2010/03/31

İnanç Özgürlüğü ve Tartışma

İnançlar üzerinden tartışmak üzerinde çeşitli fikirler var. Benim politikam şu: Bir kişi eğer bir şeye yönelik salt inanca sahipse, hele ki bu inanç onun erken yaşlarından itibaren ona iyice endoktrine edilmiş bir şeyse; tartışmaya girmemeyi tercih ediyorum.

Bunu söyleyince aklınıza din gelmesin, evet din de kimi insanlar için bu kategoriye girer ama daha sayamayacağınız onbinlerce şey de bu kategoridedir. Siyasetçiler, tarihi figürler, tarihi olaylar, futbol takımları, ırkçılık gibi binlerce şey böyledir. Esasında yeni doğan bir çocuk dünyaya "Benim beynimi yıkayın" diyerek gelir ve aile-okul-devlet tarafından nasıl yoğrulursa öyle şekillenir. Ve kişiler geç yaşlarında artık bu "inançlarından" emin şahsiyetler olurlar, inançlarına ters bir şeyler duydukları zaman karakterlerinin yapısına göre sertliği değişen tepkiler verirler.

Şimdi bu demek değil ki bu inançlar zararlıdır, hayır. Böyle bir şeye karar verebilecek yetkinlikte bir otorite yoktur (Buna karar veren kimi otoriteleri de alay konusu ederiz). Bir insanın "inanç özgürlüğü" vardır. İsteyen istediği dine veya felsefeye "inanabilir". Bu çok temel bir özgürlüktür ve mesela Türkiye'de henüz yoktur.

Buraya kadar her şey yolundadır, ancak benim açımdan sorunu yaratan Türkiye'de yaygın olan şeydir: Bir takım şeylere inananlar genelde inandıklarının farkında değillerdir ve esasen birer inançtan ibaret şeyleri gerçek olgular olarak sunma eğilimindedirler. Gerçek olgular, bilimsel olarak gösterilebilen - en azından önerilebilen şeylerdir. Mesela din böyle değildir dolayısıyla dini ispat etmeye çalışmanın yahut çürütmeye çalışmanın bir yararı olmaz, mevzu inanç mevzuudur. Dolayısıyla kendi siyasi inançlarını gerçek olgular olarak sunan kimi kişilerin yazılarında / konuşmalarında böyle bilimsel referanslara rastlanmaz. Çünkü bu tam da kişinin bilimsel kültürü ile ilgilidir. Türkiye'de, cahil yetiştirmeye yarayan eğitim sistemi sayesinde bu manzaraların yaşanması normaldir. Neticede çevremizde pek çok tarihi şahsiyet ve siyasetçi hakkında bir araba övgü düzen, onları yüceltip kültleştiren, bu figürleri eleştirenleri de "hain, amaçlı bir kin güden" gibi sıfatlarla tanımlayan çok fazla kişi mevcut. Bu mevcudiyetler aslında işi epey zorlaştırır. Çünkü bu kültlerin her birinin tarihi değeri / siyasi felsefesi bilimsel olgularla tartışılabilecek kadar açık olduğu halde, işin içine inançlar karıştığında her şey birbirine girer. Sözgelimi bir icraatını çok net ve analitik olarak eleştirdiğiniz birisi olduğunda, bu şahsiyetin bir sempatizanı size aynı düzlemde karşılık vermek yerine niyet arayabilir. Çünkü ait olduğu kültür, elindeki verileri karşılaştırmalı bir analizle inceleyip - tartışmak yerine saldırmayı içselleştirmesine sebep olmuştur.

Bu tür davranışlar içerisinde olanlarla belki doğru dürüst bir düzleme çekilebilir umuduyla bir şeyler tartışırsanız, boşuna efor sarfedersiniz. Çünkü esasında en baştan inanca bir saldırı içerisinde olduğunuz için, karşıdaki için amaçlı birisi ve çocukluk travmasıyla kötü adamsınızdır. Cahilsinizdir, özel bir kininiz vardır, "kimbilir sizin kuyruğunuza kim basmıştır", militansınızdır, terbiyesizsinizdir, beyniniz yıkanmıştır, bir gün gerçekleri anlayacaksınızdır, pişeceksinizdir, aydınlanacaksınızdır falan. Böyle zamanlarda hatırıma tek bir söz gelir benim, zaman zaman karşı çıksam da haklılığıyla beni her seferinde pes ettiren:

Cahilin yanında bir kitap gibi sessiz ol.

Bu yüzden birisiyle tartışmaya girmeden önce görüşlerini ne olarak sınıflandırdığına dikkat etmek gerekir. Zira kimse kendi siyasi görüşüne inanç demeyecektir elbette ama bu durum bir dürtü verilip sistem cevabına bakılarak sınıflandırılabilir. Neticede karşıdaki insan bilimsel düzlemde değilse, harcanması planlanan boşa efor sağlıklı bir yaşam için basketbol oynamaya harcanabilir.

2010/03/26

Wikipedia'nin Guvenilirligi

Guvenilirlik meselesi, evrensel bilgi kaynagi olma iddiasindaki Wikipedia icin onemli. Geleneksel ansiklopedi yayincilari Wikipedia ile ayni kategoride olmadiklarini iddia etseler de, iki platformun uzun vadede birbirinin rakibi oldugunu gormek zor degil: Birinin kamu hizmeti olarak gordugu bir isten digerinin kazanc elde etmesinin yaninda, aralarinda icerik uretimi yonunden de farklar var.

Geleneksel ansiklopedide madde, konunun uzmani veya ona danisan yazar kadrosu tarafindan yaziliyor. Her durumda yazarin ya da yazarlarin kim oldugu adiyla saniyla belli. Wikipedia'da ise icerigin uretim surecine isteyen herkes katkida bulunabilir. Yazarlarin cogu anonim kalmayi seciyor, buyuk ihtimalle de konunu uzmani degiller, cunku boyle bir sart aranmiyor. Yapilan katkinin kabul edilebilmesi icin tarafsiz bir bakis acisiyla yazilmis olmasi ve dogrulanabilir olmasi yeterli. Wikipedia hiyerarsisinde deneyimli uyeler kontrol asamasinda soz sahibi; ama bunlarin da mutlaka uzman olmasi gerekmiyor. Butun bunlar nasil bir fark yaratiyor? 2005'te Nature'da yayimlanan bir arastirmaya gore rasgele secilmis 42 maddede Wikipedia 162, Britannica ansiklopedisi 123 hata barindiriyor. "Fark dusundugum kadar cok degilmis" diyorsaniz okumaya devam edin. Cunku Wikipedia sıkı calisiyor, hatalarini daha da azaltmaya ugrasiyor.

Geleneksel bir ansilopedinin internet surumunde bile, hatanin fark edilmesi icin o maddeyi birinin aramasi gerek. Wikipedia, hem supheli hem de cok ama cok populer oldugu icin, gonullu editorlere ek olarak, cok sayida yazilim araciligiyla iyi icerik - kotu icerik ayrimini sistemli bir sekilde yapmaya calisiyor. Bunlardan biri olan Wikitrust, bir algoritma araciligiyla yeni eklenmis icerige, yazarinin gecmisteki katkilarina bakarak bir cesit turuncu renk veriyor. Icerik goruntulendigi halde duzeltilmeden sayfada kaldigi surece guvenilirligi artiyor ve turuncu renk kademe kademe beyazlasmaya basliyor. Renk degisimi, icerigin guvenilirligini bir bakista ele veriyor.

[...]

Bir baska uygulama, WikiScanner, icerige anonim katki yapanlarin IP adreslerini eslestirip bu katkilarin nerelerden yapildigini ve hangi konulara yogunlastigini ortaya koyuyor. Boylece kendileri hakkinda yazilmis bazi bilgileri, hadi sansurlemek demeyelim de, duzeltmek isteyen kurum ve kuruluslarin, adlarina acilmis maddelere mudahale edip etmedikleri anlasilabiliyor.
NTV Bilim, Şubat 2010, Wikipedia: Sonunu Düşünmeyen Kahraman. sf. 44-45

2010/03/20

Sosyal Medya ve Üçüncü Dalga

Aşağıda sosyal medyanın topluma olan etkisi üzerine gayet güzel bir video var. Shirky'nin başta bahsettiği konvansiyonel medya ikinci dalga, yeni medya (sosyal medya) ise üçüncü dalga ürünü. Zira tek yönlü iletişim ile çok yönlü iletişim kavramları da aynı açıdan ele alınabilir. Subtitles kısmından Turkish seçeneğini işaretlemeyi unutmayın.

* YZC'ye teşekkürler.

2010/03/15

Meydan Muharebesi

Bazi insanlar vardir, otekilerden daha ciddidir, hayati ciddiye alir, ufak meseleleri kafaya takar ve onlari inceltir inceltir bir yere varmaya calisarak. Bu insanlar genelde ic enerjileri oldukca fazla ve biraz da cocuksu kisiliklerdir, heves ederler, basardiklari cetin seyleri basarmayi severler.

Ancak zamanla soyle bir problem cikar: insan biraz buyur ve hayatinin anlamini sorgulamaya baslar. Hal boyle olunca isin icine inanclar, inancsizliklar, hayatin anlami gibi sorunlar girer. Bu, hayatin erken evresinde gelen ciddi bir tokattir. Bunu atlatamayanlar, pes edenler, daha "kafa rahat" bir yasama gecenler coktur. Bugun olusan eglence endustrisi zaten bu kacan insanlarla doludur (Bazilari da 40 yasina gelip birden aydinlaniyorlar falan, garip).

Bahsettigimiz ince eleyen insan turu ise tabii ki bu meselenin ustune gider. Eger ki kendine sabit bir referans cercevesi belirlemediyse bu ruh halinin ilk evreleri cok yakicidir. Her seye ve her tarafa esit uzaklikta duran bir yasam felsefesini hemencecik insa etmek imkânsizdir (anlamsizdir da), insan illa ki yasadigi toplumda olusturdugu ahlâk cercevelerine bagli kalir. Tek alternatif ahlak ve etik kuramlarina gomulerek bir seyler cikarmaya calismaktir. Okumak, okumak, okumak ve bu arada hayati anlamaya ve insa etmeye calisirken, hayattan kopmadan baskalarini ihmal etmemek, guzel bir hayat kurmak, para kazanmak, yasamini idame ettirmek, evini gecindirmek, camasir yikamak, isinle gucunle saglikli bir bicimde ugrasabilmek, isi gucu karsisindaki insani asagilamak olanlarla bas etmek gerekir.

Zira bu noktadan sonra bir meydan muharebesi baslar. Elbette sabit referans cercevesi belirlemeyip, dunyaya meydan okuyan kisilerin hayati zindan olur demiyorum. Delirip olenleri, kafayi yiyenleri, cildiranlari, intihar edenleri varsa da; tum dunyayi elinin avucunun icine alanlari da vardir. Ama en azindan ilk yillarin, hem de o cok uzun yillarin, epey zor oldugu acik.

2010/03/14

Çevre Etiği ve 4 Ahlâk Kuralı

Felsefe Ansiklopedisi (Ed. Ahmet Cevizci), cilt III. sf. 592. Çevre Etiği maddesinden.

"Paul W. Taylor, öğretisini insanların diğer canlı varlıklar karşısında özel bir üstünlüğünün olmadığı düşüncesiyle kurarken, ödev olarak kabul edilmesi gereken dört kural belirledi. (1) Kötülük Yapmama Kuralı: Organizmaları öldürmeme, bir türün nüfusunu ya da biyotik topluluğu yok etmeme ve onlar için zararlı olacak eylemlerden kaçınma ödevini içerir. (2) Müdahale Etmeme Kuralı: Organizmaların özgürlüğünü tek yanlı olarak kısıtlamama ve biyotik topluluklara, ekosistemlere ve tek tek organizmalara genel bir 'elini sürmeme' politikasıdır. (3) Sadakat Kuralı: Yabanî hayvanların insanlara duyduğu güveni suistimal etmeme, hayvanları aldatmama ve yanıltmama, onlara karşı dürüst olma ödevini kapsayan bu kurala örnek olarak, avlama ve tuzağa düşürmenin doğaya saygı bağlamında yasaklandığını söyleyebiliriz. (4) Telafi Edici Adalet Kuralı: Bir ahlâkî aktör (insan), bir hayvana ya da bitkiye karşı davranışında bir ahlâk kuralını çiğnediğinde ve adalet dengesini alt üst ettiğinde aralarındaki adalet dengesini yeniden kurma görevini yükler. Böylelikle Taylor, doğadaki tüm canlıların birbirlerine karşı sorumluluklarını yaşamı sürdürme bağlamında bilince taşımaktadır. Ona göre, bir çevre etiği kuramı, insanın doğal ekosisteme ve yabanıl yaşam topluluklarına karşı davranışlarının nasıl olması gerektiğini ortaya koyacak bir ahlâkî ilkeler sisteminin temellerini hazırlamak zorundadır. Bu da doğal dünya içinde insan uygarlığının yerinin belirlenmesiyle yakından ilgilidir."