2010/11/26

Protestoya Hapis Cezası ve İfade Özgürlüğü

Geçen hafta medyada yer alan bir haberin okulda infial yaratmasını bekliyordum, ama pek de beklediğim gibi bir şey olmadı. Geçen sene başbakan İTÜ'ye geldiğinde protestolar olmuş, bu protestolar esnasında öğrenciler tartaklanarak gözaltına alınmıştı. Demek ki bununla yetinilmemiş bir de "izinsiz eylem düzenlemek" suçundan haklarında dava açılmış. Üstelik bu dava sonucu her birine 15 ay hapis cezası verilmiş. Tüm bu olanlar içinde tek enteresan olan cezanın tekrar suç işlememek kaydıyla ertelenmiş olması. Herhalde son dakikada birileri 'vicdana' gelmiş.

Protesto ve eylem düzenlemek, daha geniş manada "çevreye herhangi bir zarar vermeden, şiddet uygulamadan fikir belirtmek" bireylerin en temel haklarından birisidir. Eğer bir ülkede, bir bireyin bu hakkı yoksa o ülke kolayca "ikili sınıflandırma" şeklinde ait olduğu yere, "demokratik olmayan ülke" sınıfına atanabilir. Dünyanın aklı başındaki taraflarında başbakanlar, başkanlar her türlü protesto edilir, her türlü şekilde karikatürize edilir, kimse bu yüzden "suçlanmaz", öyle Türkiye'deki gibi her eylemde "tartaklanmaz".

Fakat benim açımdan olayı hükümete atarak işin içinden sıyrılmak pek kolay değil. Ülkede gerçekleşen şeylerin pek tabii ki birincil sorumlusu hükümettir. Bunu kimse yadsımaz. Fakat olayın arkaplanına bakıldığında bu tip cezaların yıllardır, bu hükümet öncesi ve sonrası dönemde verildiği görülebilir. Bırakalım protestoyu, okullarıyla ilgili 'bir takım düzenlemeler' talep eden dilekçelerin verilmesi halinde bile bir üniversitenin rektörlüğünün ailelelere "çocuğunuz bu dilekçeyi geri çekmez ise ciddi ceza alacak" şeklinde mektuplar yollandığını duyduğum olmuştur. Üstelik bu üniversitenin yönetimi, çeşitli şekillerde hükümetle "çatışan" görüşe sahip (yani rektörlük atamaları öncesi görevde olan) yönetimlerden birisiydi. Demek oluyor ki, otoriter zihniyet yalnızca topu hükümete atmakla kurtulunabilecek bir şey değil; bu ülkede öğrenciler ezelden beri "yönetici" kim ise onun tarafından cezalandırılırlar. Bırakalım yöneticileri - bu tip otoriter yaklaşımlar bizim sıradan vatandaşın karakteristik özelliği bile denebilir.

Devletin resmi kurumunun (YURTKUR) öğrencilerle ilgili yönetmeliğinde "yatağını toplamak", "yurda siyasi yayın sokmamak" gibi maddeler bulunan bir ülkenin anayasasında "izinsiz eylem düzenlemek" suçunun bulunması pek de garip değil. İş, bu ve bunun gibi maddelerin olmadığı, en azından bu tip cezaların ve yıldırmaların "resmi" olarak yapılamadığı bir anayasaya sahip olmak. Bu anayasa her şeyi çözmez, devletin ekonomiye ve vatandaşların hayatına doğrudan müdahale edebildiği her durumda o anki otoritenin baskısı vatandaş üzerinde hissedilir. Sözgelimi, ekonominin ciddi anlamda devlet desteği ile döndüğü durumlarda hiçbir iş insanı (ya da çalışanı) hükümete muhalif görüş belirtmeyi göze alamaz. Çünkü böyle bir durumda her yerden ihaleleri kaybetmeye başlar, ihalelerle işi yoksa bile "bu firmayla iş yaptığı için" ihaleleri kaybedecek olanlar yüzünden batar (Bu başka konu tabii).

Bu antidemokratik durum, bu hükümetin gitmesi, başkasının gelmesiyle çözülmez; protestoyu hiçbir otorite sevmez ve bu anayasa böyle durdukça her hükümet protestosu benzer sonuç verecektir. 2002'den önce açıp verilmiş cezaları incelediğinizde, bir fark bulamayacaksınız. Fakat bu olaya tepki gösteren kimseden henüz ben bir "anayasa" sözcüğü duymadım. Her zaman olduğu gibi olay bambaşka yerlerden eleştiriliyor, hükümet alerjisine bağlanıyor. Kimsenin aklına bu tip şeylere zemin olan "resmi" durumu düzeltmek, protestoyu temel bir insan hakkı haline getirmek gelmiyor. Onun yerine "hoşgörülü" bir hükümetin başa gelmesi düşünülüyor herhalde, yani bu maddeler aynen dursa bile "demokrat" olduğu için bu maddeleri "kullanmayan" birileri... Kaldı ki bu maddeleri hükümetler bile kullanmıyor, davayı zaten savcılar açıyor. İnsan hakları bu halde olan ülkenin, "demokratı" da bu halde oluyor demek ki: İnsan haklarının nasıl kazanılacağından bihaber, başına gelen en acı tatsızlıkta bile olayı alakasız ve çözümsüz yerinden eleştiren...

PS: Yazıyı yayınladıktan sonra şu haberle karşılaştım. Kafamı dışarı pek çıkartamadığımdan olsa gerek, İTÜlülerin protestosunu görmemişim. Fakat tahmin edin ne olmuş: Söylenen onca sözün içinde kimse anayasa falan talep etmemiş elbette... Bir zihniyeti doğru bir şekilde tanımladığınız zaman, onun ürettiği argümanların sınırını da böyle güzel çizebiliyorsunuz. Çoğu zaman argümanları duymaya bile gerek kalmıyor...

3 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

s. dedi ki...

...

Mustafa Dumlupınar dedi ki...

onların dertleri demokrasi olmadığı için zaten anayasa ile işleri yok. solda herkes parti üzerinden siyasetini yaparken, onların "halkevleri" olarak örgütlenmesi de bunu gösteriyor. zaten onlar için demokrasi sokak isyanında kanlı bir şekilde yapılacak devrimin ardından zamanla gelecek bir şeyden ibaret. bu kadar yumurtaya sarılmaları da bu yüzden sanırım. kendilerinin demokratik olma gibi bir dertleri de yok diyebiliriz yani.

ekonomi ile ilgili dediklerin haricinde dediklerine içtenlikle kelimesi kelimesine gerçekten katılıyorum. konu hakkında fark etmediğim şeylere de parmak basmışsın ve ekleyecek pek de bir şey bırakmamışsın.
gerçekten güzel yazı

D dedi ki...

teşekkürler.

Yorum Gönder