2010/12/25

Proje

Geçen haftalarda yaşadığım ufak bir anımı anlatayım. Bir ders kapsamında bir proje gerçeklemem gerekiyordu. Proje için seçtiğim makale, Boğaziçili iki profesör ve onların yüksek lisans öğrencisi tarafından yazılmıştı. Dahası, kullanılan yöntem de sadece Türkler tarafından geliştirilmiş gibi görünüyordu; yöntemi daha önce ilk öneren kişi ise İTÜlü bir profesördü. Makalenin sonuç kısmında bir problem var gibi görünüyordu (tek bir örnek sonuç vardı, bu ise yöntemin, kullanıldığı alandaki güvenilirliğine dair istatistiksel açıdan hiçbir şey göstermiyordu). Neyse, proje teslimine iki hafta kala ben bu makaleyi gerçeklemeye çalışmak amacıyla okumaya başladım. Ama makale tam bir felaketti. Notasyonların berbat yazılmış olmasını falan geçtiğimizde, bir dijital görüntü işleme tekniğini anlatan makalede, en basitinden filtrenin görüntüyle nasıl etkileştiğini açıklayan kısım bile yoktu. Biraz inceledim, işin içinden çıkamadım. Internette olayı biraz araştırdım. Tesadüf bu ya, elimdeki makalede yapılan olay kimse tarafından refere edilmediği gibi, bu teknik çözdüğü iddia edilen problemi çözmek için başka kişiler tarafından hiç kullanılmamıştı.

Bunun üzerine "bir bilen"e danıştım. Makalenin ulusal bir konferansta yayınlanmış halini de okuduk (Türkçesini), sonuç değişmedi. Makalenin tamamıyla "mış gibi" yapmak üzerine kurulduğunu düşünmeye başladık.

Neyse, sonuç kötü olsun ama elimde bir şey olsun diyerek makaleyi yazan hocaya eposta yazdım. Hocaya makalede anlamadığım yerleri ve tavsiye edebileceği yazılım araçları olup olmadığını sordum. Cevabı sadece "öğrencilerin mezun olduğu dolayısıyla kodların onlarda kaldığı" idi. Belli ki hoca kolay yoldan ondan kodu istediğimi zannetmişti. Ben de kodların önemli olmadığını, ama makalede anlamadığım yerler olduğunu söyleyerek, anlamadığım şeylerden bahsettim. Cevap gelmedi. Facebook'tan makalenin birlikte yazıldığı öğrenciye de benzer şekilde mesaj attım, fakat o da bir cevap vermedi.

Üniversitelerde böyle birçok hoca var. Fakat bu insanın farkı, çevresinden "saygı" gören "önemli" bir profesör olması. Üstelik bu bahsettiğim yayın IEEE'nin ünlü konferanslarından International Conference of Image Processing (ICIP) gibi bir konferansa kabul edilmiş. Yani bu olay Türkiye ile bitmiyor, yayın yapmanın kendi başına bir "prestij" olduğu ICIP gibi konferanslar da bu tarz hikayelere alet oluyor. Tam olarak anlatmak istediğim şeye çok güzel bir örnek...

Bu durum esasında bir önceki alıntıda Einstein'ın yaptığı "İnsanı çokça bilimsel yazı üretmeye zorlayan bir akademik kariyer, entelektüel yüzeysellik tehlikesini de beraberinde getirir." tespitinin tipik bir sonucudur. Bu kişiler "makale olsun, çamurdan olsun" mantığıyla, "zorlayarak" gerçekledikleri yöntemleri, "iyi" sonuç veren tek bir veri üstünde test edip (ki ben bundan bile şüpheliyim), uluslararası ünlü konferanslarda bastırıyorlar. Sonra bilim akademileri kuruyor, bilim üstünde otorite kesiliyorlar... Kimse bu saçmalığı eleştirmeyi bile düşünmüyor. Bu insanlar ülkenin yetiştirdiği "saygın" bilimciler sayılıyorlar.

Bu tarz yayınlar başlı başına kandırmacadır. Yöntem anlatıldığı gibi çalışmıyorsa, bir şeyler saklanıyorsa veya hile yapılıyorsa WASET konferansına (sahte) kabul almış bildiriyle, IEEE konferansına kabul almış bildiri arasında fark var mıdır? Sahte konferanslardan daha büyük sorun varsa, o da "en güvenilir" ilan edilmiş konferansların bile böyle kullanılabiliyor olmasıdır. Bu ise "bilim dünyasını" güvenilmez kılan bir unsurdur. Ben şahsen artık ICIP dahil pek çok konferanstaki bildirilere inanmıyorum. Eğer sonuçlar detaylı rapor ediliyor ve şeffaf bir şekilde kullanılan yöntemler şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanıyorsa olay güzel; yoksa ciddiye bile almıyorum ("Sen alsan ne olur, almasan ne olur" diyenler vardır. Gerçekten de öyle galiba).

"Proje ne oldu?" diye merak eden olursa, teslime 6 gün kala dersin hocasıyla konuştum; anlayışlı davrandı. Yeni bir konu seçtim, o konuda sonuçları elde edip, rapor yazıp, sunum yaptım. Çıkarılan ders: Bir daha da Türkiyeli akademisyenlerin yazdığı hiçbir makaleyi proje olarak seçmemeye kesinlikle karar verdim.

2 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

EzgiDi dedi ki...

Ne yorum yapsam bilemedim, ama Türkiye dışından da böyle örnekler oluyordur. Yani bir zamanlar yaptığı özgün çalışmalarla adı ün yapmış, yurt dışındaki önemli üniversitelerdeki profesörlerin adını geçtiği yeni çalışmalar fazla incelenmeden önemli konferanslarca kabul edilmektedir, olabilir. Dünya'da ne doğru ki?

D dedi ki...

Zaten bildirinin ICIP'e kabul edilmiş olması, dünyada böyle şeylerin ne derece yaygın olduğunu göstermeye yetiyor. Başarıyı "bildiri sayısına" bağlayan zihniyet egemen olduğu sürece, dünyanın her yerinde bu olur.

Peki niye Türkiyeliler diyorum; çünkü evet saygın üniversitelerde bunlar daha az oluyor. Ve Türkiye'de bunların çok az olduğu saygın bir üniversite yok.

Yorum Gönder