2009/12/17

Özgürleştirici Eğitim [Ali Nesin]

Taraf / Ali Nesin – Tuğba Tekerek
Vatandaşlar çocuklarına istedikleri eğitimi verebilmeli, diyorsunuz. Bu durumda, ailenin dini eğitimle çocuğu belli bir hapsetme tehlikesi doğmaz mı?

Ne okuyacağına önce çocuğun kendisi karar vermeli. Sonra ana baba, sonra yakın akrabalar, sonra konu komşu, sonra mahalle, semt, il ve ilçe ve en son devlet! Eğitim son tahlilde bir beyin yıkamadır. Açık konuşmak gerekirse, bu beyin yıkamayı aile mi yoksa devlet mi yapmalı sorusuna benim yanıtım ailedir. Her ikisi de tehlikeli, ama devletin beyin yıkaması daha da tehlikeli.

Neden devletinki daha tehlikeli?

Merkezi eğitim elbette daha tehlikeli. Çokluğu, çoğulculuğu engeller, Türkiye’de olduğu gibi yaratıcılıktan noksan tek tip insan yaratır. Ayrıca çocuk devletten önce, önce kendisine, sonra da aileye aittir.

Siz tevhid-i tedrisata da karşısınız?

Evet. Ben anarşist bir yapıya sahibim. İnsanlar özgür olsun istiyorum. Bundan da bir kötülük çıkacağını sanmıyorum.

Her eğitim bir beyin yıkama… ‘Daha özgürleştirici’ bir eğitim de yok mu peki?

Özgürleştirici eğitim merkezi bir eğitim sistemiyle elde edilemez. Tam tersine… Merkezi eğitim dünyanın her yerinde bireyi kısıtlar, çerçevesini küçültür, bakış açısını daraltır.

Çocuğun beynini devlet mi yıkasın yoksa aile mi, diye konuşuyoruz. Çocuk ne ister bu arada?

Çocuk dünyaya gelir gelmez sorar, ‘Ben nerede, nasıl bir dünyada yaşıyorum” diye. Sürekli bir arayış içindedir; ‘Neye kızılır?’, ‘Neye sevinilir?’.

Çocuk bahçesi çocuklar için korkutucu bir yerdir; kaydıraklar, salıncaklar… Nitekim önce ağlarlar çocuk bahçesine gittiklerinde. Sonra anlarlar ki burası sevilecek bir yer: ‘Annem seviyor, babam seviyor, öbür çocuklar seviyor. Demek ki bu böyle bir dünya’. Çocuklar devamlı bir arayış içindedir, dünyaya “Benim beynimi yıkayın” diye gelirler.

2009/12/12

Pauli ve Sivri Dili [Cropper]

Pauli sivri dilli yorumları için her uzmanlık ve önem seviyesinde hedefler bulurdu. Eserleri kendisininki kadar parlak olmakla birlikte aynı ifade gücüne ulaşamayan Rus teorisyen Lev Landau’yla uzun bir tartışmadan sonra, Landau’nun söylediği her şeyin saçma olduğu yolundaki saptamaya itiraz etmesine şu karşılığı vermişti: “Yok canım. Hiç de öyle değil. Söylediğin şeyler o kadar karışık ki, kimse saçma olup olmadığını anlayamaz.” Pauli’nin otoriteyi hiçe sayma tutumunun başlangıcı Münih’te öğrenci olduğu yıllara kadar indirilebilir. Bir kolokyumda Einstein’ın bir yorumu üzerine, kalabalık salonun arka sıralarında şöyle bir katkıda bulunmuştu: “Bakın işte, Bay Einstein’ın söylediği, o kadar da ahmakça değil.”
Büyük Fizikçiler, sf. 305, William H. Cropper, Oğlak Bilimsel Kitaplar

2009/12/03

Çalışmayan Tuzak

Pauli efsanesine örülmüş en kalıcı katkılardan biri “Pauli Etkisi” denen şeydi. Buna göre Pauli sırf mevcudiyetiiyle laboratuar kazalarına ve her türlü faciaya yol açabilirdi. Peierls bize Pauli’nin bir laboratuara girmesiyle birlikte makinelerin bozulduğuna, vakum sistemlerinin sızıntılar yaptığına ve cam aygıtların çatladığına dair sağlam belgeli örnekler olduğunu bildirir. Pauli’nin yıkıcı sihrinin gücüne öylesine inanılırdı ki, tam treninin Göttingen Garı’nda durduğu anda bir Göttingen laboratuarında patlamaya yol açtığı iddia edilirdi. Ama bu tür talihsizliklerin hiçbiri bizzat Pauli’nin başına gelmezdi. Pauli bir resepsiyona geldiği anda bir avizenin düşmesini sağlayacak biçimde hazırlanan teferruatlı bir tuzaktan sonra, bu durumun Pauli Etkisi’nin doğal bir sonucu olduğuna artık kimsenin şüphesi kalmadı. Pauli kapıda göründü, bir palanga sıkıştı ve avize yerinden kımıldamakta diretti.

Büyük Fizikçiler, sf. 305, William H. Cropper, Oğlak Bilimsel Kitaplar

2009/12/01

"Bohr Bir Yere Kapatılmalı" [Cropper]

Bohr nükleer bombaların geliştirilmesine büyük çaplı katkılarda bulunmadı. Bir süre Los Alamos’ta kaldı ama teknik konulardan çok siyasi konulara kafa yordu. [...] Bohr’a göre, Doğu ve Batı arasında vahim bir nükleer silahlanma yarışının önüne geçmek için tek bir şans vardı: Stalin yakında bir nükleer bombanın yapılacağından haberdar edilmeli ve denetimde ona bir söz hakkı verilmeliydi. [...] Gittikçe hızlanan bir yarıştan, ancak sahici bir ‘açıklık’ siyasetiyle kaçınmak mümkündü.”

[...]

Bohr böylesine yüksek seviyede bir siyasi desteği arkasına aldıktan sonra, önerisini ciddiye almaları için Churchill ve Roosevelt’i ikna etmek gibi daha çetin bir işe soyundu. Önce Cherwell’i araya koyarak Churchill’le görüştü ama sonuç fiyasko oldu. Anlaşıldığı kadarıyla Churchill neredeyse Stalin’e duyduğu kadar bir güvensizlik içindeydi Bohr’a karşı. [...] Önerisinin ana dayanaklarını sunmasına bile fırsat bırakmadan Bohr’la görüşmeyi sonlandırdı Churchill.

[...]

Böylece sonuçta Bohr’un açık bir nükleer siyasi vizyonundan hiçbir şey çıkmadı ve daha da kötüsü, güvenilirliği tartışmalı hale geldi. Chuchill bunu Cherwell’e şöyle ifade etmişti: “Başkan ve ben Profesör Bohr konusunda çok kaygılıyız. Bu işin içine nasıl girdi? Halkı bilgilendirmenin acayip bir savunucusu. Başyargıç Frankfurter’e yetkisi dışında sırlar vermiş ve o da bütün ayrıntıları bildiğini söylerek Başkan’ı ürkütmüş. … Neler oluyor böyle? Bana öyle geliyor ki Bohr bir yere kapatılmalı ya da müthiş suçlar işlemenin çok yakınına geldiği bir biçimde kafasına sokulmalı.”
Büyük Fizikçiler, sf. 303, William H. Cropper, Oğlak Bilimsel Kitaplar