2010/04/20

Çorap

Yurda ilk geldiğim yıl, tatsız bir sürprizdi çamaşırlarımı kendim yıkamak. Üstelik çamaşırhane karşı blokta bulunuyordu, 1400 kişinin ikamet ettiği küçük bir kasaba nüfusuna sahip bu yerde boş makine bulmak da kolay bir iş değildi. Haliyle meşakatli işti. Bu ayrı konu.

Çamaşırları yıkayıp, kurutma makinesinde yahut odada muhtelif yerlere asarak kurutabiliyordunuz. Çoğu kişinin adeta ritüel haline getirdiği kuruyan çorapların eşlerinin bulunması işi ise en başından beri hiç yap(a)madığım bir şey oldu. Çoraplar benim için kuruduktan sonra avuçlanıp, ait olduğu yere istiflenen ve sonra tekrar bitene kadar random olarak alınan şeyler olarak kaldı. Haliyle ayağımda hiçbir zaman birbirinin eşi iki çorap olmadı bunca senedir. Bazen renkleri birbirine uyuştu, belli etmedi ama belki ayağıma giydiğim çorapların eş olduğu günlerin, tüm çorap giydiğim günlere oranı %1 gibi bir şeydir ancak.

Şimdi okul bitiyor, biraz daha resmileşiyoruz. Giderek daha çok bu çorapların sırıttığı alanlarla karşılaşıyorum. Yarın bir gün bir işyerine girmeye kalkarsam, asla farklı çorap giyme özgürlüğümün devam edebileceğini zannetmiyorum. İşte bu yüzden de insanlara kıyafet dayatan dar kalıpların ürünü iş dünyasından tiksiniyorum. Umarım asla kendileriyle bir şirket çalışanı olarak karşılaşmam.

9 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Adsız dedi ki...

Çoraplarının hepsini aynı renk alırsan hem onlar rahat eder hem sen kimsenin canı sıkılmaz=)

Deniz dedi ki...

Guzel oneri :) Ama zaten hali hazirda gayet fazla miktarda sahip oldugum icin durum bu. Yeni alacagim zaman tek renk almaya dikkat edebilirim :)

Burak Çörekcioğlu dedi ki...

sorma ya, abi benim üstümdeki elbise yok takım elbise kolumdaki saat niye benim karşımdakine veya kendime verdiğim değer olarak ölçülüyor bir anlamlandırabilsem. yetenek, bilgi, birikim, tecrübe eğer kıyafetin gölgesinde kalıyorsa veya bunların eksiklikleri kıyafetle örtülebiliyorsa napayım ben öyle işi!

Deniz dedi ki...

Garip olan da o. Gene ben pazarlamacilara neyse diyorum onlar "şık" olmanin gerek oldugu konusunda iddialilar (oysa bana takim elbise hic de oyle guzel gelmiyor, tam tersi konformizmi cagristiriyor). ama en abidik gubidik isveren bile sanki dunyayi degistiriyormus edasi ile kiyafet dayattiginda beni benden aliyor.

belki universitede kalmak icin bir neden daha :)

SS dedi ki...

Bunlar sonradan çıkmış insan kuralları. Kıyafet yönetmeliği ile, bilgiyi, yeteneği, tecrübeyi aynı yerde tutmak bana da çok anlaşılır gelmiyor (çok şükür ki bunu talep eden bir yerde bulunmadım hiç
).
İş çevresinde şöyle bir söz vardır, "satış" bir şirketin kalbidir. Onun başarısı için herkes çalışır ve çalışmalıdır. Buna rağmen, yine de onlar (satış) kadar önemli bir noktaya ulaşamayacak olan zavallılardır bu destek ekibi. Hani sadece destek ekibi... :))
İşte her şey bu "satış"la ilintili :D

Deniz dedi ki...

"çok şükür ki bunu talep eden bir yerde bulunmadım hiç" Ne guzel :)

Ama zaten satışçıları böyle penguen gibi giydirmiyorlar mı zaten :)

SS dedi ki...

:D

Re dedi ki...

Uyandığımda bu yazıyı önceki gece okumamış olmayı diledim.Çünkü her nedense,bu sabah ilk defa hayatım boyunca karşılaşmadığım bir durumla karşı karşıya kaldım.Çekmecede duran içiçe geçirilmiş bir siyah ve bir de gri çorap vardı.Üstelik ikiside sol ayak içindi ve başka çorap yoktu,ilginç.İlk başta tepkim ''n'oluyor lan'' gibi bir şey oldu;obsesyona sahip bir kişi olarak fazla uğraşmamam gerekiyordu,sadece 'ge' özgürleştirir diyebildim.Şu an mutlu değilim.(bkz: based on a true story)(bkz: sensodyne'i ilk duyduğumda çok heyecanlandım,herkese öneriyorum)

Deniz dedi ki...

Olumlu yan etkilerimiz var demek ki :) Cok sevindirici bir haber! ;)

Yorum Gönder