2011/05/01

"[G]iriş sınavları aldatmacadır. Geçerliği yoktur."

Gündüz Vassaf
Sen Adam Olamazsın: Zekâ Testlerinin Toplumsal İşlevi’ adlı bir tebliğ vermiştim yıllar önce. Testler, psikologların ekmek teknesi olduğundan eleştiriden hoşlanmazlar. Tek psikologlar mı?

Devletler de sığınır testlerin arkasına.

Üniversite giriş sınavları buna sade bir örnek.

Toplumdaki fırsat eşitsizliğinin nesnel görünümlü kılıfıdır testler.

Tesadüf değildir, test sonuçlarına göre en çok yoksulların çocuklarının geri zekâlı damgası yeyip özel alt sınıflara yollanmaları.

Tesadüf değildir, kişilik testlerinin sonuçlarına göre en çok yoksulların akıl hastanelerini boylamaları.

Dünyada en çok kullanılan zekâ testlerinden Stanford-Binet’yi geliştiren Terman, ABD’deki azınlıklara yönelik ırkçılığını şu sözlerle ‘bilimselleştirir’:

“Aptallıkları ırksal olmalı. Bunlara, Kızılderililer, Meksikalılar ve zenciler arasında olağanüstü sıklıkla rastlanması, ırklar arası zekâ düzeyi farklılıklarının ele alınmasını gerektiriyor. Bu toplulukların çocukları özel alt sınıflara konulmalı.”

Amerika’da üniversiteye girişte ilk kullanılmaya başlandığında, yetenek sınavlarının düzenlenmesinde öncü rolü olan Goddard, hükümete yazdığı bir raporunda şöyle der:

“Sizin zekâ yaşınız 20, bir işçinin zekâ yaşı 10 olabilir. Sahip olduğunuz gibi bir yuvayı o işçi için de talep etmek saçmalık olur.”

İngiltere Psikoloji Derneği Başkanı Sir Cyril Burt, ülkesindeki katı sınıf sisteminin gerekçelerini bilimsel çalışmalarının sonuçlarına dayandırır. İşçi sınıfının çocuklarının, kuşaktan kuşağa işçi sınıfına mensup olmalarını, İngiltere’de sosyal mobiliteye pek rastlanmamasını zekâlarının düşüklüğüne bağlar. Bunu kanıtlayan araştırmalarından ötürü Kraliçe tarafından ‘Sir’ unvanıyla taltif edilir. Ne var ki Cyril Burt, testleri bile uygulamaktan üşenmiş, sonuçlarını masa başında uydurmuştur.

Türkiye’de uygulanan üniversite giriş sınavlarının tek bir bilimsel gerekçesi olabilir; sınava girenler arasından üniversitede başarılı olabilecekleri seçmek.

Sınavın, üniversitede bir-iki yıl okuduktan sonra başarısızlıktan atılacak öğrencileri önceden saptamasından (ki boş yere başarılı olabileceklerin yerlerini işgal etmemiş olsunlar) başka bir gerekçe olamaz.

Peki, böyle bir geçerliği var mı Türkiye’de her yıl uygulanan, milyonlara “Sen üniversitede okuyamazsın!” diyen sınavların.

Yok!

Yıllar önce, sınavlar bugünkü başıbozuk düzenden çok daha ciddi bir şekilde uygulanırken, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri üzerine bir araştırma yapmıştım.

Öğrencilerin üniversite giriş sınavı puanlarını, onlara uyguladığım zekâ testleri sonuçları ve derslerindeki not ortalamaları ile karşılaştırdım. Beklenen sonuç, sınav puanları yüksek olanların, not ortalamalarının ve de zekâlarının yüksek olmasıydı. Çıkan sonuç, giriş sınavlarının geçersiz olduğunu, bu üç ölçüt arasında korelasyon olmadığını gösterdi.

Üniversite giriş sınavları aldatmacadır. Geçerliği yoktur. Geçerliği olduğunu iddia edecek olanların bunu kanıtlayabilecek, istatistiklerle destekleyebilecek tek bir araştırmaları yoktur.

Testlerin işlevi, gençleri heder etmek. Dershane sahiplerini, bunları geliştirip uygulamakta monopol sahibi test şirketini zengin etmek. Devletin, toplumdaki sınıfsal fırsat eşitsizliğini, sözde nesnel test sonuçlarıyla kamufle etmesini sağlamak.

Devletin, bilançosu milyonlara varan test sanayiini desteklemek yerine, her aday için yazı tura atması, daha adil, daha az masraflı, daha isabetli olur.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder