2010/04/27

Yakınmak

Yakınmak bana göre bir samimiyet göstergesi. Yani karşıdakini samimi görme hâli. Karşıdakine güvenip, ona kendince derdini açma eylemi. Kısaca, insana güvenmenin bir göstergesi.

Gelin görün ki, Hobbes galiba doğru diyor: Homo homini lupus. İnsan insanın kurdudur. Hepimizin başına zor işler geliyor. Başkalarının çok kolayca aşabildiği -genelde şansları sayesinde- şeylerde belki yıllarca oyalanabiliyoruz da. İşte bu şeyleri olur da ulu orta, bırak zekâsını ciğeri beş para etmeyen zavallıların yanında açık edersen - vay haline.

Sonra yüzsüzlüğün bini bir para. Gelip laf sokmaya çalışmalar, alaya alma denemeleri gırla... Benim çevremde mi çok pişkin var yoksa çoğunluk mu pişkin çözemedim. Muhtemelen ikincisi. Ama bildiğim bir şey varsa, çoğu insanın diğer insanların zaaflarını aradığı - bu zaafları bulduğu anda da onları deşmeye çalıştığı. Sen yakınarak, bu zaafları bu kurtların eline teslim ediyorsun. Adam zaten arıyor. Sen elinle veriyorsun. Bir nevi, sana tüfek doğrultmuş olan kafasızın tüfeğine çiçek takmaya çalışmak gibi. Karşıdakinden böyle bir anlayış düzeyi bekliyorsun.

Tabii, bu tiplere sinirlenmemek - sakin olmak lazım. Ama bu benim için pek mümkün olmuyor. Tepki vermiyorsun, kendi kendine sinirleniyorsun - ne bu insanlara meydan bırakıyorum diye. Çözüm basit. Artık beş para etmez adamlara yakınmıyorum.

Ha bir de şu var, kime sorsan "insanlar güvenilmez" diyor. İnsanlar güvenilmez diyenlerin çoğunun da bu ciğersiz grubundan olması ayrı bir ironi oluşturuyor. Artık "insanlar güvenilmez" demek bile bir kişisel pazarlama tekniği, "ben hayatın çok sillesini yedim, yorgunum" hâli (Bak yabancılaşmaya da girsek bitmez bu yazı). O yüzden şu satırları yazarken bir yandan da benim bunlardan ne tip bir farkım var diyorum. Yine de kimsenin hassas noktasıyla dalga geçtiğimi hatırlamıyorum, hassas nokta dediysem bir yaradan bahsediyorum. Geçtiysem de affola, şuraya yazsınlar çatır çatır özür de dilerim diyerek şu satırları sonlandırıyorum.

6 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

s. dedi ki...

Benim de şu son zamanlarda çoğunlukla rastladığım bir şey. Ben bu tip insanlara bakarken iki şey düşünüyorum. Ya geçmişte bir yerlerde kalmışlar, ya da gerekli aile terbiyesini alamamışlar. Düşünürsün, alamadıysa da kendini yetiştirsin, dersin. Ama bunlar zor şeylerdir. Kendini yetiştirecek, erdem sahibi olacak vs vs... Denizcim emek ister tüm bunlar. Hani düşünmenin anlamsız, irdelemenin gereksiz olduğunu düşünenler var ya, hani sana çok kızanlar her şeyin üstünde çok duruyorsun diye, çoğunlukla bu hayatı su üstünde yaşamayı seçenlerdir onlar. Hayat onlara göre basittir. Onlar da "basit" yaşarlar...

Deniz dedi ki...

Evet, zaten bu "ciddiye alma" işi de bununla çok alakalı. Herşeyi basit ve yüzeysel yaşamayı seçen adamlar zaten genelde bunu yapıyorlar. Bilmiyorum böyle bir kişilik yapısına sahipken, yaşamayı nasıl beceriyorlar. Ama başkalarının enerjilerinden hatta hayatlarından beslendikleri kesin. Vampir gibi bir nevi...

Didem dedi ki...

İnsanlara güvenilir. Ve güvenilmez diyenleri de hiç anlamam. Otobüse biniyorsun her gün, ekmek alıyorsun ya her gün, su ya da. Müzik dinliyorsun ya her an, internete giriyor, telefon açıyor, yazı yazıyor, kitap okuyor, radyo dinliyorsun ya. Bunların hepsini "insanlar" yapmıyor mu? Dünyada ki her şey insanların elinden çıkmıyor mu? En somut -aslında o kadar farkında olmadan yaşadığımızdan soyut ki bu durumlar- olanları bu.
Daha derince ve soyut olanlara, ruha, zihne dair olanlara gelince, orada da ne büyük yalandır bu güvenmeme meselesi. Güvenmeden nasıl gülüyor, nasıl kızıyor, nasıl düşüncelere dalıyorsun ki birinden dolayı ya da biri ile, herhangi bir konu olabilir bu elbet.
Toplum denilen insan çoğunluğu git gide öyle bir hal alıyor ki, aynen senin de dediğin gibi, yakınmak, kızmak, incinmek gibi diğerlerine nazaran olumsuz görünen her türlü duyguyu "kendine sakla!" diyor sana. Ben zaten yeterince yoruluyorum orda burda, bir de seni hayatımın bir kısmına dahil ettim diye bana kelam edip durma diyor. Gittikçe içe kapanıklaşan ya da sahte yüzlerle dolaşan-ki bu içe kapanıklıktan daha tehlikeli bence zira sahtelik bir süre sonra gerçek olabilir ve ruhsal ciddi bozukluklar oluşturabilir- bireyler oluşturuyor.
Yakınmak, bir nev'i sığınmaktır aslında. Ama yine haklı olduğun gibi, insan yalnızca kendine sığınmalıdır.

Deniz dedi ki...

Bence pek de oyle degil. Insanlarin coguna guvenilmiyor cunku insanlar mutlu degil. Mutlu olmayan insan, baskasini mutlu edemez. Haliyle senin mutlu olmani isteyecegine, mutsuz olmani istiyor - dolayisiyla birak dertlesmeyi, alaya almaya girisiyor.

Benim gordugum bu ama insan sadece kendine siginmali kismi da cok zor bence. Insan dedigin sosyal bir varlik. Konusmak anlatmak tartismak ister. Ben isterim en azindan. Neyse ki az sayida da olsa cevremde tabudevirenler var. Onlarla konusabiliyoruz :)

İsmail dedi ki...

Çok güzel bir noktaya dokunmuşsun. Önceden beni dinleyen insanların iyi dostlarım olduğunu, paylaştığımızı falan sanırdım. Şimdi bu fikrim biraz değişti. Bana derdini açan insanlara daha sıcak bakıyorum. Özellikle çok uluorta konuşmayıp bana yakınıyorsa can kulağıyla dinleyip iyisiyle kötüsüyle fikrimi söylüyorum, derdine ortak olmaya çalışıyorum. Düşüncelerimi cümleye tam dökemem ama nasıl anlatayım, böyle sürekli yanımdaymış gibi görünüp, her türlü hayatıma müdahele edip kendilerinden hiç paylaşmayan insanları farkettim bir süre sonra. Sürekli seni dinleyip yargılarlar, kendilerini bir şekilde sistem dışı ilan edip biraz tepeden izlerler. Bir ara vermiştim değişim programıyla bu ilişkilere, en çok da uzaktayken aydım. Dost bildiklerimde sadece dinlemesine değil beni ciddiye alıp fikrimi almasına daha çok önem veriyorum. Hele bir de dinleyip dinleyip, saçma yollarda olduğumu göre göre kendi fikrini beyan etmiyor ve sürekli onaylıyorsa, beni kör ettiği ve uyarmadığı için daha uzak kalmak istiyorum böylelerine. Gerçek dost varlığıyla bir şeyler katmalı, her zaman dinlememeli, arada tokat atmalı. Kendi düştüğünde de, yardım için senden elini uzatmanı beklemeli.

Hayatı çözmüş, diğer insanların zaaflarıyla yaşayan ve sözümona sıkıntısı/derdi olmayan babacan/anacan tavırlı insanlara uzağım artık.

Dediğim gibi, cümleye dökmek zor düşünceleri. Tam anlatamadıysam affola.

Deniz dedi ki...

Ben cok iyi anladim dediklerini. Benim de en iyi dost bildiklerim, bir sure sonra kendi "dogru" hayat tarzlarindan bana bakarak beni "yanlis", "soyle" veya "boyle" olmakla alaya almaya baslamislardi. Ben onlarin acisindan bakip yasam tarzlarina asgari saygi gosterirken (ki mesela kendi gozluklerimle baksam kesinlikle saygi duymazdim, kendim olsam kendime saygi duymazdim) onlarin birakalim dertlesmeyi, kendi "dogru" yasam tarzlarini dayatmaya calistiklarini farketmistim.

Dostluklar onemli. Insan yalniz bunaliyor. Ama boyle dostlar cogu zaman yalnizligi da aratiyor...

Yorum Gönder