2010/04/12

Bilimin Kesinsizliği - II

Burak geçen yazıma bir cevap daha yayınlamış. Öncelikle onu okuyabilirsiniz. Tartışma verimli oluyor ama pek çok şey yanlış anlaşıldığı için de tekrar etmek gerekebiliyor.

Öncelikle Burak'ın Hitler konusunda söylediklerine bakalım. Burak, Hitler'in yaptıklarının tartışılamaz bir bilimsel olgu olduğunu kabul ediyor ama bunun yorumlarında farklılıklar olabileceğini söylüyor. Söylediği sanırım şöyle bir şeye tekabül ediyor: Hitler'in yaptığı soykırım vardır, gerçektir fakat buna sebep olan mekanizmalar sosyal bilimsel açıdan tartışmalıdır. Doğru söylüyor. Ama zaten bizim Burak'la aramızdaki tartışmalar bir olgunun sebepleri üzerine gitmiyor, gidemiyor. Kişisel olarak buluşup, tartıştığımızda genelde Hitler'in soykırımı gibi olguların varlığında (existence) anlaşamıyoruz. Üstelik bu olgulara dair yüzlerce kanıt olmasına rağmen. Kendisi, bu tür iddiaların "amaçlı" olduğunu söylüyor ya da "duygusal" bağları sebebiyle bunları kabul edemiyor. Haliyle bizim tartışmamız zaten baştan "bilimselleşemiyor". Böyle olunca bir teorik tartışma olmadığı için, münakaşadan öteye gidemiyoruz.

İkinci olarak Burak yazısının sonlarında benim Darwin ile ilgili verdiğim örneğe şöyle bir yorum getirmiş:
Darwin’in teorisini dinsel bilgilerle yanlışmaya çalışan ahmaklara karşı “Darwinizm” adında bir akım yaratarak karşı koymak ve bilimsel bilgiyi tartışılamaz, değiştirilemez bir dinsel bilgiye dönüştürmek bilimsel düşünce yapısına ters bir davranıştır. Bu yüzden Evrim Kuramı’na her zaman bilimsel kuşkuculukla bakmak ve “Ortada asgari derecede kanıt vardır ve her gün bu kanıtları destekleyen yeni kanıtlar ortaya çıkıyorsa - o konuda emin olmanın bir mahsuru yoktur” diyerek bilimsel diyalektiği baltalamak doğru bir yol değildir.
Halbuki benim yazıma ikna olmaya açık bir şekilde bakan birisi zaten yazıyı şüphecilik üzerine kurduğumu anlardı. Yani evrim teorisini kültleştirip, tek doğru gibi bir sunma yaklaşımım yok, olmadı da. Ancak olaya Burak'ın tavsiye ettiği gibi yaklaşırsak, bugün üniversiteye nasıl girebildiği belli olmayan Akıllı Tasarım teorisini de aynı ciddiyetle tartışmamız gerekir. Eğer Burak'ın benimsediği şüphecilik bu kadar bilinemezci ise (yani evrim var mı, yok mu sorusunun tam ortasında ısrarla durmamız gerektiğine işaret ediyorsa!), basit düzeyde biyoloji kitapları okunarak daha bilgili bir hale geldiğinde bu bilinemezciliğin yok olacağından eminim. Çünkü her şeye eşit derecede olabilirlik atarsak zaten bilimsel düzlemde bir adım atamayız.

Son olarak da Burak'ın iki yazısında da işlediği "sosyal bilimcinin paradoksu" kıvamındaki yaklaşımın da amacından yanlış bir anlamda kullanıldığını düşünüyorum. Bilim devrimsel değil, evrimseldir. Yani bugün "doğrulanmış" bilgiler yarın tamamiyle geçersiz olmaz, bir kısmı atılır daha iyisi yerine konur. Bilimin diyalektiği bugünkü teorilere, yarın tümden yok olacakmış gibi yaklaşmak değildir. Tam tersi onları tamamiyle öğrenmek, kurcalamak, bazen emin olmak, sonra şüpheye düşmek gibi dolambaçlı bir süreçtir. Hal böyle olunca, gerçeği aramak için hummalı bir araştırma yapmak yerine çeşitli kanıtlara dayanan iddiaları reddetmek, üstüne gitmemek, "bu kadar emin olma, yarın hepsi değişebilir" demek bilimin diyalektiğine uymaz. Zaten insan emin olmadığı şeyin doğruluğunu sınamak için ateşli bir ihtiyaç duymaz. Bilim zaten bir "emin olma arayışı"dır. Bu dürtü olmasaydı, bilim yapılmazdı. Yani kıssadan hisse, emin olmak o kadar yanlış bir yaklaşım değildir - yanlış olan "emin olunan" şeylere dair "başka" görüşler duyduğunda "yanlış mı biliyorum acaba?" diyerek bulabildiği kitaplara - yazarlara - kaynaklara dalmak yerine, "bu görüşler de yarın yanlışlanabilir" diyerek mızıkçılık yapmaktır.

0 yorum yapılmış. | yorumları oku | yorum yaz:

Yorum Gönder