlar sigara içerken bana işkence etmiyor olurlardı. Bileşik kaplar teorisi diye bir şey var. Bu ülke bu halde olduğu için, sigara içenler bu kadar duyarsız. Ve mücadele etmeye illa ki en üstten başlayacaksın diye bir kaide yok. Empati empatidir...

Adsız dedi ki...

aynı düşünceleri paylaşıyoruz çözümü yok bırakın kardeşim sıgarayı..

Yorum Gönder