2011/06/14

Objektif

İnsanlarda dünyada bir şeylerin objektif kriterlerle yürüdüğü gibi bir önyargı yaygın. Yani mesela ciddi bir kurum bir çalışan alacaksa objektif kriterlere bakar, güya; böyle zannedilir. Halbuki benim karşılaştığım tecrübeler genelde de doğru ise, insanlar en ciddi durumlarda bile doğrudan subjektif kriterlere bakarak karar veriyorlar. Objektif olduğu varsayılan ölçütler o denli çok şeyi ihmal ediyor ki, neticede varılan yer rastgele bir karardaki subjektiflikle neredeyse aynı yere düşüyor.

Bu tiyatroya rağmen, bana en gülünç geleni insanların son derece büyük bir ciddiyet içerisinde "ciddiyetçilik" oynuyor olmaları. Kendilerini önemsemeleri, büyük görmeleri, karşısındakilere hor tavırlar sergilemeleri, bir takım "referanslarına" güvenerek karşısındaki insanı susturmaya çalışmaları vesaire. Bunca şeyin tamamiyle mantık hataları üzerine kurulduğu bir sistemde, sakin kalmaya çalışmak, güzel yaşamaya çalışmak zor. Çünkü ilkin bunları kabullenmek gerekiyor. Fakat bu kabullenişten sonra da, yaşamın anlamlı olduğunu düşünmek zorlaşıyor. Çünkü, bu denli şapşala dönmüş bir toplulukta, neredeyse her şeyin hurafî temeller üzerinde döndüğünü düşündüğünüzde, bir rüya için uğraşmanın pek bir keyfi kalmıyor.

Ama yine de bıkkınlığı yenmek gerek.

5 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Can dedi ki...

İnsanlar olarak rasyonelitemizin son derece sınırlı olduğuna ve çoğumuzun en önemli kararları alırken dahi zaten sınırlı olan bu aklımızı kullanmaya üşendiğimize tamamen katılıyorum.

Bunun çoğu zaman sinir bozucu olduğuna da öyle...

Ama bunlardan ulaştığın sonucu anlayamadım. Bunları bilmek neden bir insanın sakin kalmasını, yaşamını anlamlı bir hedefe adamasını tamamen engellesin ki?

Deniz dedi ki...

Beni bu ruh haline iten şey, önümüze konulan "kurallar silsilesi". Bu kurallar da, insan aklının subjektifliğiyle konuluyor, hatta rasyonel olma çabası bile olmadan, böyle bir kaygı duymadan bize dayatılıyor. Biz de bu kuralların anlamsızlığını idrak edebilsek dahi, tüm bu saçmalığa biat etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü, "bazı şeyler öyle" gibi sebepler var önümüzde.

Bu hâlde, bir hayale gitmek için o kadar çok "anlamsız" şeyi yerine getirmek gerekiyor ki, bu bezdirici olabiliyor.

Tek çare, kuralların, ölçütlerin azaltıldığı; bir takım yapay kriterler yerine, daha esnek bir mekanizmanın olduğu bir sistem. Bu da şu an için uzak bir hayal...

s. dedi ki...

"Kendilerini önemsemeleri, büyük görmeleri, karşısındakilere hor tavırlar sergilemeleri" kısmını bire bir yaşayan biri olarak, insanların kendilerini bu şekilde "pazarlama" larına alışık olanlar, yani zaten kendilerini de bu şekilde pazarlayanlar, objektif olmak konusuna pek de ihtiyaç duymuyorlar. Bunun içinde yaşarken tepkim şu oluyor çoğunlukla (beni etkilediği çoğu zaman olsa da): gülümsemek. Çok komik ve zavallıca geliyor çünkü. "tiyatro" demişsin ya tam öyle işte... Beni daha çok iteliyor bu ;)

Deniz dedi ki...

Biz de (birkaç arkadaş) çok gülüyoruz, gülümsüyoruz. Dalga geçiyoruz hatta kendi aramızda böyleleriyle. Ama işte sürekli karşılaşınca bu tip şeylerle, kültürbozumu da psikolojimizi toparlayamıyor...

Adsız dedi ki...

rüya için ağıtı da bekleriz.

Yorum Gönder