2010/11/30

Sınav Temelli Eğitim

"Examination-oriented education imposes too much pressure on students," said Tao Hongkai, a sociology professor at Central China Normal University. Tao, who has decades of experience in high school education in the United States, directs the university's quality education research center. "Students feel some courses are difficult to learn, and the knowledge they grasp isn't useful in real life. They lose interest, which leads to dropouts."

[...]

"Examination-oriented education opens the doors to hell," he wrote. "The teaching methods teachers use are the cramming method, spoon feeding method."

He added: "Students memorize and examination scores are closely related to how much time has been spent on the course. China's schools teach their students nothing, what these schools are best at is making students lose interest and hate their studies." [1]
China'yi cikar, Turkiye'yi koy; hicbir sey farketmiyor. Makalenin gerisi de faydali, okunmali.

2010/11/28

WikiLeaks Üzerine

Altyazı kısmından (Subtitles) "Turkish"i işaretleyerek Türkçe izleyebilirsiniz.

Finlandiya Eğitim Sistemi

Bizimkiler nasil oluyor da bu videodakilerin tam aksini harfiyle uygulamayi beceriyor, anlamak mumkun degil.

2010/11/26

Protestoya Hapis Cezası ve İfade Özgürlüğü

Geçen hafta medyada yer alan bir haberin okulda infial yaratmasını bekliyordum, ama pek de beklediğim gibi bir şey olmadı. Geçen sene başbakan İTÜ'ye geldiğinde protestolar olmuş, bu protestolar esnasında öğrenciler tartaklanarak gözaltına alınmıştı. Demek ki bununla yetinilmemiş bir de "izinsiz eylem düzenlemek" suçundan haklarında dava açılmış. Üstelik bu dava sonucu her birine 15 ay hapis cezası verilmiş. Tüm bu olanlar içinde tek enteresan olan cezanın tekrar suç işlememek kaydıyla ertelenmiş olması. Herhalde son dakikada birileri 'vicdana' gelmiş.

Protesto ve eylem düzenlemek, daha geniş manada "çevreye herhangi bir zarar vermeden, şiddet uygulamadan fikir belirtmek" bireylerin en temel haklarından birisidir. Eğer bir ülkede, bir bireyin bu hakkı yoksa o ülke kolayca "ikili sınıflandırma" şeklinde ait olduğu yere, "demokratik olmayan ülke" sınıfına atanabilir. Dünyanın aklı başındaki taraflarında başbakanlar, başkanlar her türlü protesto edilir, her türlü şekilde karikatürize edilir, kimse bu yüzden "suçlanmaz", öyle Türkiye'deki gibi her eylemde "tartaklanmaz".

Fakat benim açımdan olayı hükümete atarak işin içinden sıyrılmak pek kolay değil. Ülkede gerçekleşen şeylerin pek tabii ki birincil sorumlusu hükümettir. Bunu kimse yadsımaz. Fakat olayın arkaplanına bakıldığında bu tip cezaların yıllardır, bu hükümet öncesi ve sonrası dönemde verildiği görülebilir. Bırakalım protestoyu, okullarıyla ilgili 'bir takım düzenlemeler' talep eden dilekçelerin verilmesi halinde bile bir üniversitenin rektörlüğünün ailelelere "çocuğunuz bu dilekçeyi geri çekmez ise ciddi ceza alacak" şeklinde mektuplar yollandığını duyduğum olmuştur. Üstelik bu üniversitenin yönetimi, çeşitli şekillerde hükümetle "çatışan" görüşe sahip (yani rektörlük atamaları öncesi görevde olan) yönetimlerden birisiydi. Demek oluyor ki, otoriter zihniyet yalnızca topu hükümete atmakla kurtulunabilecek bir şey değil; bu ülkede öğrenciler ezelden beri "yönetici" kim ise onun tarafından cezalandırılırlar. Bırakalım yöneticileri - bu tip otoriter yaklaşımlar bizim sıradan vatandaşın karakteristik özelliği bile denebilir.

Devletin resmi kurumunun (YURTKUR) öğrencilerle ilgili yönetmeliğinde "yatağını toplamak", "yurda siyasi yayın sokmamak" gibi maddeler bulunan bir ülkenin anayasasında "izinsiz eylem düzenlemek" suçunun bulunması pek de garip değil. İş, bu ve bunun gibi maddelerin olmadığı, en azından bu tip cezaların ve yıldırmaların "resmi" olarak yapılamadığı bir anayasaya sahip olmak. Bu anayasa her şeyi çözmez, devletin ekonomiye ve vatandaşların hayatına doğrudan müdahale edebildiği her durumda o anki otoritenin baskısı vatandaş üzerinde hissedilir. Sözgelimi, ekonominin ciddi anlamda devlet desteği ile döndüğü durumlarda hiçbir iş insanı (ya da çalışanı) hükümete muhalif görüş belirtmeyi göze alamaz. Çünkü böyle bir durumda her yerden ihaleleri kaybetmeye başlar, ihalelerle işi yoksa bile "bu firmayla iş yaptığı için" ihaleleri kaybedecek olanlar yüzünden batar (Bu başka konu tabii).

Bu antidemokratik durum, bu hükümetin gitmesi, başkasının gelmesiyle çözülmez; protestoyu hiçbir otorite sevmez ve bu anayasa böyle durdukça her hükümet protestosu benzer sonuç verecektir. 2002'den önce açıp verilmiş cezaları incelediğinizde, bir fark bulamayacaksınız. Fakat bu olaya tepki gösteren kimseden henüz ben bir "anayasa" sözcüğü duymadım. Her zaman olduğu gibi olay bambaşka yerlerden eleştiriliyor, hükümet alerjisine bağlanıyor. Kimsenin aklına bu tip şeylere zemin olan "resmi" durumu düzeltmek, protestoyu temel bir insan hakkı haline getirmek gelmiyor. Onun yerine "hoşgörülü" bir hükümetin başa gelmesi düşünülüyor herhalde, yani bu maddeler aynen dursa bile "demokrat" olduğu için bu maddeleri "kullanmayan" birileri... Kaldı ki bu maddeleri hükümetler bile kullanmıyor, davayı zaten savcılar açıyor. İnsan hakları bu halde olan ülkenin, "demokratı" da bu halde oluyor demek ki: İnsan haklarının nasıl kazanılacağından bihaber, başına gelen en acı tatsızlıkta bile olayı alakasız ve çözümsüz yerinden eleştiren...

PS: Yazıyı yayınladıktan sonra şu haberle karşılaştım. Kafamı dışarı pek çıkartamadığımdan olsa gerek, İTÜlülerin protestosunu görmemişim. Fakat tahmin edin ne olmuş: Söylenen onca sözün içinde kimse anayasa falan talep etmemiş elbette... Bir zihniyeti doğru bir şekilde tanımladığınız zaman, onun ürettiği argümanların sınırını da böyle güzel çizebiliyorsunuz. Çoğu zaman argümanları duymaya bile gerek kalmıyor...

Sinir Sisteminin Gelişimi

Son cümleleri ile bence enteresan bir video:



via Çağrı'nın yeri: İnsan sinir sisteminin gelişimi

2010/11/25

İki Yazı

Matematik Dünyası'nın yeni sayısı çıkmış... İşin güzel tarafı, derginin bazı bölümlerini internetten de paylaşıyorlar. Dergi mali zorluklar yaşadığı için herkese dergiyi almayı öneriyorum. İçerik açısından hem Türkiye'de, hem de dünya çapında az bulunur bir dergidir.

Henüz dergiyi almadığım için, internetten okuduğum iki güzel makaleyi paylaşıyorum:

Başyazı / Ali Nesin

2010 Chern Madalyası Sahibi Louis Nirenberg / Alp Eden

2010/11/21

Zihin Üzerine

Subtitles kısmından Türkçe'yi seçerek altyazılı izleyebilirsiniz.



2010/11/07

Sosyal Psikolojide Kuramlar (2): Bilişsel Psikoloji

Eleştirmenler, davranışçı kuramların, insanların dış etkilerin edilgen birer alıcısı olma derecesini abarttığını öne sürmüşlerdir. Bilişsel kuramlar, insanların, bilişsel süreçler ve bilişsel temsiller yoluyla kendi çevrelerini etkin bir biçimde nasıl yorumlayıp değiştirdikleri üzerinde odaklanarak dengeyi yeniden kurar. Bilişsel kuramların kökeni Kurt Koffka ile Wolfgang Köhler'in 1930'larda ortaya attığı Gestalt psikolojisine uzanır. Sosyal psikoloji, birçok bakımdan, oldukça bilişsel bir perspektife sahip olmuştur (Landman & Manis, 1983; Markus & Zajonc, 1985). Sosyal psikolojideki ilk bilişsel kuramlardan biri Kurt Lewin'in (1951) alan kuramıdır; bu kuram, insanların, toplumsal çevrenin özelliklerine ilişkin kendi bilişsel temsillerinin, çeşitli biçimlerde davranmayı sağlayan güdüleyici güçleri ne şekilde doğurduğuyla ilgilenmiştir.

1950'lerde 1960'larda, bilişsel tutarlılık kuramları sosyal psikolojiye egemen oldu (Abelson, Aronson, McGuire, Newcomb, Rosenberg & Tannenbaum, 1968). Bu kuramlar şunu savunuyordu: kendimize, davranışımıza ve dünyaya ilişkin bilişsel veriler -başka türlü çelişkili ve birbiriyle uyumsuz olacak biçimde- insanları bilişsel çatışmayı gidermeye güdüleyen -rahatsızlık verici- bir bilişsel uyanıklık durumu üretir. Bu perspektif, tutum değişikliğini açıklamak üzere kullanılmıştır (örneğin, bkz. Aronson, 1984; Bölüm 6). 1970'lerdeyse yükleme kuramları sosyal psikolojiyi egemenliği altına aldı. Yükleme kuramları, insanların, kendi davranışlarıyla diğer insanların davranışlarının nedenlerini açıklama biçimi ve nedensel açıklamaların sonuçları üzerine odaklandı (örneğin, bkz. Hewstone 1989; Bölüm 3). Nihayet, 1970'lerin sonlarından günümüze uzanan süreçte, sosyal biliş sosyal psikolojideki başat perspektif haline gemiştir. Bu, bilişsel süreçlerle (örneğin, kategorilendirme) bilişsel temsillerin (örneğin, şemalar) ne şekilde inşa edildiği ve davranışı nasıl etkilediğiyle ilgilenen kuramları kapsayan bir perspektiftir (örneğin, bkz. Fiske & Taylor, 1991; Bölüm 2).
Sosyal Psikoloji, Michael A. Hogg, Graham M. Vaughan, sf. 42-43.

2010/11/01

Einstein'dan Kişisel Gelişim Dersi

Bugün Facebook'ta şöyle bir şeye rastladım:

İnsanların kendi kendilerine bir şeyler uydurup, sonra diğerlerini bu saçmalıklara inandırması durumu gerçekten enteresan olabiliyor. Özellikle Einstein gibi adamlar bu işlerde çok kullanılıyorlar. Einstein öldükten 50 yıl sonra, kendi ölürken varolmayan dijital ortamlarda bu şekilde maymun edileceğini bilse ne düşünürdü acaba diye merak ediyorum.