2010/04/20

Çorap

Yurda ilk geldiğim yıl, tatsız bir sürprizdi çamaşırlarımı kendim yıkamak. Üstelik çamaşırhane karşı blokta bulunuyordu, 1400 kişinin ikamet ettiği küçük bir kasaba nüfusuna sahip bu yerde boş makine bulmak da kolay bir iş değildi. Her neyse, çamaşırları yıkayıp, kurutma makinesinde yahut odada muhtelif yerlere asarak kurutabiliyordunuz. Çoğu kişinin adeta ritüel haline getirdiği kuruyan çorapların eşlerinin bulunması işi ise en başından beri hiç yap(a)madığım bir şey oldu. Çoraplar benim için kuruduktan sonra avuçlanıp, ait olduğu yere istiflenen ve sonra tekrar bitene kadar random olarak alınan şeyler olarak kaldı. Haliyle ayağımda hiçbir zaman birbirinin eşi iki çorap olmadı bunca senedir. Bazen renkleri birbirine uyuştu, belli etmedi ama belki ayağıma giydiğim çorapların eş olduğu günlerin, tüm çorap giydiğim günlere oranı %1 gibi bir şeydir ancak.

Şimdi okul bitiyor, biraz daha resmileşiyoruz. Giderek daha çok bu çorapların sırıttığı alanlarla karşılaşıyorum. Yarın bir gün bir işyerine girmeye kalkarsam, asla farklı çorap giyme özgürlüğümün devam edebileceğini zannetmiyorum. İşte bu yüzden de insanlara kıyafet dayatan dar kalıpların ürünü iş dünyasından tiksiniyorum. Umarım asla kendileriyle bir şirket çalışanı olarak karşılaşmam.

2010/04/18

Ece Temelkuran'ın Çatlama Teorisi

Ece Temelkuran, 10 Nisan 2010 tarihinde Habertürk'te yayınlanan yazısında şöyle yazmış (*):
EŞYAYA bakıyorum. Eşya, maruz kaldığı baskı sonucunda her zaman patlamıyor. Bazen genleşiyor, bazen çatlıyor. İnsan da öyle olmalı. Toplumlar da. Bu yüzden nicedir toplumsal bir patlama bekleyenler yanılıyor olabilir. Belki de Türkiye çoktan çatladı ve sızdırıyor.

Güneşin gün içindeki yolculuğunu çıplak gözle takip etmek hem acılıdır hem de pek aklımıza gelen bir etkinlik değildir. Ama hepimiz güneşin batışını izlemişizdir. Güneşin çıplak gözle takip edilebilecek derecede hızlı hareket ettiğini ancak o zaman görebiliriz. Sanırım insanın ya da toplumun “hareketini” de ancak “batışı” sırasında çıplak gözle takip edebiliyoruz.
Gördüğümüz gibi burada iki a priori varsayım yapmış Temelkuran:

(1) Toplumlar -maddeler gibi- bazen genleşir, bazen patlar, bazen de çatlar.
(2) Güneşin hareketini ancak batarken çıplak gözle izleyebiliyoruz dolayısıyla toplumların hareketlerini de ancak batarken izleyebiliriz.

Şüphesiz, bu a priori kabullerin pek çok sorunu var. Öncelikle bana kalırsa, bu garip teorilerin nereden çıkmış olduklarını söylemesi lazım Temelkuran'ın. Fakat böyle bir bilgi göremiyoruz. Türkiye medyasında adet olduğu üzere, Ece Temelkuran bu tezlere hangi nedensellikler ya da korelasyonlarla ulaştığını açıklamak yerine, bu tezlerinin ardından korku edebiyatına başlayarak bir sürü kötü olay sayıyor. Elbette vicdanı olan herkes, Temelkuran'ın bahsettiği olaylardan rahatsız olur. Ama bu Temelkuran'ın yazısını açık söylemek gerekirse bir cehalet ikliminde kurmuş olduğu gerçeğini değiştirmez.

Sosyal bilimlerde, kimi teoriler fen bilimleri ile yakın ilişki içindedir ama bunların sosyal bilimsel açıklamaları vardır. Ece Temelkuran'ın yaptığındaki sorun ise kafasına göre tamamen random olarak seçtiği fenomenleri, kendi fikirlerini desteklemek için kullanıyor olması. Böylece yazısını "analizmiş" gibi göstermesi mümkün olabiliyor. Bu da benim bu yazıya rastlamama vesile olan Twitter gibi ortamlarda, bu şatafatlı sözlerden etkilenen cahillerin yazıyı birbirlerine hararetle tavsiye etmesine sebep oluyor. Bunda da bir sorun yok. Ancak kişilerin bilimsel cehaletinden yararlanarak, korku politikasını yaygınlaştırmayı başaran Temelkuran bence epey sert bir eleştiriyi hak ediyor. Çünkü tamamen uydurma bir temele kurduğu yazısını "bilimselmiş" gibi göstermesi açıkçası hiç de etik olmayan bir davranış.

Ece Temelkuran yazısını bilimsel literatürde Temelkuran Teorisi olarak anılması gereken teorilerinin daha da ilginç sonuçlarıyla bitirmiş:
Bir süre önce dehşetle beklenen, gelmeyince kendisinden ümit kesilen toplumsal patlama olmayacak. Çünkü Türkiye çatladı, artık sızdırıyor. Bundan sonra ne kadar basınç uygulasan boşuna. Nasılsa dibi delik, yukarıdan uygulanan basınç aşağıdan insanın sefaleti olarak dökülüyor. Bugünlerde artık bu çöküşe çıplak gözle bakabilmemizin nedeni ise... Demek güneş batıyor.
Böylece Temelkuran teorilerini Türkiye'de test etti, uyguladı ve sonucu gördü. Ülke batıyormuş. Biz boşuna uğraşıyoruz. Bunu gösterdiği için Temelkuran'a bir teşekkür borçluyuz.