2011/04/08

Eğitim Zihniyeti

Bir okulda öğrenciler, araştırmacılar o okulun yöneticileri ve hocalarının desteği olmaksızın iyi işler yapamaz ve dünyada iyi yerlere gidemezler. Bu sadece araştırma desteği gibi mali konular ekseninde ele alınmamalı. Öğrenciler ne kadar serbest bırakılırsa ve onlara ne kadar özgürlük tanınırsa, öğrenciler o denli yaratıcı olurlar. Veya lisansüstü öğrencilerine ne denli araştırmaya olanak veren bir ortam sunulursa, onlar da o kadar çok yayın yaparlar.

Geçen Şubat'ta İtalya'ya gittim. Orada bir arkadaşım Politecnico di Milano'da lisansüstü eğitim görüyordu. Onla, o okulun sistemi hakkında konuştum. Girmedikleri her sınav için, istedikleri tarihte telafi sınavları olabiliyorlarmış. Üstelik düşük not alsalar da bunu talep edebiliyorlarmış. Dersten kalmaları halinde, dersi birçok kez tekrar alabiliyorlarmış. Atılma yok. Üstelik dersten kalıp, aynı ders tekrar alındığında veya not yükseltmek üzere dersi tekrar ettiklerinde, eski notlar öğrencinin peşinden hayatı boyu gelen o lanet transkriptine de işlenmiyormuş. Hocalar, siz istedikçe üşenmiyor telafi sınavları hazırlıyorlarmış (Burada ise girmediğinizde sıfır alıyor, hatta hocanın keyfine göre finale dahi giremiyorsunuz).

Tüm bunların Avrupa'da başka yerlerde veya ABD'de ne denli farklı olduğunu bilmiyorum. Ama bu şekilde öğrencilerin önü kapanmıyor, önü açılıyor. Çünkü kimse kendini 'okuldan atılacağım' şeklinde bir stres altında bulmuyor. Dersler, burada yapıldığı üzere öğrencilerin önünü kapamak için değil, açmak için veriliyor. Üstelik, buradaki hocaların pek sevdiği gereksiz ölçüde kıt notlandırma (olabildiğince puan kırma, düşük not verme vb.) diye bir durum da pek söz konusu değil. Buradaki hocalar, bunu yaparak, öğrencilerin başarılarını olabileceğinden düşük göstererek, yurtdışına çıkmalarını da alenen engellemeye çalışıyorlar; niyetleri başkadır, hiçbir önemi yok. Öğrenciye düşük not vermek için, hatta bırakmak için fırsat arama olayını artık iyi niyet ekseninde göremiyorum ben. Bu psikolojik bir bozukluk. Ve burada akademik bir standart.

Türkiye'deki özel okullar, bu durumların azaltıldığı birer örnek. Devlet okullarında ise bu otoriterlik almış başını gitmiş durumda. Çünkü okullar bir ideal etrafında çalışmıyor, kimsenin önemsediği yok. Şu İngilizce-Türkçe eğitim yaygarası kadar, şu konuya da birileri itiraz etseydi; "İTÜ kalesi düşmüştür" diye boş boş konuşan Oktay Sinanoğlu, vaktinin ufak bir kısmını da üniversite eğitiminin yaratıcılığı öldürmesinden ziyade, yaratıcılığı artırması meselesine harcasaydı belki her şey farklı olurdu. Ama bu gidişle bir şey olacağı yok.

8 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Adsız dedi ki...

sanırım artık vazgeçmelisin bunlardan deniz...türkiye'nin ne halde olduğu zaten açık,bunları değiştirebilecek güce sahip olmaya çalışmak gevezelik yapmaktan daha akıllıca olur.üslubum biraz iğneleyici sanırım ancak inan ki iyi bir niyetle söylüyorum.

Deniz dedi ki...

"bunları değiştirebilecek güce sahip olmaya çalışmak" kavramı, bunların hepsine ayak uydurmaktan başka bir şey ifade etmiyor. ediyor mu? bana gelip bunu söyleyen ilk kişi de değilsin neyse ki. ben düşündüğümü söylemeye ve "gevezelik yapmaya" hep devam edeceğim. kendimi tekrar etmek manasına gelse bile. okumak istemeyene köşedeki çarpı butonuna basmak serbest.

necipp:)) dedi ki...

biliyorsun ki türkiye de bunu yapsalar öğrnciler işin suyunu çıkarırlar.ilk üniversiteye geldiğimde okulu 9 senede bitiremezsem okuldan atılacağım söylendi bir hoca tarafından.garip gelmişti.sonuçta eğitim benim hakkımsa bunu istediğim gibi kullanmalıydım.kaç senede bitirmek bana kalmalıydı.böyle yasalar çıkarıyorlar,sonra zamanında okulu bitiremeyenlere tekrardan af yasası çıkarıyorlar.saçmalık da bu işte.yasa doğru veya yanlış arkasında durmak lazım bence.ve birşeyler sırf değişmeyecek diye düşüncelerimizi soylemeyeceksek,düşünmeyeceksek,insan olmanın unsurlarından birini yapmıyoruz demektir.buna gevezelik değil,insan olmanın getirdiği şeyler demek lazım.

Deniz dedi ki...

"türkiye'de bu olsa, işin suyu çıkar" şeklindeki söylem otoriter zihniyete çanak tutması itibariyle bana her zaman problemli geliyor. bu çünkü hemen her çözüm önerisinde ortaya atılıyor. yani bu 'biz avrupa değiliz' gibi bir algı, ortaya sunulan her özgürlükçü öneride karşılaşılan standart bir itiraz.

suyu çıksın veya çıkmasın, bıraksınlar ona biz karar verelim. çoğu özgürlük hiç de beklendiği etkiyi yaratmıyor, çok faydalı oluyor. özgürlükten zarar geldiğini hiç görmedim. ama şu anki halin teorisyenlikte inanılmaz başarılı olabilecek birkaç kişiyi (ve kimibilir daha nicesini) harcadığına şahidim.

Adsız dedi ki...

peki şöyle desem deniz: sosyal bilimlerde düşünceyi değerli kılan bir faktörde pratikte uygulanabilir olmasıdır.bahsettiklerini etkili ve hızlı bir biçimde ''hayata geçirmek'' nasıl mümkün olabilir?bu alanda düşüncelerin nedir?ve bu düşüncelerini uygulamaya başladın mı?başlayamadıysan veya başlamadıysan seni alıkoyan ne?yoksa sen sadece işin eleştiri kısmıyla uğraşan birisi misin?

seni okumak zevk veriyor öyle deme.

Deniz dedi ki...

bahsettiklerimi hayata geçirmek kolay: ufku açık yöneticiler. bu yüzden "zor" diyorsan, sorun benim önerdiklerimde değil bence.

öte yandan "sadece işin eleştiri kısmıyla uğraşan birisi misin?" şeklinde bir soruyu sorarak, bu blogu ne kadar okuduğunu bilmiyorum ama, pek burada anlatılan meseleyi çözememişsin.

çözüm önerileriyle gelmek yerine, "sadece eleştiriyorsun" diyerek gelen bu kadar fazla insan olması da, ayrıca ilginç. eleştiriyorsam eleştiriyorum, "sadece eleştiri" yapmak eleştirinin kendisine yönelik bir itiraz olamaz. bunu mantık bilen birisi anlar. eleştirilerime itiraz varsa, yazılır. yok "bunlar doğru tespitler" diyorsan, "çözüm için ne yapıyorsun" gibi bir soru bambaşka bir bağlamdadır ve açıkça niyet sorgulamaktır. çözüm için bir şey yapması gereken ben miyim? bu okullardaki profesörler, yöneticiler ne güne duruyor? bakanlıklar veya diğer öğrenciler ne yapıyor? bu yazdıklarıma katkı sunmak veya aynı eleştirileri çevresindekilerle paylaşmak yerine, gelip bana bu soruyu sormanın manası nedir? veya ben bunu niye "iyi niyetli" bir hareket olarak görmeliyim?

bu ülkede eleştirilerin bu şekilde yanıtlanması tüm bu problemlerin temelidir bir bakıma. ne zaman eleştiri dinlemeyi ve eleştirilen şeyi geliştirmeyi öğreniriz, o zaman durum başkalaşır.

Adsız dedi ki...

''sanırım artık vazgeçmelisin bunlardan deniz...türkiye'nin ne halde olduğu zaten açık,bunları değiştirebilecek güce sahip olmaya çalışmak gevezelik yapmaktan daha akıllıca olur.'' bu yazdıklarıma tepki koymuşsun gibi geldi daha çok,haklı olduğunu gördüm,kendi adıma özür dilerim.

sana niye yazıyorsun, yazma, gevezelik yapma demek gerçekten biraz absürd.tabi ki istediğin kadar eleştirebilirsin, -öyle sanıyorum ki- bu yazıları yazmanda bir sebep ve amaç ilişkisi var ve amaç kendini tanımlamak, tamamlamak ister.

gördüğüm kadarıyla çözüm içerikli bir davranış üst düzey yöneticilerde veya öğretim görevlilerinde yok,ki artık onlardan böyle bir davranışı görmekten dahi umudumu kestim.

ha benim önerim şu olur: bu ülkede yetenekleri çarçur edilen, düşünsel ve yazınsal alandan uzaklaştırılan öğrencilere haz almak esasına dayalı bir yaşam portföyü çizilmekte.öğrencinin bunların farkına varması gerekli.eğer televizyonda neredeyse her gün gördüğü o siyasetçilerden biraz zeki,araştırmacı ve yetenekli olduğunu düşünüyorsa durmamalı tıp,elektrik-elektronik yerine siyasete yönelmeli.eğer bu seçimi o yapmaz ve seviyesinden daha alçakta olan birine bu seçimi bırakırsa,başına gelenlere bir süre katlanmak zorunda kalır.sanırım ülkedeki siyaset hizaya getirilirse hepsi arkasından yavaş yavaş gelecek.

neyse bu yazdıklarını gerekli yerlere -öğretim görevlileri,yöneticiler- gönderdin mi?
türkiye'de öğretim görevlisi olmak gibi bir planın var mı?

-----

Deniz dedi ki...

"bu yazdıklarını gerekli yerlere -öğretim görevlileri,yöneticiler- gönderdin mi?"

anlayabileceğini düşündüğüm insanlarla konuştum, anlayanlar da oldu; "haklısın" diyenler de oldu, ama durumu değiştirebilecek kadar çok uğraşanı pek olmadı. en iyi ihtimal "evet öyle fakat şu an buna ayak uydurmaktan başka çaren yok" gibi nasihatlar verildi, sanki camları kıralım diyormuşum gibi. kimileri bu sistemin kimi taraflarını savundu, şöyle gerekli vs.

bence "zeki" insanları siyasete yöneltmek yerine, siyasetçilerin elinden gücü alıp her şeyi yerelleştirmek ve "zeki" insanların oldukları yerden her şeyi iyileştirmesine izin vermek daha mantıklı.

"öğretim görevlisi olmak gibi bir planın var mı?"

öğretim üyesi olmak gibi bir planım var. ama bu neyi değiştirir, bilinmez. hal-i hazırda benim olabileceğimden çok çok daha iyi öğretim üyeleri, bir üfürük kadar etkisizler.

Yorum Gönder