2011/03/25

Katastrof Teorisi

Matematik Dünyası dergisi eski sayılarının büyük bir kısmını internetten paylaşıma açmış durumda. İçinde leziz makaleler bulunabiliyor.

Hazır bahsetmişken, son okuduğum katastrof ve kaos teorileri hakkında başlıklı yazıyı tavsiye edip gideyim.

2011/03/21

Sayı hayatı belirler mi?

Zekâ ve şu meşhur zekâ puanının (IQ: intelligence quotient) bir insanın hayatta başarılı olup olmayacağını belirleyebileceğini kabullenmek doğru mu? Anlamı, içeriği ve sınırları son derece belirsiz olan zekâyı, yine güvenirliği ve geçerliliği belirsiz testlerle ölçüp, çan eğrisinin bir ucunda kalanları “başarısız olacak özürlüler” diye etiketlemenin bilim mi yoksa örtülü ayrımcılık mı olduğu tartışmalı.

Sayılar insanın hayatını belirleyebilir mi? Peki insanın hayatında ya da kariyerinde ilişki becerisi, duygusal esneklik, motivasyon, hele yaratıcılık gibi zekâ testleriyle ölçül(e)meyen etkenlerin hiç önemi yok mu? Bir insan herhangi bir konuda doğuştan yetenekli, becerikli ama başka bir alanda çok beceriksiz olabilir. Bu durumda bu kişinin genel ve tanımlayıcı, çoğu zaman kaderini belirleyen zekâ puanından söz etmek anlamlı mı?

Devamı...

2011/03/18

Tartışma Akış Diyagramı

Büyük haline üstüne tıklayarak ulaşabilirsiniz.

2011/03/14

Epistemolojik Metot [Rand]

Ayn Rand'ın, İhtiyacımız Olan Felsefe adlı kitabında, başka bir kitabın epistemolojik metodunu eleştirirken (ya da dalga geçerken) yaptığı şu tespitler, günümüzde pek çok (özellikle de siyasi / felsefi) kitap için geçerli:
[İ]ki anlamlı kelimeler ile aldatma; metaforları, kanıtların ve örnekleri tanımlamanın yerine koyma; samandan kuklalar yapma ve onları yıkma; bir fikri tartışmalı olarak verip, bunun ardından iki ya da üç sayfa konuyla ilgisi olmayan geyik yapma, daha sonra o fikri yeniden ifade etme ve de sanki ispatlanmış gibi davranma; geçerli sorular sorma (yazarın bunların farkında olduğunu göstermek için) ve aynı teknikle bunları cevapsız bırakma; aşırı konuşma ve boş şeyleri inceden inceye tartışarak okuyucunun bilincini aşırı yükleme, daha sonra tartışılamaz şeylermiş gibi tartışmaksızın çok önemli şeyleri kaçırma; dogmatik mutlakları bildirmek için otoriter bir tavır takınma (mutlak olan şey ne kadar şüpheli ise, tavır da o kadar fazla otoriter olacaktır); her bir bölüm sonunda, bölüm içinde bulunmayan veya çok kısaca geçmiş olan fikirleri ispatlanmışlar gibi içeren genel bir özet verme.
Ayn Rand, İhtiyacımız Olan Felsefe, sf. 216

2011/03/12

Rasyonalite ve İnsan İlişkileri

Rasyonalite (akılcılık) kavramının yalnızca fen bilimleri ile ilgili olduğuna dair yaygın bir kanı vardır. Yani "tutarlı mantıksal (hatta matematiksel) ilişkiler, mantık analizleri sadece fen bilimlerinde olur; bunun dışında sosyal bilimlerde hele ki insan ilişkilerinde bu kurallar silsilesi geçersizdir" gibi bir düşünce epeyce yaygın. Bu kanıdan hareketle, insanlarla anlaşmaya çalışırken belli mantık kurallarını takip etmek, kişilerin söylediklerinin çeşitli şekillerde çeliştiğini iddia etmek veya yola çıkarken kullandığı varsayımın vardığı sonucu vermeyeceğini söylemek epey garip karşılanıyor.

Yolda, okulda, internette tonla mutsuz insan görüyorum. İnsanlardaki bu mutsuzlukların temel kaynağı çevresindeki / ailelerindeki insanlarla anlaşamamaları oluyor. Bu anlaşmazlıkların temel sebebinin rasyonalite eksikliği olduğunu düşünüyorum. İnsanlar, tamamen bir kaos bulutu içerisinde anlaşmaya çalışıyorlar. Konuşma ve bir sonuca varma eylemleri sırasında belli mantık örüntülerini takip etmeye çalışmıyorlar. Ne kendi fikirlerini ne de karşısındakilerin fikirlerini belli bir bağlamda ele alıp, temel varsayımların veya mantık yürütme esnasındaki geçişlerin doğru / sorgulanabilir olup olmadığına bakmıyorlar. Dolayısıyla amaç bir sonuca varmak olmayınca, ortaya kavgadan ve çözümsüzlükten başka bir şey çıkmıyor. Bu esasında tüm politik sorunların da temel sebebi.

Halbuki insanlar öncelikli amaç olarak kendi düşüncelerini belli bir düzene oturtmayı deneseler ve en basitinden "mutluluğun", "dünyada bulunmanın", "dünyadaki amacının" ne olduğunu kendilerine tanımlamaya çalışsalar ve çeşitli sorunlar karşısında tartışmalarındaki argümanların temellerine inebilseler her şey çok farklı olurdu. Böylece insanlar birbirlerini dinlemeyi öğrenir, birbirlerini doğru yerlerden eleştirebilir, insanlar kendi düşüncelerini çok daha kolay inşa edebilirdi.

Ama umutsuz değilim. Rasyonel düşünmenin, öğrenilmesi kolay bir şey olduğunu düşünüyorum (Bu konuda biraz yazı yazmak da istiyorum). Hepi topu biraz mantık okumak gerekiyor o kadar. Bir nedenden bir sonuca varabilmek için nelerin gerekli olduğunu öğrenmek yeterli (nedensellik). Ki bu da bilimsel metodolojiden çok başka bir şey değil sanırım. Buradan hareketle, bilimsel düşünen insanların, diğerlerine göre daha "mutsuz" oldukları savına da katılmadığımı belirteyim. Mantıklı düşünmeye asgari derecede dikkat eden bir insan, kendi gibi diğer bir insanla anlaşmaya çalışırsa ortada uzun süren ve kalp kıran anlaşmazlıkların olmasının imkanı yok gibidir.

Sonuçta amaç mutlu olmaksa, rasyonalite bu yolda bir engel değil, büyük bir araçtır.

2011/03/07

"Olumlu Düşünmek" Üzerine

Ben gençken kişisel gelişim kitaplarına çok meraklıydım. Üstelik o kitaplarda yazan şeylere inanırdım da. Hani şu bugün dalga geçtiğimiz kuantum şaklabanlıklarından bahsediyorum. Bir taraftan TÜBİTAK'ın parçacık fiziği hakkındaki popüler bilim kitaplarını okuyup, öte yandan da bunlara inanılabiliyormuş. En azından bu teorik olarak mümkünmüş ki, benim "liseli" halimde bu vücut bulmuş. Neyse, yaşım biraz ilerleyince, haliyle bilimsel metodoloji üstüne de biraz kafa yorunca bu tip şeyleri sorgulayıp bir kenara koymam çok zaman almadı...

Fakat o zaman dahi, bunun belli bir nedensellik içerisinde olduğuna inanırdım. Yani böyle şeyler vardı, bilimsel olarak açıklanabilirdi, sadece buna sebep olan fiziksel süreçler henüz gözlemlenemiyordu bana göre (Sicim teorisi gibi yani). Bu bir inançtı elbette, bunun böyle olduğunun da farkındaydım. Bana özgü bir inanç. Gördüğünüz gibi bilime karşı burnu büyüklüğüm epey eskiden geliyor.

Fakat şunu tekrar düşünmeye başladım, insanın olaylara yaklaşımı ve moral düzeyi bence -yine de- gelecekte başına gelecekleri veya yaşayacaklarını kritik derecede etkiliyor. Bu sefer nedensel bir açıklamam da var: Sorunlar karşısında moralini yitirmeyen, sürekli iyimser olan insanların, beyinlerini daha verimli kullanmaları itibariyle sorunlarına daha "güzel" çözüm bulduklarını, umutsuzluğa düşmedikleri ve hayatı "parçaladıkları" için de her şeyin altından kalkabildiklerini düşünüyorum. Stres altına girmemiş bir zihnin çok daha güzel şeyler üreteceğini varsayarsak, iyimser olmanın yaşam kalitesini ve ileriki yaşamı kritik derecede etkilediğini düşünebiliriz. Dolayısıyla, "pozitif düşünce" gibi kitaplar gördüğümde, "dini kitap görmüş pozitivist" tepkisi vermiyorum. Çünkü, birilerini olumlu düşünmeye yöneltmesi bile başlı başına o kitabı değerli yapıyor.

Bu yukarıdaki paragraftaki varsayımı da ispatlamak zor tabii... Bir ton insan seçeceksiniz, bunlar üstünde anlamlı bir "olumlu düşünce" normu tanımlayacaksınız, bir "karamsarlar" grubunuz olacak ve bir "normal insan" grubunuz olacak, kontrol grubu niyetine. Daha sonra başlarına "uniform" zorluklar gelmesini sağlayıp (ya da "etik olarak" bekleyip), hangilerinin bu zorlukları daha kolay atlatabildiğinin istatistiğini çıkarmaya çalışacaksınız vesaire... Ne kadar çok bozucu etkene açık bir çalışma olurdu değil mi? Aslında gazetelerin bilim köşesinde gördüğünüz pek çok haber de böyle çalışmalardan çıkıyor. Bunu da bir kenara not etmek lazım.

PS: Üçüncü paragrafta bahsettiğim şey şöyle bir incelemeye konu olmuş: (bkz: Şans Faktörü)

2011/03/05

Teori / Pratik [Rand]

"Bu teoride iyi olabilir; ama pratikte işe yaramaz." Bir teori nedir? Realitenin doğru bir tanımı veya insan davranışları için yol gösterici bilgiler takımını ifade eden bir soyut prensipler takımı. Realite ile uyuşma bir teorinin değerlendirilmesinde kullanılan değer standardıdır. Eğer bir teori realiteye uygulanabilir değilse, hangi standartlarla "iyi" olarak değerlendirilebilir? Eğer bu fikir kabul edilirse, bu şu anlamlara gelecektir: İnsan aklının aktivitesinin realiteyle ilgisi yoktur; düşünmenin amacı ne bilgi edinmek ne de insanın davranışlarına rehberlik etmektir. Bu sloganın amacı insanın kavrama melekesini geçersiz kılmaktır.
İhtiyacımız Olan Felsefe, Ayn Rand, sf. 29.