2010/05/27

'Bilimadamlığı' Ahkâmı

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ali Demirsoy, NTV Bilim'in Mayıs sayısında 'Bilimadamı nasıl olmalı?' başlıklı bir yazı yazmış. Yazarın yazının bir yerinde, insanın evrimsel süreçte kazandığı en önemli duygulardan birinin empati olduğunu belirtmesine karşın, 'bilimadamı' sözcüğünü kullanmaktan hiç gocunmamış Demirsoy. Görünen o ki, geçen yüzyıla ait bu cinsiyetçi sözcüğün ima ettiği zihniyet hala bir parça da olsa hüküm sürüyor. Çünkü bunca yıldır bilimin içinde olan birisinin, yazıda onlarca kez 'bilimadamı' yazarken bunu düşünmemesi imkânsız...

Öte yandan, yazıda tanımlanan 'bilimadamı' profili ilgimi çekti. Başta şöyle bir şart koşuyor Demirsoy:
Bilimadamının temel uğraşı doğanın kendisi olduğundan, kendi cinsi, ırkı, milliyeti, siyasi görüşü, dili ve dini önemini yitirmek zorunda. Bilimadamı her yönüyle tarafsız, bağımsız, ticari kaygıdan uzak olmalı ve evrensel kuralları uygulamalı.
Yine tepeden inme bir biliminsanı (bundan sonra 'biliminsanı' diyelim) tanımıyla karşı karşıyayız. Bu cümlede birden çok yanlış var. Bir kere bana göre asgari mantığa sahip düşünceleri olan insanların cinsiyetin, ırkın yahut milliyetin ne derece anlamlı olabildiğini düşünmemesi ve bunları boşvermemesi imkânsız. Bunun için Demirsoy'un tanımladığı gibi bir biliminsanı olmaya gerek yok. Ama 'siyasi görüş' kısmı ilgi çekti. Ezber aynı: 'Biliminsanı tarafsız olmalı'. Neden? Niye? Biliminsanı da bir meslek erbabı, bir edebiyatçı gibi, bir felsefeci gibi bir insan değil mi? Neden tarafsız olmalı? Bir edebiyatçı, en büyük gücünü, kelimelerini, siyasi bir amaç için kullanabiliyorsa, biliminsanı neden kullanamasın? Biliminsanının atgözlüğü takmış bireyler olarak varolmasını istemek ne derece 'özgür düşünce'ye uyuyor? Dahası, Prof. Demirsoy, acaba etkin bir pasifist ve antimilitarist olan Einstein konusunda ne düşünüyor?

Bu noktada Demirsoy, yukarıdaki cümlelerin devamında kendi argümanını geçersiz kılan birkaç cümle de etmiş:
Bu ideal yaklaşım, ne yazık ki büyük bilimadamları yetiştiren aydın ülkelerde bile tam anlamıyla işlemiyor. Yakın tarihte Nazi Almanyası'nda insan öldürmeye yönelik cihaz ve ürünlerin geliştirilmesi, tam da bu durumu yansıtan bir örnek.
Hayır, Demirsoy, burada olan şey tam da sizin tanımladığınız biliminsanlarının sebep olduğu bir örnek. 'Tarafsız', 'atgözlüğü takmış', 'siyasi görüşü olmayan' biliminsanları elbette ki, kendilerine dayatılan siyasi ezberleri sorgulamaya, hümanizm gibi değerler uğruna bu dayatmaları reddetmeye yanaşmadılar. Bu da tam olarak 'tarafsız' olmalarından kaynaklanıyordu. Dahası o zamanın 'biliminin' gereğini yaptılar bile diyebiliriz.

Yazıda belirtilen 'ticari kaygı' meselesi de garip. Yazarın evrensel uzayında anlaşılan ticaret pis bir şey. Bana bu paraya ve ticarete düşmanlık olgusu oldukça garip geliyor. Çünkü bir insan, insan olmasından gelen dürtülerle, sevdiği şeyleri satın almak ve mutlu olmak isteyebilir. Bu yolda da, ticari kaygılarla bir şeyler yapması gayet doğaldır. Eğer Demirsoy'un kastettiği, yalnızca biliminsanlarının değil, kimsenin ticari kaygıyla bir iş yapmaması ise böyle bir dünyanın var olup - olamayacağı büyük bir felsefi soru(n) zaten. Ama yazıda bu dünyanın varlığı kesin olarak doğrulanmış gibi. Üstelik bir şüphe dahi yok, 'böyle olmalı!'. Yazar, bireyleri 'atomize' ederek ve çevreleriyle olan binyüzlü etkileşimlerinin tümünü ihmal ederek bir normu tepeden inme evrensel olarak ilan ediyor: Ticari kaygısı olmamalı. Öyle mi? Hiç de değil...

Yazının devamında 'bilimadamı'nın kendi başına bir toplumsal sorumluluk taşımadığı fakat ancak öğretim üyesi olduğunda bir 'sosyal sorumluluğa' sahip olduğu ifade edilmiş. İfade şöyle:
[B]ilimadamının sosyal bir sorumluluğu yoktur. O, yalnızca bilimle ilgilenir.

[...]

[Ö]ldürücü bir madde geliştirmeye çalışan biri bilimadamı olabilir, ama kesinlikle öğretim üyesi olamaz. Çünkü bir öğretim üyesi, bilimadamı sıfatının yanında, topluma karşı sorumluluk duygusu da taşımalıdır.
Bu da ilk kez duyduğum, daha doğrusu bana gülünç gelen bir ayrım. Bir şeyler karalamaya gerek duymuyorum. Bir insanın, insan olmasından dolayı gelen bir takım sorumlulukları vardır. Biliminsanları nasıl canlılar da (!), sosyal sorumlulukları olmuyor - ama sadece 'hoca' olunca sorumlu oluyorlar? Oldukça anlamsız, eleştirmenin vakit ziyanı olacağı bir argüman...

Sonuç olarak, şu bilinmeli ki, kimse kafasından belirlediği ya da X filozofunun belirlediği kriterlere göre birilerine 'ideal' olmayı öneremez, dayatamaz. Buluşulacak ortak değerler vardır, evet, her şeyden öne insani değerlerin konması gibi mesela... Ama siz tutup bir meslek grubunun 'siyasi görüş'ünün nasıl olması gerektiğinden, 'inanç' dünyasından, 'ticari kaygısı' olmaması gerektiğinden bahsediyorsanız; orada haddinizi aşıyorsunuz demektir. Çünkü kimse karşısındaki bireyleri cahil, cühela yerine koyup; onlara 'nasıl' olmaları gerektiğini sorgulanamaz doğru gibi dayattığı bir 'ideal' çerçevesinde dikte edemez. Bu tip yaklaşımların, düzenlemecilikten başka bir adı yoktur. Birçok biliminsanının böyle yaklaşımların içinde olması bile kendi başına 'biliminsanı' olmanın çok da büyük bir şey olmadığına ispattır...

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder