2010/04/11

Bilimin Kesinsizliği

Richard Feynman şöyle der1:
"Her bilimsel yasa, her bilimsel ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçların her ifadesi, detayları dışta bırakan bir tür özettir."
Bu noktada İnanç ve Pozitivizm başlıklı yazının ilk paragrafında detaylıca anlattığım üzere, aynı şekilde düşünüyorum. Yine Feynman'ın deyişiyle2:
"[B]ilimde söylediğimiz şeylerin hepsi, varılan sonuçların tümü kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardır. Onlar gelecekte neler olacağı hakkındaki tahminlerdir ve siz ne olacağını bilemezsiniz. Çünkü çok sayıda eksiksiz deney yapmadınız."
Bir önceki blog postunda söylediğim gibi, Burak Avcı ile bir süredir bu konuları temel alan şeyleri tartışıyoruz. Burak, benim kimi iddialı ve sert eleştirilerimin yanlış olabileceğini sosyal bilimsel teorilerin ayaklarının yere fen bilimleri kadar basmadığı argümanıyla söylemeye çalışıyor. Böylece benim sivri ve kendinden emin görüşlerimin eninde sonunda yanlışlanabileceğini (kendince kesinlikle yanlışlanacağını!) ima etmeye çalışıyor (Halbuki fen bilimleri için de aynısı geçerli, arada kayda değer bir fark yok). Kuhn'a da değinerek bilimin kesinsizliği olgusunu da bu yüzden yazısında işlemiş.

Öncelikle metodoloji konusunda anlaşmak gerekiyor. Bunun için kısaca bir bilim tarihine göz atalım.

Galileo ve Newton'un en büyük bilim insanları olarak anılmasının sebebi, onların fiziğe armağan ettiği teoriler değildir. Galileo ve Newton, genel olarak bilimsel fenomenleri inceleyiş şekilleri itibariyle felsefeden bilim olmaya taşımışlar, felsefe ile bilimi ayırt etmişlerdir. Yani sözgelimi, Galileo zamanında astronomi büyük oranda üç - beş zamane profesörünün bir araya gelip, göğün üzerinde kaç kat bulunduğuna dair tartışmasına dayanıyorken, Galileo farklı bir şey yapmış, gözlemiştir. Gözlediği şeyleri not etmiş, onlar üzerinden teorilerini temellendirmiştir. Böylece astronomi artık bir felsefe dalı değil, bilim dalı haline gelmiştir3.

Sosyal bilimlere de, sosyal bilimler dememizin sebebi, aynı bilimsel metodolojinin kullanılıyor olmasıdır4, bunu bilim tarihi bilen herkes iyi bilir. Burada felsefeden bahsetmiyoruz, bilimden bahsediyoruz ve bilimin olduğu yerde kesinlik arayışı vardır, kesinliğe belli bir hatayla da olsa yaklaşım vardır. Bu yüzden "bilim kesinsizdir" diyip, bir çok belge ve kanıta dayalı iddiaları bir çırpıda bir kenara atmak akıl kârı bir iş değildir. Pek çok bilimsel yayın yanlışlanıyor - fakat bu her teorinin aynı derecede yanlış olabileceği manasına gelmiyor. Çok detaylı çalışılmış, üstüne binlerce deney, belge ve kanıt çıkarılmış bir teori ile daha zayıf temellere sahip teorilerin aynı kefeye konması bilime dair uniform bir algıdan kaynaklanan yanlış bir çıkarımdan öteye gitmiyor.

Sözgelimi, bilimsel açıdan Hitler bir diktatördür, kurduğu rejim ise ırkçı, korportarist bir rejimdir. Hitler rejiminin Yahudileri katlettiğine dair sayısız kanıt, belge, döküman vardır. Ve aklı başında hiçbir tarihçi (Tarih bir sosyal bilimdir), böyle bir şeyin olmadığını iddia etmez. Buna yetecek kanıtı elinde bulundurabiliyorsa durum başkadır fakat kanıtı olmamasına rağmen böyle bir iddiada bulunan birisini ise "doğru olabilir, bilim kesinsizdir, katliamın olup - olmadığı bilinemez" diyip ciddiye almak pek mümkün değildir. Neticede devletlerin politikalarının tarihsel travmaları yok etmek üzerine kurulması gerektiğinden, "katliam bilinemez" demek pek çok yanlış ve insanları rencide eden politikalara sebep olur. Peki bu doğru bir yaklaşım mıdır?

Demem o ki, hakkında hal-i hazırda üstüne sayısız kanıt-belge olan ve her gün bir yenisi ortaya çıkan konularda tartışırken, tek bir teorik cevap sunmayıp, üstüne ortaya çıkan belgelere getirilen yorumlara "bilim kesinsizdir, bu kadar emin olamazsın" diyerek topu taca atmak sonuç vermeyecek bir yaklaşımdır. Çünkü Burak Avcı da iyi bilir ki, farz-ı misal "sadece bir teori" diyerek reddedilmeye çalışılan evrim teorisi, bünyesinde barındırdığı (bilimsel bir teorinin doğal özellikleri olan) boşluklar ve kimi eksik noktalar yüzünden geçersiz veya bilinemez değildir. Ortaya çıkan sayısız kanıta ve onbinlerce bilimsel yayına rağmen, evrim teorisi halen boşluklara sahiptir - çünkü doğası gereği ölçüm araçları, analiz teknolojileri geliştikçe inşa olunmaktadır. Ama bu hal-i hazırdaki kanıtlara tamamen bilinemezci yaklaşarak, "Zaman ortaya çıkaracak, hiçbir şeyi bilemeyiz, bilemezsin, seninki bir inanç" demeyi meşru kılmaz. Bizim meselemiz de tamamen paraleldir. Ortada asgari derecede kanıt varsa ve her gün bu kanıtları destekleyen yeni kanıtlar ortaya çıkıyorsa - o konuda emin olmanın bir mahsuru yoktur. Asıl garip olan, her gün bir ideolojinin yanlışlığına işaret eden çok fazla kanıt ortaya çıkarken o teoride "duygusal" sebeplerle ısrar etmektir. Hangisinin daha bilimsel bir yaklaşım olduğu sorusu ise üstüne düşünülmesi gereken bir sorudur.

Kaynakça / Dipnotlar

1. Richard Feynman, Her Şeyin Anlamı, sf. 33
2. Feynman, a.g.e., sf. 34
3. Ayrıntılı bilgi için bak: Galileo Galilei - İlk Fizikçi, TÜBİTAK Yayınları
4. Örnek olarak bir sosyal bilim dalı olan sosyal psikolojinin metodolojisine bakılabilir (Sosyal Psikoloji. Hogg, Vaughan, sf.35):
Araştırmalar veri sağlar, bu veriler de hipotezlerin desteklenip desteklenmediğini görmek üzere analiz edilir. [...] Sosyal psikoloji bilgisi, büyük ölçüde, niceliksel verilerin istatistiksel analizine dayanır. Veriler sayısal değer, yani nicel olarak elde edilir ya da sayısal değere dönüştürülür ve bunlar daha sonra değişik yollardan (istatistik aracılığıyla) karşılaştırılır.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder