2011/12/18

Tarih [Mahçupyan]

[Y]eniden inşacı bakış açısından tarihsel olgular yorumdan ve değer yargılarından bağımsız olarak, “orada” dışımızda keşfedilmek üzere durmaktadırlar. Bunların bir araya gelmesi tarihçinin doğru sorular sorumasına ve anlamlı bir tarihsel açıklamanın üretilmesine vesile olur. Dolayısıyla karşımızda bakan kişiye göre değişen göreli bir geçmiş bulunmaz. Geçmiş tek ve sabittir. Eğer tarihçi nötr bir şekilde bu geçmişe yaklaşacak olursa, üreteceği tarih de “doğru” olarak; geçmişi yaşandığı biçimiyle yeniden inşa edecektir.
Yeniden inşacı yaklaşım açısından değişimin öznesi kaçınılmaz olarak tekil tarihsel olguların içinde aranacaktır. Bunlar bazen bir kralın iradesi, başka bir zaman da bir savaşın belirli bir şekilde sonuçlanması olarak ortaya çıkabilir. Ama değişimin olup olmaması, yönü ve miktarı daima önemli bir veya birkaç olayla açıklanabilir. Böylece ortaya “iradi” bir tarih anlayışı çıkar: Tarihsel olguların temellerinde insanların yanılgıları veya basiretleri aranır.
Son yıllarda yaşanan tartışmaların sonucu olarak bugün yeniden inşa yaklaşımını bu denli katı bir biçimde savunan tarihçilerin sayısı epeyce azalmıştır. Artık tarihçinin önyargısız bir şekilde geçmişe bakmasının olanaklı olmadığı, olguların ancak kafamızda daha önceden şekillenmiş sorular ışığında birer “tarihsel olgu” olarak değer kazandığını hemen herkes kabul etmektedir. Ne var ki bu sınırlamalar, geçmişin bizim dışımızda bilinebilir bir gerçeklik alanı olarak var olduğu varsayımını kıramamıştır. Yeniden inşacı tarihçiler için, her ne kadar bir tarihçinin olgular karşısında tamamen nötr olması mümkün olmasa da; kendini bilen bir tarihçi, bu sınırlamayı mümkün olduğunca aşacak ve geçmişi yaşanana yakın bir biçimde ortaya koyabilecektir.
Yeniden inşacı yaklaşımın ampirizmine ve pozitivizmine karşı yükselen modern tepkiler, tarihçinin işlevinin bir “yeniden” inşa değil, ancak bir inşa olabileceğini ortaya atmıştır. Diğer bir deyişle tarih, eldeki olgulardan hareketle geçmişi aynen yaşandığı gibi yeniden ürettiğini iddia edemez; çünkü bu olguları seçen, onları önem sırasına göre dizen kendisidir. Dolayısıyla tarihçi önündeki olguları ister istemez bir model içinde ele alır. Bunun anlamı, daha olgulara yönelmeden önce tarihçinin kafasında bir açıklayıcı kuramın bulunduğudur. Aksi halde hiçbir olgu kümesi açıklayıcılık özelliğine sahip olamaz.
Batı'yı Anlamak: Zihniyet, Değişim ve Kriz. Etyen Mahçupyan. sf. 69-70.

2 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

s. dedi ki...

çok güzel!!

Deniz dedi ki...

Bence de. :)

Yorum Gönder