2011/06/19

Gerçeklik

Bugün insanlar arasında neredeyse tek tip bir rasyonalite algısı var... Herkes bakışın adına rasyonalite demiyor tabii, felsefî terimleri önemsemeyen çoğunluk buna hayatın gerçekleri diyor. Bu bakışı meşrulaştıran en önemli şey, bu bakışın içerisinden gerçekleştirilen eylemlerin, gerçek hayatta karşılığını tutarlı bir şekilde alması. Yani sözgelimi "insanlar yalancıdır" şeklindeki bir ön varsayımın sürekli insan ilişkileri sırasında kullanılması, insana zarardan çok fayda sağlıyor ise, bu o ön varsayımın rasyonel olduğu sanrısına yol açıyor. Yani tıpkı bilimsel çalışmalarda olduğu gibi, hayatın kurallarını kavrayışımız da "önerme - ispat" ekseninde ilerliyor. Bir varsayımımızın doğru olup olmadığını, onu bir süre uygulayarak deniyor; zararlı çıkıyorsak bunu değiştiriyoruz (Fakat tabii ki ispat sandığımız şeyler gerçekten ispat olmayabildiği gibi, yanlışladığımızı sandığımız şeyler doğru olabiliyor. bkz: doğrulamada taraflılık).

Buradaki temel sorunlardan birisi, insanlar arasında bir efsane haline gelmiş gerçeklik algısının nasıl bir şeye tekabül ettiğinin fazla sorgulanmıyor oluşu... Yani insanlar en baştan kabul ettikleri birkaç varsayım üzerine hayatlarını kuruyorlar. Bu varsayımlar genelde, doğrulanmış veya denenmiş olmuyorlar. Dolayısıyla bu varsayımlar, sadece doğru olduğu ekseriyetçe kabul edilen varsayımlar olduğu için ayakta kalıyorlar. İnsana dair, hayata dair pek çok ezber, aksini deneyen çok az insan olduğu için ve bu çok az insanın pek çoğu da tutunamadıkları için sürmeye devam ediyor. Kimse, cesaretini toplayıp bu ezberlere aykırı bir duruş sergileyemiyor. Haliyle "bunu böyle zannediyorduk ama alakası yokmuş" şeklindeki uyanışa elinde fırsat olan çoğu kişi öncülük edemiyor. Sevan Nişanyan gibi çok az insan da olmasa, hakim gerçekliğin realite olduğunu kabul edip köşemizde otururduk herhalde.

Elinde 'fırsat' olan insanların (yani diğerlerine göre daha zengin, daha büyük şehirlerde yaşayan, daha 'güç' odağı olan konumlarda olan insanların), farklı bir şey denememelerinin tek sebebi, gerçeklik algısının, gerçeklikle olan alışverişi... Yani bu insanlar oluşturdukları dünya algısını kullanarak, gerçek dünyayla iletişime giriyor ve (görece bir şekilde olsa da) kendilerince kazanıyorlar. Dolayısıyla farklı bir şeyi denemek, onlara göre 'sonuç vermeyecek hayalci bir idealizm' gibi geliyor. Halbuki dünyaya dair farklı gerçeklik algıları inşa etmek ve dünyayla eskisinden çok daha rasyonel bir şekilde iletişime geçmek mümkün bana kalırsa... Bence, dünyaya dair tamamen farklı bir anlayışla hareket edip, hem başarı sayılan her şeyin altından kalkılabileceği gibi, hem de mutluluk veya hayatı anlamlı kılmak gibi bugün fazlaca lüks haline gelmiş iç huzura yönelik meseleler çözülebilir.

Burada öne sürdüğüm bu iddiayı ispatladığımı öne sürmeyeceğim elbette. Fakat önümdeki uzun yıllarda böyle bir amaca yoğunlaşacağım söylenebilir... Genelgeçer ezberlerden kaçarak, insanlar arasındaki hurafelerin ürettiği sahte ikilemler veya seçimlerden kaçarak yaşamaya çalışacağım. Çünkü dünyaya bir kere geldim ve hayatımın önemli bir kısmının bu saçmalıklarla boşa geçmesi beni inanılmaz rahatsız ediyor. Bu yolda gelecek yardımlara ve tavsiyelere de açığım. Umarım bir gün pek çok insan hayata dair kendi gerçekliğini geliştirmeyi dener ve biz de 'vay canına göremediğimiz ne kadar çok şey varmış' diye hayret ede ede konuşuruz...

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder