2010/05/23

Günlük Siyasette Boğulmak

Günlük siyaset yorucu bir şey. Günlük siyasetten elbette anladığınız şeyi kastediyorum, siyasetçilerin demeçleri, hangi parti kaç oy alır, güç dengeleri vb... Bazı insanlar gördüğüm kadarıyla siyasetin teorisinden tamamen soyutlanmış, bu gibi parametrelerle politik tercihlerini belirlemeye çalışıyorlar. "Kim kimi destekliyor?", "Kimin arkasında kim var?", "Kimin gizli planı ne?". Hatta yer yer etnik köken araştırmacılığı ve bundan çıkarılan komplo teorilerine kadar varıyor iş. Ve tüm bu zırvaları birleştirip, ortaya bir tercih çıkaranlar ise bunun "rasyonel" olduğunu dahi iddia edebiliyorlar. Bu da bizim memlekete özgü bir acayiplik olsa gerek...


Tüm bu saçmalıkların içinde kaybolmak çok kolay ama bir o kadar da anlamsız. Aslına bakarsanız, bir siyasi parti destekleneceği zaman -bana göre- aslolan onun programıdır yani kendini oturtmaya çalıştığı teorik çerçevedir. Bundan gerisi spekülasyona girer. Güç dengeleri gibi spekülasyona açık şeylerin gerçek olmadığını iddia etmek zor. Tabii ki siyasetin bu tarafı da var. Ama esasen bu tarafı üreten şeyin, yine teorik çerçeveden başka bir şey olmadığını görmek çok da zor değil. Hem de, bir partiyi / kişiyi / grubu salt çıkarlarının kimi büyük güçlerle örtüşüp, örtüşmediğiyle ölçmek de güvenilir bir ölçüm metodu değil. Çünkü bir politikanın doğruluğunu bu şekilde kestirebilmek de mümkün değil.

Bir siyasi parti tercihi yapacağınız zaman sınıflandırma için kullanabileceğiniz bazı öznitelikler vardır (Öznitelik uzayı). Örneğin bir değerlendirme / sınıflandırma yapmak için birkaç öznitelik belirleyebiliriz. Sözgelimi bir partinin (1) Ekonomik planı, (2) İç politikaya / Etnik azınlıklara dair planı, (3) Dış politikayla ilgili planı gibi özniteliklerine bakılarak bir sınıflandırma yapılabilir. Bu öznitelik uzayı genişletilebilir, 20 - 30 parametreye dahi çıkarılabilir. Ama bu gibi değerlendirmeler sanırım ortalama vatandaş için oldukça yorucu bir iş. Aksi halde, "kimin arkasında ABD ve / veya AB var?" gibi bir tespiti -kendince- yapıp sonra da doğru ya da yanlış tam tersi yönde hareket etmek oldukça "rasyonel" bir davranış biçimi olarak sunulmazdı...

Şimdilerde siyasi arenada yine bir "hareketlenme" var. Uzun yıllardır koltuğunda oturan bir siyasetçi alaşağı edildikten sonra yerine büyük destek ve sloganlarla başka birisi geçti. Bu siyasetçi ile "her şeyin farklı olacağı" gibi bir düşünce iklimi partililere hakim oldu. Ama yukarıda bahsettiğim gibi, aslolan şey, teorik çerçevedir. Bu partinin son on yıl boyunca savunduğu siyasi prensipleri bir kenara not edin. Sonra bu partinin yeni genel başkanının konuşmasındaki siyasi prensipleri bir kenara not edin. Arada ne kadar büyük bir fark var? Ben söyleyeyim yok... Yeni kadroya bakın, aynı teorik çerçeveyi savunacak olan kişiler. Tabana bakın, değişim yok...

Bu noktada insanları tamamen rasyonel varlıklar olarak kabul etmek hatalı bir yaklaşım olur. Yani bir siyasetçi yalnızca karizması ve hitabetiyle bile belli oranda oy toplayabilir. Bu demektir ki, bu vitrin değişikliği -eğer gerçekten halk nazarında karizmatik bir kişi söz konusu ise- yararlı bir oy artışı getirebilir. Ama insanları rasyonel olmayan varlıklar saymakla, aptal varlıklar yerine koymak farklı şeylerdir. Buna göre, yalnızca vitrin değişikliği yapılarak temel politikalarınızı hiç değiştirmeden iktidar olmayı hedefliyorsanız, bir yerde büyük bir hata var demektir. Çünkü yalnızca vitrin değişikliği, kimseye yeterince inandırıcı gelmez.

Şimdiye kadar işin görünen yüzü bu. Aynı teorik çerçevede kalarak, farklı bir rüzgar yaratmaya çalışmak. Şu hâle bakınca, Einstein'in aynı şeyleri yaparak, farklı sonuçlar ummaya dair o güzel sözünü hatırlamadan edemiyor insan.

4 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Bugra AYAN dedi ki...

Harika bir web sitesi.. ;)
Uzun zamandır takip ediyorum..

Deniz dedi ki...

Teşekkürler.

Onur dedi ki...

Merhaba,

"Bu siyasetçi ile "her şeyin farklı olacağı" gibi bir düşünce iklimi partililere hakim oldu. Ama yukarıda bahsettiğim gibi, aslolan şey, teorik çerçevedir. Bu partinin son on yıl boyunca savunduğu siyasi prensipleri bir kenara not edin. Sonra bu partinin yeni genel başkanının konuşmasındaki siyasi prensipleri bir kenara not edin. Arada ne kadar büyük bir fark var? Ben söyleyeyim yok... Yeni kadroya bakın, aynı teorik çerçeveyi savunacak olan kişiler. Tabana bakın, değişim yok..."

demişsiniz. Fakat bu bana biraz önyargılı bir bakış açısı gibi geldi.

Aslolanın teorik çerçeve olduğu muhakkak, büyük değişimleri kısa zamanlarda gerçekleştirmenin olanaksızlığı açık. Fakat Kılıçdaroğlu bu teorik değişimi yavaş yavaş da olsa değiştirmeye niyetli gibi görünüyor.
Benim için önemli olan üç tanesini söyleyeyim:

1)Yoksulluğu önlemek ve sosyal devleti yeniden inşa etmek için "aile sigortası" uygulaması getireceğini söylüyor. Bu CHP'nin sosyal demokratlığını unuttuğu uzun on yıllardan sonra çok önemli bir gelişme.

2)Bugün Radikal'de çıkan söyleşisinde verdiği mesajlar:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=999105&Yazar=MURAT&Date=27.05.2010&CategoryID=98

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinin 50’nci yıldönümünde siyasete askeri müdahalelere karşı önemli bir çıkışta bulundu.
"“27 Mayıs’ı yapanlar bugün utanıyor” diye konuşan Kılıçdaroğlu, “Askeri darbelere karşıyız, savunulamaz” dedi. Toplumun artık demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, güçler ayrılığı ve medya özgürlüğü ortak paydasında buluşması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, askeri harcamaların şeffaf denetime açılması, askeri yüksek yargının da kaldırılmasından yana olduğunu açıkladı."

Ayrıntısını okursanız CHP'nin bugüne kadar önümüze sunduğu militarist tavırdan önemli bir sapma seziliyor.

3) Etnik ve dini azınlıklar meselesi, daha açığı Kürt ve Alevi sorunları. Bu konu da benim için(zannımca aynı zamanda ülke için) bir başka önemli konu. Bu konuda hemen gelir gelmez açıklama yapmamasını çok önemli buluyorum. Çünkü bu konular oldukça hassas. Üstelik Kılıçdaroğlu rüzgarını kesmeye çalışan iktidar partisi ve destekçileri Kılıçdaroğlu'nun etnik ve dini kökenine saldırmaya her an hazır. Önümüzdeki süreçte bu konularla ilgili de partinin genel çizgisinde önemli değişimler yapacağını umuyorum. Hatta böyle bir değişimi yapmak için iktidara gelip yoksulluk ve diğer konularda başarı kazanıp halk nezdinde kredisini yükselttikten sonra bile yapabilir diye düşünüyorum. Daha doğrusu kafasında böyle bir planın olabileceğini tahmin ediyorum.

Gereğinden fazla uzun bir yorum oldu. Sözün özü, Kılıçdaroğlu'nun CHP'ye hiçbir yenilik getirmediğini hep beraber söyleyebiliriz. Hatta hakkında Deniz Baykal'dan daha ağır eleştirileri birlikte yapabiliriz. Fakat lütfen bunu yapmak için en azından birkaç ay ya da bir yıl sabredelim.

Sevgiler

Deniz dedi ki...

Onur, öncelikle uzun yorumunuz için teşekkürler...

Kılıçdaroğlu konusunda yazdıklarım fazlaca ilk konuşmasına bağlı bir yazıydı. Aslında yazıda genel olarak Kılıçdaroğlu yergisi yerine, tabanına yönelik "Değişmeden olmaz" mesajı vermeye çalışmıştım. Çünkü tabanda hiçbir siyasi değişim baskısı yoktu, sadece vitrinin değişmesine karşı büyük bir sevinç vardı.

Bugün sabah, Radikal'de bahsettiğiniz röportajı okudum ve gerçekten kendi kendime Kılıçdaroğlu'nu tebrik ettim. Çünkü 1960 darbesi CHP tabanında özellikle "güzelleme"ye tabi tutulur... Bu da değişimin ilk sinyali olsa gerek.

Önyargım olduğu muhakkak tabii ki, bugüne kadar belli bir zihniyetle geldiği için parti, ben de önyargıyla yaklaştım. Ama bugünkü röportaj beni önemli ölçüde düşündürdü açıkçası... Eğer gerçekten Kılıçdaroğlu'nun stratejisi bahsettiğiniz gibiyse, gerçekten büyük bir değişimi tetikleyecektir. Ben de buradan ayrıca yazdığım yazıyı tekzip etmekten çok memnun olurum elbette...

Yorum Gönder