2011/02/28

Eski bir tartışma

Değerli dostum Burak Avcı ile epey bir süre önce keyifli bir tartışma yaşamıştık. Bu yazıları bu gece tekrar yayına alınca, blogu yeni takip etmeye başlayan okurların ilgilenebileceğini düşünerek yeniden linkleri vereyim dedim. Tartışma sırasıyla aşağıda. İyi okumalar.

2011/02/19

Dil Öğrenme Üzerine

Ne yazık ki videonun Türkçe altyazısı -şimdilik- yok. İsteyenler İngilizce altyazıyla da izleyebilirler.

2011/02/16

Stres

Eduardo Punset: [...] Stres üzerine konuşalım. Bir stres tetikleyici vücudumun, (şimdilik denge anlamına kullanacağım) "allostasis" dediğin şeyini bozarken,"asal salgı bezim" beynim. Ben farkında olmadan, dengeyi sağlamak için otomatikman hormon salgılıyor. Parmağıma hareket etmesini söylüyor. Bunu anlıyorum. Ama beynim, tamamen kendi başına, stres tetikleyicilerin sağlığım üzerindeki etkilerinden bedenimi kurtarmak için bu karmaşık süreci nasıl başlatabiliyor?

Robert Sapolsky: Bazen süreç çok karmaşıktır. Oturup düşünürsün: "Peki, şimdi kaç günüm kaldı-Tanrım! Sadece dört gün!" BAM! Aniden bir stres tepkisi gelir. [...]

EP: Müthiş. Sırf, ya köşede bir arslan varsa diye düşünmekle veya köşede bir arslan olabileceğini hayal etmekle, Why Zebras Don't Get Ulcers ["Neden Zebralar Ülser Olmaz"] adlı harika kitabında anlattığın karmaşık süreç tetikleniyor. Hormonlar beni sadece görmediğim arslanla karşılaşmaya hazırlamıyor, bağışıklık ya da cinsel dürtü gibi uzun vadeye dönük fizyolojik süreçlere de ket vuruyor. [...]

RS: Biz Batılılaşmış insanların değil de, bir hayvanın nasıl stres yaşadığını düşünürsen, anlaşılır bir şey. Sıradan bir memelide stres iki dakika içinde seni yemeye hat safhada niyetli olan bir diğerince tetiklenir. Ya da belki o dakikalarda sen bir başkasını yemeye niyetlisindir. Bu koşullar altında vücudunun verdiği tepki harikadır. Tam olarak gereken şeydir. Çalışan kaslar hangileriyse onlar için depo bölgelerinden enerji tedarik edilir. Bu enerjiyi daha hızlı tedarik etmek için kan basıncı hızlandırılır. Söylediğin gibi, uzun vadeli yapısal projeler durur. Bir arslan peşinde, öyleyse başka zaman yumurtlarsın ya da ergenliğe başka bir gün girersin. Büyümeyi bırak, hatta yemeğini dahi sindirme, antikorlarını bu akşam yaparsın, eğer o zamana kadar sağ kalırsan. Elzem olmayan sistemleri kapat. Tabii mesele şu ki, psikolojik bakımdan çok karmaşık olan primatlar olarak bizler bir duygu, bir haleti ruhiye, bir hatıra veya eski bir tecrübe üzerine düşünceye daldığımızda da aynı stres tepkisini harekete geçiriyoruz. Kafamızda otuz yıl sonra olacak şeyi ya da asla olmayacak bir şeyi canlandırırız. Ve tamamen aynı stres tepkisi devreye sokulur. İşin özü şu: stres tepkisini üç dakikalığına harekete geçirip hayatını kurtarmak için koşarsan, stres harikadır. Ama stresi psikolojik sebeplerle kronik olarak devreye sokuyorsan, hastalanma ihtimalini artırırsın.

[...]

([H]ayatını kurtarmak için savanın ötesine kaçıyorsan) Başka zaman sperm yaparsın, şimdi değil. Hayır. Hayatını kurtarmak için kaçmak zorundasın. Çok kısa süreli mutlak bir fiziksel tehlikeye maruz kalan normal bir stresli memeli için bu anlamlı. Ürkütücü meseleler kafamıza takılıyor: yağmur ormanları yok oluyor, ozon tabakası gidiyor, gezegen ısınıyor, bir gün öleceğiz. Ve tamamen aynı stres tepkisini harekete geçiriyoruz. Bu alandaki çalışmaların tümünün temel prensibi şudur: önceden sırf psikolojik sebeplerle hayatî önem taşıyan stres kronikleşirse seni hasta eder.

EP: Beynin hipokampüs denilen bölgesi üzerine ölçümler yapıp, kronik stresin onu harab ettiğini ve bazı insanlarda bu tahribatın yüzde 20'ye çıktığını bulmamış mıydın? Bu sade düşünmekten kaynaklanıyor olabilir mi?

RS: Evet, çok can sıkıcı. Ancak son yirmi yıl veya civarında anladık: stres, hafıza kaybı ve yüksek kan basıncına yönelik etkileri yanında, beyni de olumsuz etkileyebiliyor! Çok daha önemlisi, stres aslında beynin hipokampüs denen, öğrenme ve hafızayla çok yakından ilgili bir bölgesindeki nöronları öldürüyor.
Hayat Kitabı, sf. 26-29, NTV Yayınları

2011/02/10

Her Şeyin Kuramı Akademi Dışından mı?

Evrende ne varsa hepsini hesapladığını söyleyen Garrett Lisi'nin hikâyesi, hayatını kendi bildiği şekilde yaşamak isteyen herkese ilham veriyor.

[...]

[Ç]ok daha itibarlı bir üniversiteye kabul edilmesine rağmen sörf yapabilmek için deniz kenarında bir üniversitenin doktora programına katılmasını ya da doktora sonrası programların (ona göre fazlasıyla spekülatif olan) sicim kuramına yoğunlaşmasına kızıp akademik dünyadan kopmaya karar vermesini nasıl açıklayacağız?

Üstelik Lisi sadece akademik dünyadan değil, çoğu insana göre "normal" bir yaşamdan da kopuyor. Aldığı eğitimle gayet iyi bir iş bulabilecekken yazları Hawaii'de sörften, kışları Colorado'da kayaktan ödün vermemek için, onun kadar donanımlı birinin yapacağı düşünülmeyen, düşük gelir getiren işlerde çalışıyor. Arkadaşlarının evlerine misafir oluyor.

Ama bu arada fizik üzerine düşünmekten de vazgeçmiyor. Akademik hayattan iyice kopmasına rağmen son bir deneme yapıp, kafasında evirip çevirdiği bazı fikirleri 2006'da küçük çaplı birkaç konferansta akademisyenlerle paylaşıyor. Gördüğü ilgiden cesaretlenip, 2007'de bu fikirleri arXiv.org adlı web sitesinde "An Exceptionally Simple Theory of Everything" (Her şeyin Sıradışı Basit Kuramı) başlığıyla yayımlıyor.

Kuramsal fiziğe ilgi duymayan biri için çok zor bir metin bu. Basit ve cinaslı başlığın ardından anlaşılması zor matematik terimleri geliyor. Bilinen fizik yasalarını tek bir kuramda birleştirmeye çabalıyor Lisi. Çoğu insan için hiçbir şey ifade etmeyen bu içerik epey gürültü koparıyor, konuyla ilgilenen fizikçileri ikiye bölüyor ve o ana kadar sessiz sedasız yaşayan Garrett Lisi'yi küçük çapta bir yıldız yapıyor.

Akademi dışında kalıp fizikle uğraşan, görünüşe bakılırsa bu işi de gayet iyi kıvıran Lisi kuramın çeriği kadar sıra dışı yaşam tarzıyla da basının ilgisini çekiyor. Albert Einstein'ın en önemli kuramını patent ofisindeki memuriyeti sırasında yazmasından hareketle Lisi için "Sörfçü Einstein" benzetmesi yapılıyor.

[...]

Sonuç olarak, her şeyi hesaplayan kuramın geleceği belirsiz. Ancak sadece akademik dünyanın işleyişine yönelik eleştiriler bile Lisi'yi dinlenmeye değer kılıyor. Makalesini internet üzerinden yayınlayarak, hakem denetimiyle yayın yapan akademik dergiler ve bu yayınların yüksek abonelik ücretlerini tartışmaya açıyor. Daha özgür ve katılımcı bir sistem kurulması gerektiğinden bahsediyor. Daha önce sadece üniversitelerin sağlayabildiği ortamın mekândan bağımsız olarak herhangi bir yerde yaratılabileceğine inanıyor.
NTV Bilim Şubat 2011, sf. 59


Ek: Lisi, bir süre bir Sudbury okulunda gönüllü çalışmış. Bu bağlantılar tesadüfi değil.

İlgili yazı: Kimliksiz