2011/04/25

Rock Festivali ve Nedensellik

6 yıldır İTÜ kampüsündeyim. Bu demek oluyor ki, bu sene göreceğim 6. İstanbul Rock Festivali olacak. Fakat, genelde Nisan sonu veya Mayıs başı yapılan bu etkinliklerin hiçbirinde havanın sıcak olduğunu hatırlamıyorum. Bu etkinlikten hemen önceki hafta sıcak basabilir, hemen sonraki hafta da sıcak basabilir ama tam Rock Festivali haftası hava her zaman buz keser. Bu her zaman böyle oldu. Biz de iki - üç hafta kadar önce Rock Festivali tarihi açıklandığında, "o hafta kalın giyinelim ve şemsiye taşıyalım, demek ki soğuk olacak" diye espri yapmıştık. O Rock Festivali bugün başlıyor ve hava gerçekten de soğuk.

Bence bu noktada bir nedensel ilişki çıkarsayabiliriz. Havanın Nisanın sonunda bile böyle olmasının sebebi küresel ısınma, şu ya da bu değil. "Hava soğuk ÇÜNKÜ İstanbul Rock Festivali var."

Evrak

bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. insan evraka dönüşür. evraka verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrakın akışına girer. bu varlık şahsen çağrıldığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca 'olay'dır. 'konu' ile ilgili olmayan ne varsa akıp gitmiştir. resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. sigara içmek kesinlikle yasaktır. bu yasağın kapsamına soluk almak da girer. buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. her türlü ümit uçup gider. kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. buraya giren, yalnızca bir vizite kağıdı ya da pasaportunun uzatılmasını istese bile kendini suçlu duyumsar. en iyi olasılıkla bir dilek sahibidir, aslında ise suçludur.
--Kafka

2011/04/17

Fotografik Hafıza

Yıllardan çok önceki bir yıl, lisedeyken, bir hızlı okuma kursuna gitmiştim. Okuldan bir arkadaşım ve aile aracılığıyla tanıdığım 1-2 kişi daha vardı sınıfta. Neyse, Pazartesi-Salı ve Perşembe-Cuma şeklinde hızlandırılmış bir şekildeydi kurs. Ben hızımı dramatik olarak artıramasam da, epey hızlanan ve buna rağmen okuduğu metinlerden sonra yapılan testlerde yüksek puanlar alan çocuklar da vardı. Kursun son günü, hoca "fotografik hafıza kursu"nu tanıtmak istedi. Çünkü aynı kurs merkezinde ayrıca bu kurs da aynı hoca tarafından veriliyordu. Ben de o yıllarda aynı şeyleri tekrar tekrar okumanın ve özellikle de lisede verilen sıkıcı derslerin vakit almasının bir saçmalık olduğunu düşünmüş ve bu hafıza işine merak salmıştım. Her gencin bilinçaltına nüfuz eden, Melik Duyar setlerini satın almış ve oradaki alıştırmaları yapmıştım. Genelde alay konusu olsa da (ve ek olarak setler çok kötü hazırlanmış olsalar da) bence doğru dürüst uygulandığında işe yarayabilecek şeylerdi.

Her neyse, hoca bu kursu tanıtmak adına bir deney yapacağını söyledi. Şöyle ki, insanlar ortaklaşa 30 tane atasözü söyleyeceklerdi. Bu atasözleri 1'den 30'a kadar numaralandırılacaktı, birisi tahtaya bunları yazacaktı. Hoca, tahtaya arkası dönük vaziyette duracak ve bu atasözlerini hafızasına alacaktı. Sonra 1'den 30'a veya tersine doğru sayacak yahut herhangi bir numara söylendiğinde o numaraya karşılık gelen atasözünü şıp diye söyleyecekti. Bu tip şeyler için düşünülmüş özel taktiklerle daha önce karşılaşmış biri olarak içimden "bunu neden büyük bir şeymiş gibi sunacak ki" falan derken hoca birden (belki de büyük bir hata yaparak) "bunu yapabileceğini iddia eden var mı" deyiverdi. Ben de hemen parmak kaldırdım (durur muyum?). Dolayısıyla artık tahtanın önünde iki kişiydik. İnsanlar atasözlerini söylüyor, biz de tamam dedikten sonra yeni bir atasözü söyleniyor, bu böyle 30'a kadar gidiyordu. Sonra iki kişi olduğumuzdan sırayla saymaya başladık. Bir o, bir ben söylüyordum. Böyle 30'a kadar, karşılıklı 1 veya 2 hatayla gittik. Sonra insanlar karışık sordular. Oradaki performansımız da hemen hemen aynıydı.

İnsanlar tabii dünyanın en önemli işini yapmışım gibi sürekli "bunun yolu ne" dediler. Gelip benden Melik Duyar'ın setinin fotokopisini çektirenler falan da oldu. Halbuki bu gösteri, bir tekniğe tam anlamıyla özel hazırlanmış bir şeydi. Hani bilimsel çalışmalar olur, metodlar geliştirilir ve tam o metoda uygun müthiş sonuç veren deneyler yapılır ya, bu da öyle... Yaptığınız şu: Önceden 30 - 50 veya istediğiniz kadar kelime ezberliyor ve bunları sayılarla eşleştiriyorsunuz. Mesela şimdi aklımda yok ama diyelim 17 sayısının kelimesi TAKA idi. Bu kelimeler de gelişigüzel değil, fonetik alfabeyle oluşturuluyordu yanılmıyorsam. Mesela hala hatırlarım, TAKA kelimesine karşılık düşen atasözü "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" idi. Çünkü bu atasözü söylendiğinde, doğru söylediği için dokuz köyden kovulan ve takasıyla bu köyler arasında dolaşan bir denizci hayal etmiştim. İşte bu tip taklalar açıp, her kelimeyi size verilen şeylerle eşleştirdiğinizde bunları sırayla ve ters sırayla hatırlamak veya 23. sıradakini hatırlamak hiç de zor bir şey değil.

O zamandan aklımda kalan tek şey, kelimeler ve "şey"ler ne kadar saçma bağlantılarla eşlendirilirse o kadar akılda kalıyordu. Mesela sanırım 2 sayısının kelimesi TIĞ idi. TIĞ kelimesine karşılık düşen atasözü ise "Ağaç yaşken eğilir" idi. Ben bunun için de eğilen bir TIĞ AĞACI hayal etmiştim.

İnsan beyni enteresan...