2009/08/23

Eğitim Çıkmazı ya da İnsanların Kokuşmuşluğu

Bugüne kadari iyi-kötü elit okullarda okumuş topluluktan herkesin garipsediği hatta karşısında utanmadan kahkahalar attığı öğrenci videoları geziyor ortalıkta. Bu videolarda genelde malzeme ilkokul öğrencileri oluyor. Öğretmenden ölesiye korktuğu için yalan söyleyenler yahut çok basit işlemleri yapamayanlar sanki bu ülkede çok nadir bulunuyormuş gibi video sitelerinde paylaşılıyor, afişe ediliyor; üstüne bir de dalga geçilip, geyik malzemesi yapılıyor. Halbuki bu durum Türkiye’deki öğrencilerin çoğunluğunda mevcut. Liseye gelip de ondalık sayı kavramını bilmeyen, çarpım yapmanın mantığını dahi kavrayamamış yüzbinlerce öğrenci var. Gözlerimle gördüklerim de çok fazla.

İnsanların böyle çarpık bir zihniyete prim vermelerini anlamıyorum. Örnek olarak şu videoyu verebiliriz:


Bu videoda öğrenciler öğretmenden bir sebepten (bilemiyoruz sebep nedir) ölesiye korkuyorlar. Ve yapmakla yükümlü oldukları bir işi yapmadıkları için de birbirlerini suçluyorlar. Öğretmenden korkmalarının muhtemel sebebi dayak (ya da çeşitli öğretmen işkence taktikleri). Ve öğretmen ancak dayak atabilecek kadar aciz zihniyetine yaraşır şekilde çocukların bu halini videoya çekiyor ve internette paylaşıyor.

Buraya kadarı tam bir yüzsüzlük örneğidir. Fakat daha da fenası bunun Facebook profillerinde esprilerle paylaşılmasıdır. Üniversitede okuyan insanlar bile bu videodan çıkarılacak dersleri ve bu durumu yaratan muhtemel sebeplerini düşünmek istemiyorlar. Dahası böyle pişkin bir öğretmene yalvarmak zorunda kalan çocukların yerine bile koyamıyorlar kendilerini. Çünkü muhtemelen çevremizdeki çoğu insan ilkokulda buna benzer muamele gördüğünden, izlediği videoyu tamamen normalleştiriyor. Bu olayda bir sorun göremediği için de, çocuğun hocayı kandırmaya çalışmasını yahut arkadaşının üstüne suç atmaya çalışmasını ancak komik bulabiliyor. Zira videonun ilk yayınlandığı alkışlarlayaşıyorum sayfasında da durum aynı. Video üzerine espriler döndürülmüş.

Daha önceki bir yazımda ilkokulda çarpım tablolarının ezberletilmesi saçmalığına değinmiştim. İnternette bu sıralar bu eylemin muhtemel sonucunu resmeden trajik bir video daha dolaşıyor.


Bu videoda da başkahraman çocuk ezberden okumaya çalıştığı çarpım tablosunu okumayı beceremiyor. 1 kere 1 = 2 demesinden anlaşılacağı üzere düşünme şekli tamamen ezber üzerine kurulmuş. Yine bu öğrenciyi bu hale getirmeyi başaran pişkin öğretmen kamera ile durumu internette anonim hale getirmiş. Bu videoyu ilk kez Facebook’tan izledim. Facebook sayfasında yapılmış yorumlar şu tarzda:

“eheu:D:D”

“ewt :D:D 5 kere 5 16.. daha öğrenmem gerken çok sey varmş:D”

Videoyu üşenmeden Youtube’da arattım. Youtube arama motoruna “çarpım tablosu” yazınca ilk sırada çıkan bu videonun tartışma kısmına geldiğimde ise iyice kendimden geçtim. İlk sayfalar Facebook’takinden daha tercih edilir bir yaklaşım olarak, öğretmene edilen küfürlerle doluydu. Fakat son yazılanlar dalga geçmeyi aratır şekilde iğrençleşmişti. Birkaç kendini bilmez, çocuğun etnik kökenine atıf yaparak, insanlıkla bağdaşmayacak sözler ediyorlardı.

İnsanlardaki analiz yoksunluğu, daha doğrusu duyarsızlığın ve umursamazlığın en uç noktası olarak yorumlanabilecek bu hezeyanlar bu topluma dair hepimizin düşünmesi gereken çok önemli işaretler aslında. Ortada eğitim sisteminin ne halde olduğunun açık kanıtı olan böyle videolar (ve milyonlarca insan) varken, birilerinin çıkıp dalga geçmesi, başka birilerinin de olayı ırkçılığa kadar vardırması içinde yaşadığımız toplumun ne denli tehlikeli, vurdumduymaz, pasif ve düşüncesiz olduğunu belgeliyor. Aslında hepimizin ürpermesi gereken korkunç bir sessizliği, kabullenmişliği açıkça ortaya seriyor. Okumuş insanların dahi bu videoları espri malzemesi yapabilmesi, eğitim denen şeyin neyi nereye vardırabileceğini kestirememesi ve bu durumun böylesine normal karşılanması (özellikle üniversiteli camiada) insanı içinde yaşadığı ülkenin geleceğine dair karamsar düşüncelere itmeye fazlasıyla yetiyor.

Peki yapılması gereken nedir? Bana göre bir şey açık: Bu insanlardan umut kesilmeli. O Facebook yorumlarını yapanlar, Youtube’da ırkçılık yapanlar zaten yitip gitmiş insanlar; sağda solda memleketi kurtarmak için ağızlarını her türlü seviyesizlikle açıp, bu konulara gelince geyik yapan kişiler bunlar. Öğrenci kurtarılacaksa, önce öğretmen ıslah edilmeli. Ve öğretmenlik kurumu düzenlenmeli, bugün kadroları dolduran onlarca niteliksiz öğretmen temizlenmeli. Müfettişler sıkı çalışmalı ve yukarıda durumların yaşandığı okullarda, bu durumdan sorumlu olan öğretmenlerin meslekten çıkarılmasına kadar cezalar verilmeli. Ardından öğretmenliğin “devlete kapağı atmak” şeklindeki konumu düzenlenmeli, sıkı bir liyakat sistemi getirilmeli (Bugün olduğu gibi eş-dost ilişkisine dayanan tarzda liyakat sistemi değil tabii). Hatta pasif kalan ve başarısız olan öğretmenlerin sözleşmesine son verilmeli. Öğretmenlerin (ve tüm devlet memurlarının) içinde bulunduğu rahatlık balonu patlatılmalı, insanlar çalışmaya zorlanmalı.

Tabii ki nihai hedef bu değil. Bu sadece bir ara çözüm. Kalıcı çözüm olarak ise, toplumda eğitim yüceltilmeli ve bir huzurlu bir toplumun ne askeri güç, ne ekonomi; sadece eğitimle yaratılabileceği anlaşılmalı. Bilinçli insan yetiştiği sürece zaten kimsenin bir şeye zorlanması gerekmeyecektir.

Tabii bunlar ütopyadır ama biz yazdık dursun. Belki bu yazıyı okuyan birisi Milli Eğitim Bakanı olur, belli mi olur?

2009/08/05

Düşünmek Bu Kadar Zor mu?

Dün gece sabah 5′e kadar eski Siyaset Meydanı programlarından birini izledim. Tiksindirici ve sahte program yönetimiyle Ali Kırca’ya katlanmak epey zordu ama en zoru değildi. Programın konusu Din ve Bilim idi. Konu kaçınılmaz olarak evrime geldi.

Ben şimdi bu konulara girmeyeceğim (Zaten uzmanlık alanım da değil). Fakat geçen birkaç diyalogu ufakça analiz etmek istiyorum.

Evrim tartışması olunca haliyle dünyanın yaşı tartışmasına girildi. Şu diyalog ibretlikti:

A- Dünyanın yaşı 4.5 milyar, …
B- Nereden biliyorsunuz canım 4,5 milyar olduğunu?
A- Çünkü ölçüyoruz, bakın radyoaktivite…
B- Bırakın şimdi onları nereden biliyorsunuz, 4.5 milyar yıl öncesini görebilecek misiniz?

Bunların ardından aynı B kişisinin sık sık şuna benzer sözler söylemesi hayli ilginçti:

B- Şimdi insan 3 aylık olduğunda ona ruh üflenir. (Nereden biliyor? / KA) Ruh üflendikten sonra bebek her şeyi hissetmeye başlar. Annesinin, babasının davranışlarını sezmeye başlar; biliyorsunuz bu bilim insanlarınca ispatlandı artık. (Bilim insanları nereden çıkarmış bunları, gözleriyle mi görmüşler? Hayret bir şey! / KA)

Son vurguya dikkat. Bir adım öncesinde bilimi topyekün reddedebilen anlayış, bir adım sonra onu argüman olarak kullanabiliyor. Hem de epey prestijli (?) bir ilahiyat profesörü bunu yapan. Belli ki içinde bulunduğu mantıksal tutarsızlığın farkında değil; bırakın farkında olmayı, kendisinden farklı düşünen herkesin mantıksız olduğunu iddia edecek kadar da büyük bir bilgin havasında.

Başka bir güzel anektod da şöyleydi:

A- Biliyorsunuz ilk alet kullanan insan bundan … milyon yıl önce ortaya çıktı.
B- Nereden biliyorsunuz canım bunu? Gözünüzle mi gördünüz bu kadar eminsiniz?
A- Bunu bilebiliyoruz, bakın yerin jeolojik katmanları vardır …
B- Ölçme yöntemleriniz yanlışsa ne olacak?

Bir tane daha:

A- Bakın Karadeniz bundan sekiz bin yıl önce 140 metre aşağıdaydı (Bir tür jeolojik afetten söz ediyor / KA).
C- Ne olacak, bir ay öncesine kadar bizim barajlarımız da boştu, yağmur yağdı doldu.

Gecenin en sığ muhabbeti de (ki bu tanım söz alan bir üniversite öğrencisinindir ama ben de sonuna kadar katılıyorum) şuydu:

B- Senin bana bir milyon TL borcun var desem, ne dersin?
A- Belgelerini göster, çek, senet bir şey vardır muhakkak.
B- Haa, bak kanıtı benden bekliyorsun. İşte ben de kanıtı senden bekliyorum.

Ali Kırca denen sunucuya gelince, Sicim Teorisi konulu program yapsa izlemem artık.