2011/12/16

İsteme [Schopenhauer]

Gerçekte, bir amacın ya da sınırın olmaması istemenin özünde vardır. Çünkü o, sonsuz bir didinmedir. [...] Bu, kendisini, istemenin nesnelleşmesinin en alt basamağındaki en yalın kalıpta, açıkçası yerçekiminde de gösterir. Gördüğümüz gibi yerçekimi bir didinip durmadır, sonuçtaki hedefin olanaksızlığı açık olsa bile bir didinip durmadır. Çünkü yerçekiminin istediği gibi, varolan bütün özdek (madde demek oluyor - KA) bir kütlede toplansaydı, bu kütleçekiminin içinde, merkeze ulaşma uğraşında, gene de katılık ya da esneklik biçiminde içe girilmezlikle bir savaşım olacaktı. Dolayısıyla, özdeğin didinmesi olsa olsa engellenebilir; ama hiçbir zaman sonuca ya da doyuma ulaştırılamaz. İstemenin bütün görüngülerindeki (fenomenlerindeki - KA), bütün devinimlerindeki durum budur. Ulaşılan her amaç, yarıştaki yeni bir basamağın başlangıç noktasıdır. Bu, sonsuza dek sürer. Bitki tohumdan sapa, saptan yaprağa geçerek görüngüsel varoluşunun tomurcuk, meyve aşamalarına ilerler. Meyve aşaması, yeni tohumun başlangıcıdır eski döngüde koşacak yeni bir bireyin başlangıcıdır olsa olsa. Bu, sonsuz zaman boyunca böyle gider. Hayvanların yaşam yolu da buna benzer. Döllemek, doğurmak onların yaşamının doruğudur. Bir kez doruğa ulaştığında, ilk bireyin yaşamı er geç azalmaya başlar. Bu arada, yeni bir yaşam, doğadaki türün korunmasını, aynı görüngünün yinelenmesini sağlama bağlar. Gerçekten, her organizmada özdeğin yenilenip durmasını olsa olsa bu sürekli baskının, sürekli değişmin belirmesi diye görmeliyiz. Fizyologlar, devinimde tüketilen özdeğin yerine zorunlu olarak konduğunu kabul etmiyorlar artık. Çünkü, makinedeki eskiyip aşınma durmadan yiyecekle gelen şeye denk değildir kesinlikle. İstemenin doğasını açığa vurmasının özünde bengi (ebedi - KA) oluş, sonsuz bir akış vardır. Aynı şeyi insan esinlerinde, isteklerinde, istememizin en son amaçları olan bu maskaralıklarda da görürüz. Ama bir kez onlara ulaşınca artık gözümüze aynı görünmezler. Böylece, hemen unutulurlar, modaları geçer (Kabul etmesek de). Uçup giden yanılsamalar gibi neredeyse her zaman bir yana bırakılırlar. Hâlâ dilediğimiz bir şey olduğu sürece kendimizi düpedüz talihli sayarız. Böylece istek doyuma, doyum da yeni bir isteğe geçer durur. Oyun durmadan, tökezlemeden sürer gider. Birinden ötekine bu geçiş hızlıysa mutluluk, yavaşsa üzüntü diye adlandırılır. Onun kımıltısızlığı kendini korkunç, alıklaştırıcı sıkıntıda, belli bir nesnesi olmayan cansız özlemde, öldürücü isteksizlikte gösterir.
İsteme ve Tasarım Olarak Dünya, Arthur Schopenhauer, sf. 103-104.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder