2011/02/16

Stres

Eduardo Punset: [...] Stres üzerine konuşalım. Bir stres tetikleyici vücudumun, (şimdilik denge anlamına kullanacağım) "allostasis" dediğin şeyini bozarken,"asal salgı bezim" beynim. Ben farkında olmadan, dengeyi sağlamak için otomatikman hormon salgılıyor. Parmağıma hareket etmesini söylüyor. Bunu anlıyorum. Ama beynim, tamamen kendi başına, stres tetikleyicilerin sağlığım üzerindeki etkilerinden bedenimi kurtarmak için bu karmaşık süreci nasıl başlatabiliyor?

Robert Sapolsky: Bazen süreç çok karmaşıktır. Oturup düşünürsün: "Peki, şimdi kaç günüm kaldı-Tanrım! Sadece dört gün!" BAM! Aniden bir stres tepkisi gelir. [...]

EP: Müthiş. Sırf, ya köşede bir arslan varsa diye düşünmekle veya köşede bir arslan olabileceğini hayal etmekle, Why Zebras Don't Get Ulcers ["Neden Zebralar Ülser Olmaz"] adlı harika kitabında anlattığın karmaşık süreç tetikleniyor. Hormonlar beni sadece görmediğim arslanla karşılaşmaya hazırlamıyor, bağışıklık ya da cinsel dürtü gibi uzun vadeye dönük fizyolojik süreçlere de ket vuruyor. [...]

RS: Biz Batılılaşmış insanların değil de, bir hayvanın nasıl stres yaşadığını düşünürsen, anlaşılır bir şey. Sıradan bir memelide stres iki dakika içinde seni yemeye hat safhada niyetli olan bir diğerince tetiklenir. Ya da belki o dakikalarda sen bir başkasını yemeye niyetlisindir. Bu koşullar altında vücudunun verdiği tepki harikadır. Tam olarak gereken şeydir. Çalışan kaslar hangileriyse onlar için depo bölgelerinden enerji tedarik edilir. Bu enerjiyi daha hızlı tedarik etmek için kan basıncı hızlandırılır. Söylediğin gibi, uzun vadeli yapısal projeler durur. Bir arslan peşinde, öyleyse başka zaman yumurtlarsın ya da ergenliğe başka bir gün girersin. Büyümeyi bırak, hatta yemeğini dahi sindirme, antikorlarını bu akşam yaparsın, eğer o zamana kadar sağ kalırsan. Elzem olmayan sistemleri kapat. Tabii mesele şu ki, psikolojik bakımdan çok karmaşık olan primatlar olarak bizler bir duygu, bir haleti ruhiye, bir hatıra veya eski bir tecrübe üzerine düşünceye daldığımızda da aynı stres tepkisini harekete geçiriyoruz. Kafamızda otuz yıl sonra olacak şeyi ya da asla olmayacak bir şeyi canlandırırız. Ve tamamen aynı stres tepkisi devreye sokulur. İşin özü şu: stres tepkisini üç dakikalığına harekete geçirip hayatını kurtarmak için koşarsan, stres harikadır. Ama stresi psikolojik sebeplerle kronik olarak devreye sokuyorsan, hastalanma ihtimalini artırırsın.

[...]

([H]ayatını kurtarmak için savanın ötesine kaçıyorsan) Başka zaman sperm yaparsın, şimdi değil. Hayır. Hayatını kurtarmak için kaçmak zorundasın. Çok kısa süreli mutlak bir fiziksel tehlikeye maruz kalan normal bir stresli memeli için bu anlamlı. Ürkütücü meseleler kafamıza takılıyor: yağmur ormanları yok oluyor, ozon tabakası gidiyor, gezegen ısınıyor, bir gün öleceğiz. Ve tamamen aynı stres tepkisini harekete geçiriyoruz. Bu alandaki çalışmaların tümünün temel prensibi şudur: önceden sırf psikolojik sebeplerle hayatî önem taşıyan stres kronikleşirse seni hasta eder.

EP: Beynin hipokampüs denilen bölgesi üzerine ölçümler yapıp, kronik stresin onu harab ettiğini ve bazı insanlarda bu tahribatın yüzde 20'ye çıktığını bulmamış mıydın? Bu sade düşünmekten kaynaklanıyor olabilir mi?

RS: Evet, çok can sıkıcı. Ancak son yirmi yıl veya civarında anladık: stres, hafıza kaybı ve yüksek kan basıncına yönelik etkileri yanında, beyni de olumsuz etkileyebiliyor! Çok daha önemlisi, stres aslında beynin hipokampüs denen, öğrenme ve hafızayla çok yakından ilgili bir bölgesindeki nöronları öldürüyor.
Hayat Kitabı, sf. 26-29, NTV Yayınları

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder